Genco Erkal: ‘Zaman ve ülke değişiyor aymazlık hiç değişmiyor’

Türkiye’nin en sevilen tiyatro oyuncularından Genco Erkal ile ‘Aymazoğlu ve Kundakçılar’ oyununun her dönemde nasıl güncel kaldığını ve insanların aymazlığının sonucunda gelen felaketleri konuştuk

KÜLTÜR SANAT 03.06.2020, 11:39 03.06.2020, 11:44
Genco Erkal: ‘Zaman ve ülke değişiyor aymazlık hiç değişmiyor’

SEVAL DENİZ KARAHALİLOĞLU / İZ GAZETE - “Bu bir körleşme ve gerçekleri kabul edememe hikayesidir” diyor Genco Erkal… Tam da Kaş’ta Çukurbağ yarımadasında denize nazır 24 dönüm alan ‘kazara’ yanmışken ya da ‘yakılmışken’. Ve toplumdaki genel ilgisizlik, vurdumduymazlık ve körleşme hali insanı düşündürürken, dünya tiyatro klasiklerinden biri haline gelen “Aymazoğlu ve Kundakçılar” oyunun linki Dostlar Tiyatrosu tarafından izleyicinin erişimine açıldı. Birden eski günlere geri döndüm ve Genco Erkal ile İzmir Sanat’ta yaptığımız söyleşiyi anımsadım. O günden bugüne maalesef hiçbir şey değişmedi. Sadece Aymazoğlu ve Kundakçıların sayıları arttı. Yani, oyun şu anda her zamankinden daha güncel durumda. Günümüzde Aymazoğulları (sayıları o kadar çok ki), kundakçılar, aydınlar ve itfaiyeciler kimdir diye sorduk tiyatronun büyük ustası Genco Erkal’a… Oyunu dilimize uyarlayan, sahneye koyan, yöneten, başrolünü oynayan, kısacası oyunun beyni Genco Erkal ile “Aymazoğlu ve Kundakçıları” konuştuk.

YAKAN VE SÖNDÜREN AYNI!

Aymazoğlu ve Kundakçılar oyununu bu kadar güncel yapan nedir?

Bu oyunu çok uzun süredir sahnelemeyi düşünüyordum. Oyunu ilk önce bizdeki ülkücü hareket dediğimiz harekete oturtmaya düşündüm ama çok da oturmuyordu. Fakat son yıllarda, ülkemizde gelişen dinci tehlike, şeriat tehlikesi ve şöyle ya da böyle bu düşüncenin bir uzantısı olan bir partinin bugün ülkemizde iktidarda olması, artık bu oyunu kesinlikle oynamanın zamanı gelmiştir ve ‘kundakçıların’ kim olduğu da bellidir düşüncesini oluşturdu. Sonunda, işte böyle dincileri ortaya koyarak bir kurgu yaptık, biraz daha ileriye gittik, burada bir ‘itfaiyeciler korosu’ var. Bunlar aslında bir anlamda güvenlik güçlerini simgeliyor. Oyunun bir yerinde, ‘yangını çıkaranlarla, yangını söndürmesi gerekenler aynı kişiler mi oluyor?’ diye bir soru soruluyor. Orada da olayın bir başka boyutu gösteriliyor. Maalesef, ülkemizde buna benzer birçok olay oluyor. Güvenliği sağlaması gereken insanlar, aslında güvenliği alttan bombalıyorlar. Oyunun içine katmak istediğimiz böyle bir boyut var. Bu bize aynı zamanda, ‘kundakçılar’ ile ‘itfaiyecilerin’ aynı kişiler tarafından oynanmasını sağlayarak bize ekonomik açıdan da bir katkı sağladı ve kadroyu küçültmüş oldu. (Bu noktada gülmekten kendimizi alamıyoruz) Böyle bir yorum çıktı ortaya.

‘AYMAZLIK HİÇ DEĞİŞMİYOR’

‘Aymazoğlu ve Kundakçılar’ neden bu kadar önemli bir oyun?

Oyunun yazılışındaki temel amaç savaş sonrası edebiyatına giriyor. İkinci Dünya Savaşı’nı hazırlayan nedenler nelerdir? Böyle bir felaket göz göre göre nasıl yaşanabildi? İnsanlar, bu felaketin yaşanmasına nasıl engel olamadılar? Aymazoğlu ve Kundakçılar bunu anlatıyor. Burada, yaşanan olaylara sıradan insanın, ortalama vatandaşın aymazlığının neden olduğunu görüyoruz. Gelen tehlikeye karşı, yaklaşan o tehlikeye karşı, o tehlikeyi görmezden gelen, kendini kandıran, çevresini kandıran, böyle bir şey yoktur diye düşünen bir aymazı anlatıyor. İşte ancak böyle bir ortamda, Hitler ve onun peşindeki Nazi Partisi ve Naziler iktidara gelebildiler. Oyunun sonunda gördüğümüz yangın aslında İkinci Dünya Savaşı’dır. Olayları hazırlayan bütün bu etkenler karşısında sıradan bir yurttaşın olaylara müdahale etmemesi, dur dememesi, yaklaşan tehlikeyi görmezden gelmesinin sebep olduğu bir felakettir. Bütün buradaki kundakçılar da Nazileri simgeliyor. Ama Max Frisch öyle bir biçimde yazmış ki bunu; herhangi bir çağda, her hangi bir ülkede geçebilecek bir oyun olarak kurgulamış. Zamanlar değişiyor, ülkeler değişiyor ama bu temelde olan ‘aymazlık’ değişmiyor. Nitekim Berliner Ensemble’da sahnelenen son yorumda, ‘kundakçılar’ dazlaklar yani neo-Naziler olarak ele almışlar. Yine, yıllar önce Köln’de yapılan başka bir yorumda, Aymazoğlu’nu Bush, ‘kundakçıları’ da Usame bin Ladin yapmışlar. Dediğim gibi çok değişik biçimlerde yorumlanabilecek bir oyun.

‘OYUNUN KENDİSİ BİR KISSA’

Neden ‘Aymazoğlu ve Kundakçılar’ oyununu seçtiniz?

Oyun yazılalı 50 yıldan fazla bir zaman oldu. Aymazoğlu ve Kundakçılar, orijinal adıyla (Biedermann und die Brandstifter) çağdaş tiyatronun köşe taşlarından ve en çok sevilen oyunlarından biri. Çağımızın en önemli yazarlarından biri olan İsviçreli yazar Max Frisch tarafından yazıldığından bu yana, dünyanın hemen hemen bütün dillerine çevrildi ve bütün ülkelerinde defalarca oynandı. Çok yoruma açık bir oyun. Zaten oyunun kendisi bir kıssa. Yani bir şeyi anlatıyoruz, izleyiciler de oradan bir kıssadan hisse çıkarıyor, izleyicinin de aktif olarak yoruma katıldığı bir tiyatrodur. Ben uzun zamandır bu oyunu sahnelemek istiyordum ama bir türlü nasıl ele alacağımı, nasıl yorumlayacağımı, oyunu nereye oturtacağımı bilemiyordum. Oyunu sahneye koyarken, oyunun çıkış noktasını Sivas 93 Madımak Oteli yangını oluşturdu. Oyunda Madımak Oteli yangınından yola çıkarak Aymazoğlu’nun ilgisizliğini ve gerçeklerden nasıl kaçtığını anlatıyoruz. Bir de teknik sorunlar vardı. Günümüzde özel tiyatroların ekonomik koşulları belli, aslında 15-17 kişiyle oynanabilecek bir oyun. Bunu nasıl küçültebiliriz, nasıl daha az kişiyle halledebiliriz gibi teknik sorunlarım da vardı ama en önemlisi bu oyunu ülkemizde bugün sahnelerken nereye oturtmamız gerekir? Bugün bizim toplumumuzda, oyunun ne söylemesi gerekir? Nereden yola çıkması gerekir? Sıçrama noktasının ne olacağını bulmak önemliydi ve uzun yıllardır da kafamda bunu tartışıyordum. Değişik değişik dönemlerde; Aymazoğlu kim, Kundakçılar kim meselesine geliyordu bütün iş. Bunu istediğiniz gibi yorumlayabiliyorsunuz.

‘HAK ETMİŞ OLURSUNUZ!’

Sizin oyun üzerinde yaptığınız, metne eklediğiniz vurucu olarak niteleyeceğimiz sözcükler var mı?

Bu oyunda, koro yerine bütün oyuncuların teker teker söyledikleri sözcüklerin hepsini yazar Max Frisch orijinal metinde yazmış. Bizim oralarda hiçbir müdahalemiz yok. Bir tek benim oyunun sonunda koyduğum ‘İyi uykular’ sözcüğü izleyicileri ‘kışkırtmak’ amacını güdüyor. Siz de böyle uyumaya devam ederseniz siz de ilerde olacakları ‘hak etmiş’ oluyorsunuz anlamına geliyor.

MİZAH ANLAYIŞINI BİZE UYARLADIK

Oyunu uyarlarken mizah anlayışı bakımından bir sıkıntı yaşandı mı?

Benzer yazarlarda olduğu gibi, Max Frisch’in kendine özgü bir Orta Avrupa mizahı var. Onların mizah anlayışı ile bizim mizah anlayışımız her zaman pek birbiriyle örtüşmüyor. Oyunu okuduğunuz ve metni çevirdiğiniz vakit, bize biraz yabancı kalan bir mizah anlayışı var. Seyircimize daha yakın olması için oyunun dilini ve espri anlayışını daha bize yaklaştırdık. Öyle bir uyarlama da oldu.

‘AYDININ KAYPAKLIĞI!’

Peki, burada aydının nasıl bir tavrı var?

Oyunda, şöyle bir şey var. Aydınların bu tür hareketlere, bir takım politik eylemlere başından çok fazla nereye gideceğini görmeden heyecana kapılıp ya da kendilerince onlara ideolojik kılıflar geçirerek destekledikleri fakat tehlikeyi gördüklerinde son anda geri çekildiklerine tanık oluyoruz. Fakat geri çekildikleri zaman da bir şeyi değiştirmiş olmuyor. Çünkü olayın gidişini engellememiş oluyor. Sadece aydının kendisi son anda paçayı kurtarmaya çalışıyor ama artık yangın oluyor. Aydının burada bir kaypaklığı, kararsızlığı, işin sonuna kadar gitmemesi söz konusudur. Ayrıca, aydının katıldığı eylemin nereye varacağını tam olarak kestiremeyip sonradan uyanınca hemen kendini kurtarmak için geri çekildiğini görüyoruz. Oyunda bunları gündeme getiriyoruz.

‘HERKESİN KENDİSİYLE HESAPLAŞMASINI İSTİYORUZ’

Neden oyunun ana karakteri, sıradan sokaktaki bir insandan ziyade bir fabrikatör olarak tanımlanmış?

Max Frisch oyunun ana karakterini Biedermann yazarken Biedermann’ın fabrika sahibi olmasını, İkinci Dünya Savaşı öncesinde Almanya’da Hitler iktidara gelirken ‘en büyük aymazlığı’ büyük çelik fabrikatörlerinin, büyük sermayenin desteklemesine bağlıyor. Tabii sadece onlar değil. Hem büyük sermaye destekliyor hem de genel olarak iktidara karşı bir sessiz kalma var. Biz de oyundaki bu genel fotoğrafı değiştirmedik. Adam fabrika sahibi, o fotoğraf var ama herkesi kapsayan bir Aymazoğlu olsun istedik. O zaman öyle olur ki, bütün bu aymazlığı içeren sanayicilerdir, onlar kabahatlidir, geri kalan hiç kabahatli değilmiş gibi olur. Halbuki biz salonda bulunan herkesin kendini Aymazoğlu’nun yerine koymasını, kendisiyle hesaplaşmasını istedik. Bu gelişen olaylar karşısında, ‘Ben ne yapıyorum? Ben ne yapmalıyım? Nerede yanlış yaptım’ diye düşünmesini istedik.

Oyundaki Aymazoğlu karakteri insanı çileden çıkartacak kadar ‘aymaz’ değil mi?

Oyunda, Aymazoğlu karakteri özellikle öyle yazılmış. Tıpkı Moliere’in karakterleri gibi. “Hakikaten, bu kadarı da olur mu?” dedirtecek bir aymazlık var. Öyle olmalı ki, insanların ‘gözüne batsın’, insanları rahatsız etsin. Orada, kör gözün parmağına misali bir aymazlık var.

Toplumdaki bu aymazlığın önüne nasıl geçebiliriz?

Bu, sözü edilen toplumda muhalefetin olması ya da olmaması ile ilgilidir. Ama daha önemlisi ‘yeterli bir muhalefet’ olması ya da bu ‘muhalefetin bir arada’ olmasıdır. Toplumda, durumdan hiç memnun olmayan, söylenen ve rahatsız olan çok sayıda insan var ama bir araya gelip bir birlik oluşturamıyorlar. Ağırlıklarını ortaya koyamıyorlar. Galiba burada önemli olan, bu insanların bir araya gelmesi ve birlik oluşturmaları olacaktır. Demokrasilerde en büyük eksiklik; insanların el ele tutuşarak, birbirine destek olarak, ortaklaşa bir iş yapamaması değil mi? Beraberce karşı durmak, dayanışmak ve beraber iş yapmaktan zevk almanın getirdiği ortak başarının doyumunu hissetmek çok önemlidir.

Yorumlar (0)
Günün Karikatürü Tümü
banner96
banner177
32°
açık
Anket Tümü
'Yeni normal'e geçişi erken buluyor musunuz?