Fotoğrafın aykırı ismi Barlas: 'Beni en çok mutlu edenler, hikayesi olan kareler'

Yazarımız Seval Deniz Karahaliloğlu, farklı alanlarda yaptığı sıra dışı çalışmalarla adını duyuran ama özellikle spor fotoğraflarıyla tanınan fotoğraf sanatçısı Barış Barlas ile söyleşti

KÜLTÜR SANAT 08.07.2020, 11:39 08.07.2020, 11:56
Fotoğrafın aykırı ismi Barlas: 'Beni en çok mutlu edenler, hikayesi olan kareler'

Dünya Koronavirüs ile savaşırken hayat durmuyor. Yaşamak ve direnmenin diğer adı sanat ve sanatçılar yaptıkları çalışmaları internet üzerinden yayınlayarak insanlara ulaşıyorlar. Özellikle fotoğraf sergileri yaşama sevincini diri tutmak adına insanlara güç veriyor. New York’ta yaşayan başarılı fotoğraf sanatçısı Barış Barlas’ın Pamucak Projesi’nde yer alan fotoğraflarından bir bölümü şu anda https://www.facebook.com/barisbarlasphotography ve https://superfine.world/nyc-magick-baris-barlas adreslerinde yayınlanıyor. Farklı alanlarda yaptığı sıra dışı çalışmalarla adını duyuran Barlas, özellikle spor fotoğraflarıyla tanınan bir sanatçı. Şu anda New York’ta olan fotoğraf sanatçısı Barış Barlas’la Pamucak Projesi’ni ve spor fotoğrafçılığına nasıl başladığının hikayesini internet üzerinden konuştuk.

İnternet üzerinden yayınlanan fotoğrafların konusu nedir?

Bu sergide yer alan eserler Pamucak Projesi kapsamında çekilmiş fotoğraflardır. Project Pamucak 2010-2018 yılları arasında İzmir Selçuk’a bağlı Pamucak Plajı’nın çok küçük bir bölümünde 30’dan fazla erkek modelle çalıştığım ve doğa insan ilişkisini sorguladığım bir projedir. Çekimleri toplam 8 sene süren projede 45 fotoğraf yer alıyor. Burada İzmir’de çekilen tüm serinin küçük bir bölümü yer alıyor. Bu sergi aslında sanal değildi. Mayıs ayında büyük bir festivalle birlikte New York’ta Soho’da gerçekleşecekti ama festival Korona salgını nedeniyle bir yıl ertelendi. Bu nedenle sergi sanal olarak gerçekleştirildi.

‘İNSAN VE DOĞA…’

Pamucak Projesi’nin içeriği nedir?

Pamucak Plajı 11 kilometre uzunluğu ile Türkiye'nin en uzun ikinci doğal plajıdır. 2010 yılından itibaren Küçük Menderes Nehri'nin Ege Denizi'ne döküldüğü aynı noktada, sekiz yıl boyunca, farklı zamanlarda insanın doğayla bütünleşmesini konu alan çalışmalar yaptık. Zamanla doğadaki değişimleri gözlemledik. Bu proje insanoğlunun doğayla yeniden tanışmasını anlatıyor ama burada hüzün de var çünkü bu sürede doğanın nasıl yok olduğuna tanıklık ettik. Başlangıçta mekanın güzelliği, bakir oluşu insanı etkiliyor ama yıllar içinde kirlilik ve çöplerle maalesef bölge doğallığını yitirdi. Sürekli flamingoların geldiği bir yerde bitki örtüsü azaldı. Menderes’ten gelen çöple birlikte kirlilik inanılmaz ölçüde arttı. Bölgede Atv’lerin kullanımına izin verildi ve doğa mahvoldu. Bazen fotoğraf çekerken modelin ayakta durabileceği teker izi olmayan tek bir yer bulamıyorduk. Bir dönem mültecilerin toplanma yeri haline geldiği için çalışamadık. O dönemde, 2017’de New York’a taşındım. En son 2018 de geldiğimde bir çekim yaptık ve projeyi bitirdik.

‘FARKLI OLANI ÇEKTİM’

Siz özellikle spor fotoğrafçılığı ile tanınıyorsunuz. Spor fotoğrafçılığına nasıl başladınız?

Aslında tamamen bir tesadüf sonucu oldu. 2005 yılında Alanya’da yaşadığım dönemde yanımdan geçen bir grup bisikletliyi fotoğraflamamla başladı. Aynı gün koşan bir kaç kişiyi de çektim. İnanın daha ne çektiğimi bilmeden sadece bir fotoğrafçının içgüdüsü ile hareket edip faklı olanı, hoşuma gideni fotoğraflamıştım. Daha sonra öğrendim ki aslında 2005 ITU Triatlon Avrupa Kupası’nın fotoğraflarını çekmişim ve o dönemde Triatlonun ne olduğunu bilmiyordum. Yıllar sonra bu fotoğraflardaki bazı kişilerle birebir çalışmaya başladım hatta arkadaşlıklar kurdum.

‘KENDİ TARZIMI OLUŞTURDUM’

Spor fotoğrafları çekmek konusunda sizi en çok çeken şey ne oldu?

Sporun kendisi başlı başına çekici geliyor. Spor fotoğrafları pek çok kişisel başarı hikayesinden oluşuyor. Ben asla sokakta oynayan sümüklü çocuk, köydeki yaşlı teyze ya da elinde bastonu iki büklüm yürüyen yaşlı adam çekmekten keyif almadım. Elbette çektim. Fotoğrafın doğası gereği ne çekmek istediğinizi ya da istemediğinizi; nelerin ilginizi çektiğini ya da çekmediğini ve hatta kendinizi tanımanız gereken bir süreç vardır. Bu süreçte ne görseniz çekersiniz ki Türkiye’de zaten tüm yönlendirmeler yukarıda bahsettiğim tarzda fotoğraflar çekmeniz yönünde olur. Hatta bunu mümkün olduğunca abartarak çekmeniz üzerinedir. Sanki çocuğun burnu akmasa fotoğraf doğru değildir, sanki yaşlı kadın ya da adam köyde yaşıyor olmasalar da kentli bir yönetici portresi olsa kabul edilmeyecektir. Bunca yıl katıldığım fotoğraf yarışmaları, üye olduğum dernekler, eğitim aldığım kurumlar, dünyanın en ünlü seyahat dergileri de dahil olmak üzere her yerde ajitasyon var. Bu yüzden spor benim için gerçekten ilgi çekiciydi ki halen öyle. Öncelikle herkesin çektiği ama benim hoşlanmadığım konulardan uzaklaşmamı ve kendime özgü bir tarz oluşturmamı sağladı. Fotoğrafı ben kişisel bir mesele olarak ele alırım. Bana göre, tamamıyla kişisel gelişim ve başarı odaklıdır. Spor da tamamen öyle. Beraber antrenman da yapsalar her bir sporcunun kendi hikayesi vardır. Benim için onları dinlemek, onlarla olmak ve bu hikayelerin oluşmasını izlemek ve belgelemek benim için en büyük ödül oldu.

‘ÇOK ETKİLEYİCİYDİ’

Spor fotoğrafçılığı yaparken en çok etkilendiğiniz anları, çekimleri hatırlıyor musunuz?

Sanırım beni en çok etkileyen an, ETU 2013 Alanya Triatlon Avrupa şampiyonasındaki paratriatletlerdi. Herhangi bir engel tanımayan bu yürekli sporcular sağlıklı bireylerle aynı koşullarda ve mesafede yarışıyorlardı. Daha önce hepimiz pek çok engelli bireyle karşılaşmışızdır ancak aynı anda çok sayıda ve çeşitli seviyelerde engeli olan sporcuyu bir arada başlangıç çizgisinde gördüğüm an çok etkileyiciydi. Başlangıç öncesi hazırlık aşamasında çektiğim bir kare 2 yarışmada altın madalya ile onurlandırıldı ve aynı yarışta çektiğim fotoğraflarla pek çok uluslararası başarı kazandım. Ayni zamanda o ana kadar çektiğim en ciddi ve en büyük yarıştı. Pek çok farklı kategoride 42 ülkeden 1500’ü aşkın sporcu vardı. 2014 yılında İzmir’de düzenlenen 19. Avrupa Veteranlar Atletizm Şampiyonası ise hem süre hem de sporcu sayısı açısından çalıştığım en büyük şampiyona oldu. 45 ülkeden 2200’ü aşkın sporcu vardı. Bu yarış aynı zamanda benim de sporcu olarak yer aldığım en önemli yarıştı.

‘EMPATİ EKSİKLİĞİ…’

Siz de yarışlara katıldınız mı?

Spor fotoğrafları çekmeye başladığımda, hayatı boyunca spor yapmamış biriydim. Yıllar geçip fotoğraf konusunda başarılar kazanmaya başladığımda yavaş yavaş empati eksikliği hissetmeye başladım. Ve bunun üzerine kameranın karşısına geçip bu kez ben yarışmak ve bir sporcu ne hisseder deneyimlemek istedim. Amacım sadece bir kaç deneme yarışına katılmaktı ki ilk yarışım İzmir’deki bir salon deneme yarışıydı. Bir sonraki yarışım ise Avrupa Masterlar Atletizm Şampiyonası oldu ve 5000 metre yürüyüş branşında Avrupa 5’inciliğini aldım. Sonraki yıllarda Türkiye ve Balkan salon ve pist şampiyonlarında pek çok şampiyonluk ve derece elde ettim.

‘HİKAYESİ OLAN KARELER’

An fotoğraflarında sizi en çok mutlu eden kareyi ya da fotoğrafları anımsıyor musunuz?

Spor fotoğraflarında özellikle duygu içeren kareleri seviyorum. Özellikle 13 yıl boyunca triatlonda ve 6 yıl boyunca atletizmde pek çok önemli yarışı takip ettiğim için zamanla sporcu, antrenör ve diğer yetkililerle de tanışma şansım oldu. Yıllar içinde onlar benim sporcum, kardeşim, modelim, arkadaşım oldular. Onların başarısı aynı zamanda benim başarımdı. Benim başarı kazandığım yarışmalar, sergiler ise onların başarıları oldu. O yüzden bitiş çizgisini geçen her sporcu, yarış sırasında duygularına hakim olamayıp ağlayan, bağıran, çığlık atan ya da enerjisi biten, birbirlerine destek olan sporcular en sevdiğim kareler oldu. Aynı zamanda, çocukluklarından itibaren 10 yıl boyunca çalıştığım sporcular oldu. Onların kişisel gelişimlerini izlemek, inişli çıkışlı kariyerlerinde onlara destek olmak benim için çok önemliydi. Pek çok yarışta kendimi çekimi bırakmış onlara destek verirken buldum. Aynı şekilde defalarca yarışı biten sporcular dinlenmek yerine beni asiste ettiler. Zamanla tüm vaktimi onlarla ve onların fotoğrafları ile geçirir oldum yıllarca. Beni en çok mutlu eden kareler, hikayesi olan kareler oldu. Bir sporcunun beklenmeyen başarısı, duygu patlamaları, sporcuların arkadaşlıkları, engelli sporcuların başarıları, benim kurmuş olduğum dostluklar bu konuda belirleyici oldu.

‘500 BİN FOTOĞRAFLIK SPOR ARŞİVİM VAR’

Daha çok hangi spor dallarında çekim yapmayı tercih ettiniz?

Dışarıda yapılan çekimlerde spor karşılaşmalarını düşünürsek, araba yarışları, maratonlar, bisiklet yarışları, futbol karşılaşmaları gibi spor karşılaşmalarından fotoğraflar çektim. Şu ana kadar triatlon ve atletizm başta olmak üzere, 17-18 farklı branşta fotoğraf çekme şansım oldu. Bu iki branş dışında yağlı güreş, güreş, yüzme, bisiklet, dans, futbol, araba yarışları, snowboard, sörf ve rüzgar sörfü, buz pateni, dövüş sporları alanlarında fotoğraf çektim. Avrupa, Balkan ve Türkiye Şampiyonaları; Dünya, Avrupa, Balkan ve Türkiye Kupaları, bölgesel yarışlar, maraton ve diğer yol yarışlarını çektim. Bunlar arasında özellikle triatlon sadece fotoğraf anlamında değil tüm hayatımda önemli bir yer elde etti. 2 yılı aşkın süre Türkiye Triatlon Federasyonu Basın Kurulu üyeliğinde bulundum. 2005-2017 arası onlarca ulusal ve uluslararası yarışta fotoğraf çektim. Arşivimde 300. 000’in üzerinde triatlon fotoğrafı var. Toplam spor arşivim ise 500.000 fotoğrafın üzerinde. Triatlon üzerine 10 kişisel sergi açtım, sporcuların da katılımı ile başta triatlon olmak üzere onlarca fotoğraf gösterisi düzenledim. Spor fotoğrafı üzerine atölye çalışmaları düzenledim.

‘ÖNEMLİ OLAN IŞIK’

Çekim yapmayı en çok sevdiğiniz spor dalları hangileri oldu?

Ben kişisel mücadeleler üzerine kurulu bireysel sporları takım sporlarına tercih ediyorum. Elbette triatlon hem içerisinde 3 farklı branş barındırdığı ve çekim açısından çok zor olması sebebiyle en sevdiğim spor dalıdır. Onun dışında atletizm ve güreş hem daha ulaşılabilir olması hem de aynı anda pek çok yarışa ve sporcuya ulaşabilme açısından tercihim. Ayrıca,  maraton, bisiklet yarışları gibi yol yarışlarını tercih ediyorum. Üzerimizde 1-2 makine, lensler ve diğer ekipmanlarla çalıştığımız için başlangıç noktası ile bitiş noktasının aynı olduğu dallarda çalışmayı tercih ediyorum. Sonuçta çoğu yarışta 6-10 saat aralıksız 20 kilogramdan daha ağır bir çantayı taşımak zorundayız. Salon ya da açık hava konusunda bir tercihim yok. Fotoğraf söz konusu olunca önemli olan ışıktır. Elbette açık hava yarışları çekim açısından daha rahat ama doğru koşullarda bir salon şampiyonasında da çok iyi fotoğraflar elde edebiliyorsunuz.

Spor dışında son dönemlerde neler yapıyorsunuz?

Ben spor dışında özellikle modellerle çalışırım. Son 3 yıldır, New York’a taşındığımdan beri ağırlıklı olarak moda ve ürün fotoğrafları çekiyorum. Spor fotoğrafçılığı burada şimdilik ikinci planda kaldı. Elbette spor çekimlerim sürüyor ancak henüz Türkiye`deki seviyede değil.

Yorumlar (2)
Serif Baykal 1 ay önce
Baris Barlas, cok iyi gozu ve hisleri olan bir fotografci. Bir solukta okudum yazıyı. Fotograflarinda vermek istedikleri gibi bu yazidaki anlatımda cok iyi tanitmis kendini. Her bir fotoğrafa hikaye sigabilecek acidan cekimler. Buyuk bir zevkle takibe devam.
Çiçek Solon Şensoy 1 ay önce
Barış'ı masterler salon şampiyonasında tanıdım. Iyi ki tanımışım, Başarılar.
Günün Karikatürü Tümü
banner96
banner177
25°
açık
Anket Tümü
'Yeni normal'e geçişi erken buluyor musunuz?