Şirince’nin Dali’si: ‘Özgünlüğümü bu coğrafyada koruyabiliyorum’

Uğur Berkay Şenerken, genç bir sanatçı. Şirince’de yaşıyor ve ürettiği eserlerle çok kısa zaman içerisinde hem Şirince’de hem de İzmir’de dikkat çekmeye başladı. İzmir’in en güzel köşesinden dünyaya eserleriyle seslenen Şenerken’le sıcak bir Haziran gününde keyifli bir sohbet için buluştuk

KÜLTÜR SANAT 29.06.2020, 10:09 29.06.2020, 10:21
Şirince’nin Dali’si: ‘Özgünlüğümü bu coğrafyada koruyabiliyorum’

Gazetemiz yazarlarından Mehmet Kuzu, Şirince’nin Dali'si olarak bilinen genç sanatçı uğur Berkay Şenerken ile söyleşti.

İlk olarak bize kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz? Kimdir Uğur Berkay Şenerken?

1987 yılının Ocak ayında İstanbul’da doğdum. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü mezunuyum. Ajanslarda sanat yönetmenliği yaptım. Özgün eserler üretebilmek için çok fazla araştırma yapmak yerine kült eserlere odaklanıyorum; kendi çizgimi zihnimdeki soyut imajlarla özgün işlere imza atmayı hayal ediyorum. Sanatla iç içe olmanın yanında doğadan ilham alıyorum. Çocukluğumdan beri Şirince hayatımda var, son beş yıldır sürekli dünyanın bu güzel köşesinde yaşıyorum. Sanat uğraşımın yanında dağcılık, motosiklet, müzik ve gastronomiyle yoğun zaman geçiriyorum. Tüm bunlar sanatımın bütünselliğini sağlamamda yardımcı oluyor ve yaşamımın bileşenlerini oluşturuyor.

İLK ESERLER RESİM ALANINDA

Yeteneğiniz ilk ne zaman fark edildi? İlk olarak hangi alanda yeteneğiniz ve yaratıcılığınız öne çıktı?

Lisede grafik bölümü okudum. Eğitimim sırasında son yıl stajımı yaptığım ajansın sahibi ortaya koyduğum işlerde eserlerimin özgünlüğünü fark etti. İlk olarak onun yorumlarıyla ailem de farklı bir yeteneğim olduğunu fark etti. Aldığım yorumlar arasında öğrendiğim en önemli şey görsel yeteneğimin güçlü olduğu ve farklı tür eserlerimde de bu görsel yetenek etkisini yansıttığım söyleniyor. Sadece çizimle ilgilenmiyorum. Çizim yanında endüstriyel tasarım, fotoğraf ve ahşap eserler üretiyorum. Sanatın farklı alanlarında etkin olmak ve zihnimdeki o özgün soyut formların ürüne dönüşmesi beni çok tatmin ediyor. Bu döngü yaşam enerjimi oluşturuyor. Yeteneğimin yansıdığı eserler ilk olarak resim alanında öne çıktı. Resimlerimin yaratıcılık boyutu olanı olduğu gibi çizmek yerine, gördüğümü zihnimdeki filtrelerimden geçirip kendi özgün, naif modelimi resmime aktarıyorum. Olabildiğince fırça kullanmıyorum, benim eserlerimdeki en yakın arkadaşım kalemlerim. Fırçaya çok ihtiyacım olursa zemin alanlarını renklendirmek için kullanıyorum. Kalemlerim çeşitli, dolayısıyla karışık teknik kullanarak yaratımlarımı gerçekleştiriyorum.

Şirince’ye yolunuz nasıl düştü?

Ailem sayesinde Şirince ile tanıştım. Ben üç yaşındayken ailem Şirince’de bir arsa satın aldı ve buraya bir yapı inşa edildi. Özüne uygun şekilde Şirince mimarisini yaşattığımız bir kafemiz var. Ailem 2004 yılında Şirince’ye temelli yerleşti. Üniversiteden sonra ilk olarak İstanbul’da çalışmaya başlamıştım. Şirince doğduğumdan beri hayatımda vardı diyebilirim. Şirince’yle büyüdüğüm için köyün doğasından ve sanat eseri formunda olan düzeninden ilham aldığımı söyleyebilirim. Şirince’nin enerjisi eserlerime yansıyor. Özgünlüğümü bu coğrafyada koruma altına alabildiğimi hissediyorum.

‘TOPLUMSAL BİR GİRİŞİM’

Maada’nın hikâyesini paylaşır mısınız?

Maada sözcüğü eski Türkçede “başka” anlamına geliyor. Eserlerimin de başka bir boyutu olduğunu düşünerek bu isim altında yaratımlarımı topluyorum. Maada sadece bir ürün ya da bir eser için çatı değil pek çok farklı alanlardaki üretimlerimi hatta düşünsel arka planımı da yansıtan bir girişim. Maada, beni ve yaşama bakışımı anlatan toplumsal bir girişim de aynı zamanda. Topluma bakışımı, çözüm odaklı sanat ruhunu Maada aracılığıyla herkesle paylaşıyorum. Sanatın paylaştıkça zenginleşeceğine inandığım için inandığım değerleri ve düşüncelerimi filtresiz aktarıyorum.

‘PLANLARIM YOK’

Son olarak bize gelecek projelerinizden bahseder misiniz?

An’da kalmayı ve an’a odaklanmayı her zaman seviyorum. Geleceğe dair büyük ya da stratejik planlarım yok, böyle planlar yapmaktan olabildiğince uzağım. Plan yapmak ya da proje sözcüğü benim sanatıma uymuyor. Anlık gördüklerim, yaşadıklarım, duyduklarım ya da düşündüklerim eserlerimin ortaya çıkmasına yardımcı oluyor. Eserlerim çok yönlü. Yeri geliyor yaratımlarım mobilya tasarımı olarak, yeri geliyor tablo olarak ortaya çıkabiliyor. Yalnız şunu ekleyebilirim. Çok yakında baba oluyorum. Bu duygu inanılmaz heyecan verici ve yaşamımda bu sefer bambaşka bir boyut açılıyor. Neler ortaya çıkacağını hep birlikte göreceğiz.

Böylesine keyifli bir röportaj için İz Gazete ailesi olarak size çok teşekkür ederiz. Bebeğinizin sağlıkla dünyaya gelmesini dileriz.

Yorumlar (0)
Günün Karikatürü Tümü
banner96
banner178
23°
açık
Anket Tümü
'Yeni normal'e geçişi erken buluyor musunuz?