Aydın Şimşek: 'Yazar, geleneğin içerisinde uzun yıllar geçirmelidir'

Yazma serüvenine, ‘Adımı geri almak için başladım…’ diyen şair, yazar, denemeci Aydın Şimşek ile iyi okur olma, yaratıcı yazarlık atölyeleri ve edebiyat üzerine keyifli bir söyleyişi gerçekleştirdik.

KÜLTÜR SANAT 17.02.2020, 09:05
Aydın Şimşek: 'Yazar, geleneğin içerisinde uzun yıllar geçirmelidir'

TUĞÇE KAŞ / İZ GAZETE - Yazın hayatının 40. yılı içerisinde olan şair, yazar Aydın Şimşek ile 2005 yılında Ankara'da başlayan yaratıcı yazarlık atölye çalışmalarını, atölyelere katılanların çalışma sonrasındaki kazanımlarını, okuma ve yazma eylemlerinin ilişkisi üzerine söyleşi gerçekleştirdik.

Kitaplarla olan arkadaşlığınız nasıl başladı? Çocukluk çağınızdan beri iyi bir okur muydunuz?

Bir okuma evreni içerisinden gelen herkesin geçmişinden bugüne getirdikleri vardır. Büyükannemin hikâyeleri içerisinde büyüyen bir çocuktum. Bu bağlamda okuma serüvenimin köklerini o günlere kadar götürürüm. Beni heyecanla içerisine aldığı büyülü masallar sürekli merak dürtümü canlı tuttu. Bu durum bir elimi kitaplara uzatmaya, diğeri elimi de hikâye anlatma arzusuna evirdi. “Şairlerin ana yurdu çocukluğudur” diyor Cemal Süreya. Bunu tüm yazarlar için de genellemek olası. Dolayısıyla çocukluktan getirdiğimiz arayışlar kültürel anlamda bir form oluşturmanın ilk adımı oluyor, sonrasında da bu işe tutkuyla sarılırsanız yazısal anlamda bir alan oluşturur. Çocukluğumdan beri iyi bir okur muydum onu söyleyemem ama merak dürtüsüyle okuma arasında bir bağlantı olduğunu söylemeliyim.

‘İDEAL YAZAR OKURUN KENDİSİDİR’

Okuma ve yazma eylemlerinin ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Yazmak için neden okumak gerekir?

Yazmak ve okumak arasında doğrudan doğruya bir bağ kuruyorum ve bu durumu çok önemsiyorum. Yazarı ayrı bir yere okuma birikimini ayrı bir yere koyarsak, yazarın kendisinin okur olma değerini tartışmamız gerekir. Bundan dolayı iki türlü yazar vardır. Okur yazar ve okumaz yazar. Ülkemizde ciddi oranda okumaz yazar yığılması var. “İdeal yazar okurun kendisidir.” denir, buna sonuna kadar katılıyorum. Bir yazarın kendisinden önce yapılmışları bilmesi, önceki birimleri içselleştirmesi yeni bir şey söyleyebilmenin önkoşuludur. Bu da yetmez, kendi kuşaktaşlarını da yakından izlemeli, okumalıdır. Okumadan yazma çabası olsa olsa kendisinden öncekileri kaba bir şekilde tekrar etmektir. Buradan da özgünlük ve yazınsal bir dil çıkmaz. Her yazar adayı-her yazan- her yazar geleneğin içerisinde uzun yıllar geçirmek zorundadır diye düşünüyorum. Bu nedenle okur -yazar ilişkisi aynı zamanda yazarın da okur olup olmamasıyla ilişkisidir. Kendisi okur olma konusunda çekinik olan bir yazarın kimse nitelikli okuru olmaz.

Ders kitaplarında yer verilen edebiyat ürünlerinin niteliğini nasıl buluyorsunuz?

Merkezin tanımladığı ve kullandığı dil, sanat ve edebiyat sorgulayan değil, doğrudan doğruya açıklamaya ve didaktizme yöneliktir. Ama yazarların yapıtları katmanlardan, şifrelerden, çağrışımlardan, yer yer de bir olguya-olaya birden çok bakma biçimine dayalıdır. Farklı bir bakış açısı önerir. Resmi dil bu çoklu bakma biçimine sıcak bakmaz, oradaki derinliği ya anlayamaz ya da görmezden gelir. Günümüzdeki ders kitaplarında öngörülen sanat edebiyat işaretlemeleri aslında çok da sorgulayıcı ve analitik akla yakın değildir. Kabullenmeye ve itaat etmeye yöneliktir. Ülkenin kültür ikliminin çölleşmesinde bahsettiğimiz zeminin doğrudan doğruya etkisi vardır.

Diğer yandan; 90’lardan itibaren düşünceye dayalı eğitim sistemi aşındıran büyük bir görsel yönelim geldi ve yaşamı yönetmeye başladı. Bu nedenle eğitim sisteminde de yönelişler çeşitlendi, bunu iyi görmek ve kavramak gerekir. Geleceğin meslekleri konusunda vurgu yapmamız gerekirse, bugün i modernizmin elit mesleklerinin büyük bir kısmı hızla ortadan kalkıyor ve o mesleklerin yerini adını hiç duymadığımız meslekler alıyor. Alışık olduğumuz üretim modellerinden ortaya çıkan farklı yönelmeler oldukça dikkat çekicidir. Artık her şeyi sınırlayan ve her şeyi bilen eğitim modeli yerine, denemeye-deneyselliğe ve görselliğe açık bir eğitim modeli geliyor. Böyle bir sıçramanın içerisinde siz hala “Şair burada ne demek istemiştir?” gibi bir soruyu eğitimin bir parçası olarak görürseniz bir adım ileri gidemezsiniz.

‘VİCDAN DUYGUSUDUR’

Şiir, araştırma-inceleme, deneme türlerinin yanında bir de romanınız var. Sizi roman yazmaya hangi duygu ya da düşünce taşıdı? Ve bunca yoğun çalışma temposunda nasıl başa çıktınız romanla?

Edebiyata şiirle başlamış birisiyim. Birçok türde ürün verdim. İki yıl önce yazdığım romanı, 20 yıl boyunca tasarladım. Romanı 5 yılda yazdım. Bilinçli hazırlanma olarak değil de, sezgisel olarak yatkın durmuşum bu romana. Bu romanın inde tanıklıklarım var, gençliğimin atakları var, sonra orta yaşlara gelmiş bu gençliğimin eleştirileri ve özeleştrileri var. Kendi ideolojisiyle çatışma kültürünü edinememiş insanların yok oluşları var. Ya da romanın adı gibi “KOPUK ve HİÇ” oluşları var. Bu roman bir vicdan duruşudur, “Bir insan her şeydir” in savunumudur, adaletin er geç hesap soracağını duyumsatır. Farklı kimliklerin bir araya gelişindeki nedensellik romanın omurgasıdır. Aynı zamanda deneysel bir romandır, apokaliptik özellikler taşır. Toplumsal tanıklık kadar kurmaca dilinin de bütün alanlarına okurur- taşıyabilir. Bu roman diğer türleri de içerisinde barındırmakta, türler arası bir geçirgenlik taşımaktadır.

Yorumlar (0)
Günün Karikatürü Tümü
banner96
banner178
27°
az bulutlu
Anket Tümü
İzmir'de de başlayan MHP'nin 'askıda ekmek' kampanyası hakkında ne düşünüyorsunuz?