''İçtenlikle ‘Yıldız Tozu Şarkıları’ söylemek lazım''

Usta besteci Cem İdiz, ‘Yıldız Tozu Şarkıları’ kitabını hazırlarken kızından da destek aldığını belirterek, çocuk tiyatrolarında enstrümanların canlı olarak çalınmasının hayat değiştireceğini söyledi.

KÜLTÜR SANAT 09.12.2020, 14:15 09.12.2020, 14:20
''İçtenlikle ‘Yıldız Tozu Şarkıları’ söylemek lazım''

Seval Deniz Karahaliloğlu- Yıldızları kucak kucak toplamak, tozlarını gökyüzüne savurmak ve bulutlarla dans etmek istiyor insan. İçimizdeki çocuk dile geliyor şarkılara katılıyor hep birlikte söylüyoruz. Bu coşkuyu yaratan tiyatro müzikleri yapan usta besteci Cem İdiz. ‘Yıldız Tozu Şarkıları’ çocuklar için Cem İdiz tarafından bestelenmiş bir albüm kitap. 14 şarkının yer aldığı bu albüm kitap notalardan oluşuyor. Tiyatro oyunlarına müzik yapmakla başlayan müzik serüveninden günümüze doğru uzandık ve çocuk şarkıları kitabını nasıl hazırladığını Cem İdiz’le konuştuk.

Çocuk şarkıları kitabı çıkarma fikri nereden çıktı?                                                          

Konservatuarda, müziğe yeni başlayan, küçük öğrencilerimden esinlendim.  Onlarla kurduğum iletişim o kadar güzeldi ki, bu beni onlar için müzikler yapmaya itti. Onlardan ilham aldım. Çocuklarla birlikte çok güzel müzikler ürettim.

Yıldız Tozu Şarkıları adını kitaba kim koydu ve kitapta kızınız Elif İdiz’in büyük katkısı var. Öyle değil mi?                                                                                    

“Kitabın adını ne koyalım?” diye ilk olarak Süreyya Kilimci’ye sordum. “Yıldız Tozu Şarkıları olsun” dedi. Kızım Elif İdiz kitapta yer alan şarkıları seslendiriyor. Kitapta bir de şarkıların seslendirildiği CD yer alıyor. Elif İdiz’in seslendirdiği ‘Masallardan Korkulmaz’ şarkısını da kitaba aldık. Masallardan Korkulmaz şarkısının sözü kızım Elif İdiz’e bestesi bana ait. Şarkıda ormandan korkan bir çocuğun öyküsü anlatılıyor. Ayrıca kitapta yer alan Orhan Veli Kanık’ın ‘Ağaç’ şiirinin bestesi bana ait, kızım Elif İdiz’de şarkıyı seslendirdi.

‘HAYATLARI DEĞİŞİR’

Yıldız Tozu Şarkıları kitabını hazırlarken nelerden esinlendiniz?                                          

Kitapta yer almayan ama sahnede canlı müzik yapılmasının önemini göstermesi bakımından ‘Kırmızı Başlıklı Kız’ masalını anlatan ‘Peter ve Kurt’ müzikli öyküsü vardır. Burada Sergey Prokofyev’in müzikli anlatımı yer alır. Prokofyev orada enstrümanları çocuklara tanıtır. Klarnet ördek sesi çıkarır, flüt kuştur, kornolar kurt olur. Çocuklar enstrümanlarla hayvanlar arasında paralellik kurar. Kafamda hep bunlar dönüp duruyordu, bunlardan esinlenerek Yıldız Tozu Şarkıları kitabını hazırladım.

Çocuk oyunlarının müzikleri neden özellikle sahnede canlı olarak yapılmalı?                       

Çocuklar enstrümanları sahnede canlı görmelidir. Bu çok önemli. Çocuk oyunlarında maliyeti düşürmek için ucuz olsun diye canlı müzik yerine banttan müzik veriyorlar. Çocuk Tiyatrosuna gelen çocuklar sahnede canlı olarak çalan bir flüt, bir gitar görseler hayatları değişir. Banttan müzik vereceklerine sahnede bir kaval olsun, gerçek müzik olsun yeter. Paraları piyanoya yetmiyorsa, bir gitar, bir kaval çalınabilir. Evlerinde ürettikleri kıytırık müzikleri banttan dinletmek müzik kirliliğine yol açıyor. Pedagojik değil. Oyunun müziklerini yaparken danışacakları profesyonel danışmanları yok. Bu da müzik açısından kirliliğe yol açıyor. Bu bana kandırmaca gibi, sahtekarlık gibi geliyor. Bu nedenle, çocuk oyunlarında bant müzik kullanılmasından nefret ediyorum.

‘MÜZİK YAPMAMI İSTEDİ’

Tiyatro Müzikleri yapmaya nasıl başladınız? İlk yaptığınız çocuk oyunu müziğini hatırlıyor musunuz?                                                                             

Tiyatro müzikleri yapmaya çok erken yaşlarda başladım. Konservatuarda Tiyatro Bölümünden arkadaşlar sene sonu oyunlarında benden oyunlarına müzik yapmamı isterlerdi. Mesela Şakir Gürzamar sene sonunda bitirme sınav parçasına müzik isteyince bu benim çok hoşuma gitmişti. İngiliz yazar Noel Coward’ın ‘Kırmızı Biberler’ adlı müzikli oyunundan bir parçaydı. Noel Coward aynı zamanda bir müzisyen, kendi oyunlarının müziklerini kendisi yapıyor. 1978 yılı, öğrencilik yılları Şakir Gürzamar’ın bitirme sınav parçası için hazırladığım müzikle jürinin karşısına çıktı. Jüride Türk Tiyatrosunun efsane isimleri vardı. Macide Tanır, Asuman Korad, Cüneyt Gökçer, Semih Sergen, Bozkurt Kuruç, Nurşen Girginkoç’dan oluşan bir jürinin karşısında sınav verdi.  Daha sonra, Şakir Gürzamar Ankara Belediyesi’ne girdi. Çocuk Tiyatrosunun başına geçti ve Sanat Yönetmeni oldu. Benden ‘Bir Şeftali Bin Şeftali’ çocuk oyununa müzik yazmamı istedi, yazdım ve ilk defa yazdığım müzikten para kazandım. 

Siz bestelerini yaptığınız bazı oyunlarda sahnede piyanoyu kendiniz çalıyorsunuz. Bu esere değer katan ve oyunu izlerken insana keyif veren çok özel bir durum. İlk defa bestelerini yaptığınız hangi oyunda sahnede piyano çaldınız?                                                                                       

1980 yılında Almanya’dan Kerim Afşar geldi. Türkiye’de ‘Atatürk’ün sesi’ diye tanınır. Sait Faik’in öykülerinden ve Orhan Veli Kanık’ın şiirlerinden oluşan ‘Yaşasın Edebiyat’ diye bir sahne gösterisi düzenlemişti. Bu oyunun müziklerini yapmamı istedi. Bu sahne gösterisinin hem müziklerini yaptım hem de sahnede piyanoyu kendim çaldım. Oyun Ankara Sanat Tiyatrosunda sahnelenmişti. Başladığımda 19 yaşındaydım. Tiyatro müzikleri maceram böyle başladı.

‘ÇOCUKLAR İÇİN MÜZİK YAPIYORDUM’

Çocuk Tiyatrosu için müzikler yapmaya nasıl başladınız?                                                                                                

Kitapta yer alan ‘Bademcik’ şarkısının söz yazarı Ali Meriç, Antalya Devlet Tiyatrosunda oyuncu ve yazar olarak görev yapıyor. Oyunculuk konusunda ödülleri olan bir oyuncu. Ali ile ben Ankara Sanat Tiyatrosu yıllarından beri tanışıyor ve birlikte çalışıyorduk. 1976 yılında Salih Kalyon Ankara Çocuk Tiyatrosunun kurdu. Orada Ali çocuk oyunlarında oynuyordu. Ben de Ali’nin oynadığı oyunlara çocuk şarkıları yazıyordum. Oyunlarda Adile Naşit, Derya Baykal, Uğur Yücel oynuyordu. O dönemlerde, Hürriyet Çocuk Tiyatrosu’na sağlıkla ilgili bir çocuk oyunu için müzikler yapmıştım.

Siz çok sayıda çocuk oyununa müzik yaptınız. İlk aklınıza gelenler hangileri?                                                                                                             

Nilbanu Engindeniz’in sahneye koyduğu Samed Bahrengi’nin ‘Küçük Kara Balık’ oyunun müzikleri, Turgut Özakman’ın sahneye koyduğu ‘Ak Masal Kara Masal’ isimli oyunun müziklerini, ‘Define Adası’ oyununun müzikleri ve Meral Erbil’in yazdığı ‘Yağmurla Gelen’ oyununun müziklerini yaptım. Ayrıca ‘Yıldız Tozu Şarkıları’ kitabında Samed Bahrengi’nin ‘Kara Balık’ şarkısı da yer alıyor.  

‘BİRLİKTE KARAR VERİRDİK’

Turgut Özakman’la birlikte çalışmaya nasıl başladınız?                                                                

Turgut Özakman’la ilk olarak ‘Ah, Şu Gençler’ oyununda çalıştık. Sonra, ‘Bir Şehnaz Tango’ oyununu yaparken şarkıları birlikte yazdık, birlikte çalıştık. O bir sahne bitiriyor bana veriyordu, ben de o sahnenin şarkılarını yazıyordum. Bir Şehnaz Oyun’da oyunun bir yerinde ‘Buraya şarkı yazalım’ dediğimde önerilere hep açıktı. Oyunun yönetmeni Engin Orbey’le birlikte üçümüz oyunun üzerinde hep beraber çalışırdık, şarkı yazalım derdik, üçümüz birlikte karar verirdik.

Siz Haldun Taner gibi büyük bir usta ile de çalıştınız değil mi?                                                

Haldun Taner ‘Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’ oyununu ilk önce müzikal olarak yazmıyor. Oyunda o zamanlar Vicdani rolünde Ulvi Uraz oynuyordu. Erol Günaydın, Ahmet Gülhan, Ergun Orbey, oyunun müzikal olmasına karar veriyorlar. ‘Bir Şehnaz Oyunu’nu yeni bitirmişiz. Ergun Orbey ‘Ben çok memnun kaldım’ diyerek oyunun müziklerinin bestelenmesi için beni öneriyor. Yıl 1984, beni İstanbul’a götürüyorlar. Beni İstanbul’da Haldun Bey’in evine götürdüler. ‘Bestecimiz’ diyerek beni Haldun Bey ile tanıştırdılar. Oyunun müzikal olmasına karar verdikleri için oyunun sahnedeki müzik yerleri saptandı. Haldun Beyin eşi Demet Taner piyanisttir. Yani evlerinde piyano vardı. Ahmet Gülhan ve Erol Günaydın’ın da evinde piyano vardı. Beni aralarında paylaştılar. O gün neresi müsaitse gidip orada çalışıyordum. Piyanoya oturup bestelerini yapıp hemen koşa koşa provaya giderdim. Oyun İstanbul’da Şan Tiyatrosunda oynanıyordu. Pekcan Koşar Efruz’u oynuyordu. Hatta ben tiyatroya geldiğimde, beni görür görmez hemen ‘Cem yeni müzikler var mı?’ diye soruyorlardı. ‘Koltuğunun altında yeni müzikler var mı diye?’ bana takılırlardı. O zamanlar benim çok geniş bir pardösüm vardı. Orhan Veli vari pardösümün içinden, koltuğumun altından müzik notalarını çıkarırdım.

‘BAŞARILI OLAMADIK’

Rüya Fabrikası ve Çocuk Operasından biraz bahsedebilir misiniz?                                                             

Elif İdiz ‘Rüya Fabrikası’ şarkısını ilk önce çocuk oyunu olarak yazdı. Daha sonra Devlet Tiyatroları repertuarına çocuk operası olarak geçti. Rüya Fabrikası müzikli çocuk oyunu şu anda devlet tiyatrosu repertuarında yer alıyor. Müzikli oyun ya da çocuk operasının müziklerini ben besteledim. Bunu çocuk operası olarak bestelemek bence daha cazip çünkü operanın müzikal olanakları her zaman daha zengindir. Operanın büyük bir orkestrası vardır. Şarkılar çok sesli müzik olarak ve şarkıları çok güzel söyleyen solistler tarafından seslendirilir. ‘Rüya Fabrikası’ çocuk oyununun metni operaya daha müsait. Görselliği çok zengin ve canlı müzik oluşu çocuklar için büyüleyici bir atmosfer yaratıyor. Çocuk Operası büyüklere de hitap ediyor. Operada çocuk solistlerin de oynaması çocuk operasını çekici hale getiriyor. Buna karşılık çocukların oynadığı çocuk tiyatrosu konusunda maalesef başarılı olamadık. Ben çocukların oynadığı çocuk tiyatrosunun gerçekleştirilmesi için sürekli önerilerde bulunuyorum.

‘İYİ MÜZİK SEVDİĞİNİZ YEMEK GİBİDİR’

Çocuk şarkılarının metninin yazılımı konusunda neden çok hassas davranıyorsunuz?    

Bazı üretilen şarkılarda dilin müzikle uyumu çok yanlış kullanılıyor. Kötü kullanım nedeniyle çok ciddi bir kirlilik var. Dilin müzikle doğru bir biçimde örtüşmesi çok önemli çünkü çocuk dili doğru kullanmayı yeni öğreniyorken bu kirlilikte yanlış öğrendikleri kalıcı olarak yerleşiyor. Çocuk yaşta yanlış öğrenilen şeyler daha sonra maalesef düzeltilemiyor. Müzik bir kültürdür. Dil de bir kültürdür. İkisi örtüşmediği zaman ortada kültür olmaz. Müziği iyi bilmek gerekiyor. Müzik, iyi müzik bilenler için yazılmıyor, herkes için yazılıyor. İyi müzik dinlemek için müziği bilmek gerekmiyor. Sadece müzik kültürünü almak gerekiyor. İyi müzik sevdiğiniz bir yemek gibidir. Nasıl yapıldığını bilmek gerekiyor. O nedenle ‘Ben müzikten anlamıyorum’ demek bir özür değil. Müzik kültürü oluşturarak müziğimizi geliştireceğiz.  

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
Günün Karikatürü Tümü
banner96
36°
açık
banner177
banner178
Anket Tümü
Koronavirüs aşısı olmayanların sinema, tiyatro, spor müsabakaları, konser vs yerlere girişi kısıtlanmalı mı?