'Sokak tiyatrosu pandemiden borçlu çıktı!'

Yol Sahne oyuncusu Özgün Kaya ile yaptıkları çalışmaları, sokak tiyatrosunun önemini, pandemi sürecinin etkilerini konuştuk. Kaya, salgından borçla çıktıklarını ve zor bir sürecin beklediğini belirtti.

KÜLTÜR SANAT 07.07.2020, 16:10 07.07.2020, 16:18
'Sokak tiyatrosu pandemiden borçlu çıktı!'

Sokak tiyatrosu sayesinde toplumun her kesimine çok daha etkin ulaşılabileceğini ve bu çağda insan olmanın zorluklarını tiyatroyla söylemek isteyen bir ekip olduklarını vurgulayan Yol Sahne oyuncusu Özgün Kaya ile söyleştik.

Baştan başlayalım isterseniz, Yol Sahne'nin kuruluşu nasıl oldu?

2015 yılında “Yol sahne!” düşüncesiyle başladık. “Ceza Odası” adlı oyunla birçok yerde, birçok kez seyirciyle buluştuk. Gezi Direnişi’nin gücüyle, tiyatronun bize bir araç olması haliydi bu başlangıç. Ceza Odası haksız gerekçelerle içeri alınan arkadaşlarımızın hikayesiydi. Biz tiyatroyu biliyorduk ve derdimizi anlatmak için onu kullanabilirdik. Önceleri çalışma mekanımız değişkendi. Evlerde, kafelerde, parkta vs. çalışıyorduk. 2018 yılında bir atölye/ sahnemiz oldu.

‘SOKAK GERÇEKTİR’

Sokak sizin için çok önemli bir yerde duruyor, bu önemden bahseder misiniz?

Oyunlarımızı çalışırken atölyede en çok konuştuğumuz şeylerden biri “tamam yapalım da sokakta nasıl olacak” konusudur herhalde. Sahnenin büyüselliği, sahne elemanlarının oyuncuya, seyirciye etkisi yadsınamaz. Ancak sokak canlıdır ve gerçektir. Toplumun her kesimine çok daha etkin ulaşabiliriz. Sadece anlatıya özel de değil, sokağın biçimsel olarak da kendine has yapısı vardır. Çünkü sokakta, sahnede olduğu gibi seyirciyle bir anlaşma yapamıyorsunuz. Çıplaksınız… Beğenmeyen yuhalayabilir, çekip gidebilir, fiziksel müdahalede bulunabilir, beğenen seyirci oyunu alkışlayıp ıslıklayabilir, oyuncuyla diyaloğa girebilir. Her anlamda, direkt bir anlatım mevcuttur. Dönüşleri de direkt alırsınız. Örneğin, parkta oynadığımız bir oyunda, oyun dramaturjisi gereği adını söylemediğiniz bir gerçek karakterin, seyirci tarafından adının söylenmesi, bizi çok etkilemişti. Toplumsal hafızaya güvenmek için yanıp tutuştuğumuz bu günlerde içimize umut serpilmişti. Bunun gibi işte… Kuş sesine hasret kaldığını söyleyen karakter için kuş sesi yapanlar, oyuna kendiliğinden katılan ve karaktere yardım etmeye çalışan çocuklar sokağın bizi çeken tarafıdır. Ayrıca tartışmalarda dönüp dolaşıp geldiğimiz şey, sık sık, dört kişilik bir ailenin tiyatroya nasıl maddi imkan bulup gideceği oluyor. Aynı biçimde bir öğrencinin, işçinin, emeklinin… Bunu konuşmaya mecburuz. Çok büyük bir kesimin asgari ücretle çalıştığı, devletin belirlediği açlık sınırının altında kaldığı bu ülkede bunu konuşmadan devam edemeyiz.

‘PAYLAŞTIKÇA ÇOĞALIYORUZ’

Oyun seçimlerinizi ve biçimlerinizi neye göre belirliyorsunuz, hayata ve sanata yaklaşımınızı şekillendiren felsefeniz nedir?

Gündeme dair, bu çağda insan olmanın zorluklarına dair söyleyeceğini, tiyatroyla söylemek isteyen insanlardan oluşan bir ekibiz. Oyunları ve biçimlerini bu ihtiyaca cevap verecek şekilde seçiyoruz. Dünya tiyatrosunun birikiminden yararlanırken yenilikler için arayışımızı deneysel çalışmalarla sürdürüyoruz. Tecrübe aktarımıyla ilerleyen bir ekibiz. Aramıza yeni katılan arkadaşlarımıza, tecrübe aktarımı yaparken paylaşmayı, paylaştıkça çoğalmayı istiyoruz.

‘OYUNLAR YARIDA KALDI!’

Oynadığınız, çalıştığınız oyunlardan da bahsedelim biraz. Pandemi öncesi oynadığınız, çalıştığınız hangi oyunlar vardı?

Pandemiden hemen önce Osvaldo Dragun’un yazdığı “Güney Afrika’daki Veba Salgınından Kendini Sorumlu Tutan Pançito Gonzales’in Öyküsü” adlı oyunun ilk gösterimini yapmıştık. Oyun kapitalist düzenin tüm vahşiliğini gözler önüne seren, insan hayatıyla nasıl oynadığını anlatan bir oyundu. Sahneleyemeden pandemi ilan edildi. Eş zamanlı, Samed Behrengi’nin öyküsünden oyunlaştırdığımız bir çocuk oyunu da çalışıyorduk. Bir şeftali ağacının, köy ağasına şeftalilerini neden vermediğini ve bu uğurda mücadelesini anlatan, yoksul çocuğun niçin tedbirli olması gerektiğini, değişimin doğadaki ve dolayısıyla insandaki yerini irdeleyen tek perdelik bir çocuk oyunuydu, yarıda kaldı.

ZORLU PANDEMİ SÜRECİ!

Pandemi sürecinden nasıl etkilendiniz?

Çoğunluğu öğrencilerden oluşan bir ekibiz. Bu süreçte, çoğumuz ailelerinin yanına dönmek zorunda kaldı. Sürecin ne zaman biteceğini kestiremediğimiz için çalışmalarımıza kısıtlı da olsa online biçimde devam etme kararı aldık. Samed Behrengi’nin “Bir Şeftali Bin Şeftali” adlı öyküsünden yola çıkarak hazırladığımız çocuk oyunumuz vardı. Sahne alamadan pandemi ilan edilmişti. Onu, oldukça değiştirerek fakat genel hatlarıyla radyo tiyatrosu diyebileceğimiz bir formatta çalıştık. Pandemi sürecinde her hafta, perşembe günleri, dijital bir platformda, herkese açık, isteyenin okuyabildiği ya da sadece dinleyebildiği oyun metni okumaları yapıyoruz. Üretimimizi sürdürmeye çalışırken pandemi sürecinin tüm ağırlığını da yaşıyoruz. Atölyenin kirası, sabit giderleri bizi zorluyor. Zaten zar zor geçiniyorduk bir de üzerine oyunları sergileyememek bizi iyice çözümsüzlüğe itiyor. Bunun için devlet tarafından herhangi bir ödenek çıkarılmayacağını, sanata -tabi ki muhalif sanata- destek olunmayacağını biliyorduk. Süreci en hasarsız biçimde atlatmayı, atölyemizi kaybetmemeyi ve bir an önce üretime dönmeyi umuyoruz.

‘YASAKLARA KARŞI…’

Pandemi tiyatro camiasında bazı mesleki birliktelikler doğurdu, bu oluşumları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hepsini yakından takip ediyoruz. Üzerine çok konuştuğumuz bir konu bu. Ortak sorunların insanları bir araya getirdiği aşikar, pandemi bunun için hızlandırıcı bir vesile oldu belki, fakat özellikle sanat alanında her geçen gün artan sansür ve yasaklara karşı daha fazla dayanışmalıyız.

‘BORÇLA DÖNECEĞİZ!’

1 Temmuz itibariyle tiyatrolar açıldı. Hem bu durumun hem de pandemi sonrası tiyatroya dönüşün nasıl olacağını düşünüyorsunuz?

Bir kere, birikmiş borçlarla döneceğimizden eminiz. Ne yazık ki “1 Temmuz’da sahneleri açtık ya, çalışın, borçlar kapansın, ekonominiz düzelsin” olmaz bizim için. Bizi zor zamanlar bekliyor olacak.

‘DÖNÜM NOKTASI…’

Pandemi sonrası güncellenen dünyada tiyatronun biçimsel, teknolojik ya da başka bir şekilde bir etkileşim veya yenilik yaşayacağını düşünüyor musunuz?

Evet düşünüyoruz. İnsan ne yaşarsa tiyatro bundan etkilenir diye biliyoruz. Dünya tiyatro tarihine baktığımızda, tiyatronun topluma organik, yakın bağlarla bağlı olduğunu görüyoruz. Yaşanan tüm olayların, travmaların, mutlulukların tiyatroya yansıması mutlaka görülüyor. Bu yüzden bir oyun ele alınırken mutlaka yazıldığı dönemi, yazarının yaşamını inceliyoruz. Oyunu anlamlandırmaya, ele alış biçimine bunlar doğrudan etki ediyor. Ayrıca sanatın her alanı için savaşlar, ekonomik krizler, salgınlar çoğu zaman dönüm noktası olmuştur.

‘TİYATROYU YALNIZ BIRAKMAYALIM’

Son olarak İzmir'de tiyatro yapmak nasıl sizin için ve İzmir seyircisine ne söylemek istersiniz?

İzmir’de, İstanbul ve Ankara’ya göre daha az özel tiyatro var. Oyun çeşitliliği ve etkileşim açısından biraz dezavantajlı bir durum. Ancak yine de ülkenin birçok şehrine göre şanslı olduğumuzu biliyoruz. Tiyatronun olmazsa olmazı seyircidir. Sahne, ışık, söz çıkarılabilir belki tiyatrodan ama seyirci çıkarılamaz. Tiyatronun başlangıç kuramlarına kadar gidip baksak, ritüellerde güneş, ay, herhangi bir tanrı, her kime sesleniliyorsa onun izlediğinden emin bir şekilde devam eder etkinlik. Yaşadığımız çağda hayatımızın her alanında bağımlı olduğumuz ekranlara karşı tiyatro devam ediyorsa, yapılan işin canlılığından, oyuncu ve seyircinin oyun esnasındaki etkileşimindendir. Tiyatroyu sokakta, parklarda, okullarda, sahnelerde yalnız bırakmayalım ki tiyatromuz yaşasın!

Yorumlar (0)
Günün Karikatürü Tümü
banner96
banner178
35°
açık
Anket Tümü
'Yeni normal'e geçişi erken buluyor musunuz?