Ali İsmail’in düşlerini yaşatan kadın: Emel Korkmaz

Video belgesel sanatçısı Kazım Kızıl’la, Gezi Eylemleri sırasında dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz’ı anlattığı belgeseli Emel Anne’yi konuştuk.

KÜLTÜR SANAT 03.09.2019, 09:03
Ali İsmail’in düşlerini yaşatan kadın: Emel Korkmaz

ASYA YAŞARİKİZ / İZ GAZETE - Video sanatçısı Kazım Kızıl’ın 19 yaşında öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz’ı anlattığı Emel Anne belgeseli geçtiğimiz hafta 18. HKMO Yaz Kampı’nda gösterildi. Ekim ayında Hamburg Kürt Film Festivali’nde gösterilecek olan belgeseli Kızıl’la konuştuk.

Belgeseli çekmende sana ilham veren Ali İsmail Korkmaz mıydı, annesi Emel Korkmaz mıydı?

Emel Korkmaz’dı. Açıkçası daha önce böyle bir fikrim yoktu ama Emel Korkmaz’ı tanıdıktan sonra onun belgeselini çekmeye karar verdim. Ali İsmail’den çok ilham aldığım Emel Korkmaz’ın kendisidir. Ama bir yandan da mim düşmek lazım; birbirinden de çok farklı karakterler değiller. Hem biyolojik olarak biri diğerinin oğlu, Emel Korkmaz da Ali İsmail’in annesi. Ali İsmail’in hayatını kaybettikten sonraki dönemi anlattığım için, Emel Korkmaz da Ali İsmail’le bütünleşmiş halde. Ama görüntü itibariyle Emel Korkmaz’ın kendisidir bana ilham veren.

Emel Korkmaz nasıl bir kadın, senin için ne ifade ediyor?

Ben Emel Korkmaz’ın sadece İstanbul maratonunu çekecektim. Hatta daha çok insana ulaşmak, vâkıfa daha çok bağış yapılması daha çok öğrencinin burs almasını sağlamak için kampanya videosu çekecektim. Ama Emel Korkmaz’ı tanıdığım üçüncü günde, onun belgeselini çekmeye karar verdim. Bu fikre Korkmaz ailesi ve ALİKEV’ dekiler de olumlu baktı. Beni ilk etkileyen Emel annenin klasik bir insan olmayışıydı. Anaç bir tavrı da var evet, ama beni etkileyen annelik kısmından çok Emellik kısmı. Bir yandan anne bir yandan eş ama tüm bunların yanında oğlunun düşlerini yaşatmaya çalışan bir kişi. Bir yandan 167 kişiye burs veren ALİKEV’in Yönetim Kurulu Başkanı bir yandan İstanbul Maratonu’nda koşan bir kişi. ALİKEV’de enerjisini sarf ediyor, fikirlerini sunup bunların takibini yapıyor. Yani dört koldan sarılan bir kadın. Farkındalığı çok yüksek bir kadın. Bulunduğu durumu çok iyi çözümleyerek ona göre hareket eden bir kadın. Tüm bunlar birleşince ortaya etkileyici bir portre çıkıyor. Ben de bu etkileyici portrenin, en azından Ali İsmail’in hayatını kaybettikten sonraki kısmını aktarmaya çalıştım. Çok sevgi dolu, çok enerji dolu, çok komik ama tüm bunların yanında da bu konumunu bilip her zaman arada bir mesafesi olan bir kadın. Çok içli dışlı olmayan arada bir mesafesi olan bir kadın. Beni en çok etkileyen özelliği bu oldu. Çok üretken, sınırı olan bir kadın değil Emel anne.

Belgeselde de görüyoruz bunu. Sürekli bir üretme halinde…

ALİKEV’den arkadaşım Duygu ile konuştuğumuzda Emel anneye çok mu yükleniliyoruz dedik. Emel anne yorulmuyor mu, durup köşesine çekilmek istemiyor mu… Ama Emel anne birçok başka şeyi tercih edebilecekken bunu tercih etmiş. Ona belki de kendisini en iyi hissettiren her anlamda üretmek. Evde, sokakta, vakıfta, İstanbul’da, Afrika’da üretmek… Sanırım bu üretim ona her anlamda güç ve motivasyon veriyor.

Belgeseli izlerken bunu ben de düşündüm. Herkes Ali İsmail Korkmaz’ın ölümüne çok üzüldüğü için bu duygularını Emel anneye aktarıyor.

Emel anneye bu gücü nereden aldığını sorduğumda, insanların ilgisinin, onun evinde kalıp aynı sofradan yemek yemesinin, sokakta gördüğünde sarılmalarının O’na güç verdiğini söyledi. Ali İsmail’i bir şekilde unutmamışlarsa, ben nasıl durabilirim diyor.

Fenerbahçe Stadı’nda, taraftarların, Ali İsmail Korkmaz Fenerbahçe yıkılmaz, marşını söylediklerinde Emel annenin ilk düşündüğü, ‘benim burada ne işim var. Burada Ali İsmail’in olması gerekiyor’ olsa da, binlerce insanı görünce Ali İsmail’in acısının yanında gururunu da yaşadığını söyledi. Belgeseli de açıkçası böyle kurguladım. Her zaman acı baki kalıyor. Komik bir şey olsa da acı her zaman var. Emel annenin gündelik yaşantısından bahsederken yine bir acı teması var. Acı, başka bir şeyleri doğurarak daha fazla üretmesini, daha fazla öğrenciye burs sağlamak için koşturmasını sağlıyor. Acı baki kalıyor ve başka bir şeye dönüşüyor.

YIKMAKTAN ÇOK YEŞERTMEYE YÖNELEN BİR AİLE

Belgeselde Sevinç Erbulak ‘Acı öfkeye dönüşür, Emel anne sevgiye dönüştürdü.’ diyor.

Benim kişisel gözlemime göre Emel annenin öfkesi de baki. Ama bu yıkıcı bir öfke değil. Tamamen adalet odaklı bir öfke. Emel anne, 2 Haziran’da belgeselin ilk gösteriminin yapıldığı Eskişehir’deki konuşmasında ne kadar öfkeli olduğunu gösterdi. Ama dediğim gibi öfkesinin onu ele geçirmesine izin vermiyor. Emel annenin acısı daha çok başkalarının hayatına dokunmaya, bir şeyleri yeşertmeye, sevgiye evrilmiş. Bu da Emel Korkmaz’ın etkileyici yanlarından biri. Sevinç Erbulak’ın dediği gibi, acı en kolay kötü kelama, öfkeye döner; ama Emel Korkmaz zor olanı yapıyor. O’nun hayata dair görüşü de bu. Ali İsmail’in de öyleydi, Emel Korkmaz’ın da öyle. Yıkmaktan çok yeşertmeye yönelen bir aile.

Belgesel çekiminde Ali İsmail’in evinden tut da öldürüldüğü sokağa kadar ordaydın. Ne hissettin?

Zordu. Dışarıdan bakan bir gözdüm. Çekim sırasında her ne kadar üzülüp öfke de duysam, belgesele odaklanmaya çalıştım. Bazı anlar geldi ki, beni toparlayan Emel Korkmaz oldu. Belki tam tersi olması gerekiyordu. Ali İsmail’in vurulduğu sokakta hayat devam ediyor. Birileri yürüyor, birileri oraya ağaç ekmiş. Hayatın çelişkisi bu; öldüğümüz yerde yürümeye devam ediyoruz. Anıların içinden geçerek yaşamaya devam ediyoruz.

Ali İsmail’in öldürülmesi büyük bir acıyken öldürülme şekli de çok can yakıcı. Ama insanlar bu acının etrafında birleştiler. Vakıf kuruldu, Afrika’ya gidildi. Acı büyük bir gönüllülüğe dönüştü. Ne düşünüyorsun bununla ilgili?

Bağırıp çağırmak veya adaletin içinde intikam da istemek böyle bir acıyı yaşayanlar için doğaldır. Bu çok büyük bir acı ve bunun karşısında verilecek hiçbir tepki diğerinden daha doğal veya normal değil. Hepsi normal. Ben en yakınımda anneannemi kaybettim. O da hasta yatağında hayatını kaybetti. O yüzden böyle bir acıyı tasavvur edebilecek durumda değilim. Hele çocuğunu kaybetmenin acısını düşünemiyorum bile. Ama böyle büyük bir acıdan sonra bunu başka bir şeye aracı yapmak ama hala o acıyı koruyarak acının başka bir şeyi doğurması muazzam bir şey. O motivasyon ailenin tüm bireyleri için acıyla bir baş etme yöntemi. Ailenin sorduğu esas soru şu; Ali ne yapmak istiyordu? Ali’nin yapamadıklarını yapıp Ali’yi mutlu etmek istiyorlar. Emel Korkmaz, Ali’nin sürekli onu izlediğini düşünüyor. Emel Korkmaz da Ali’nin hayallerini gerçekleştirerek, onu mutlu etmek istiyor. Bu bile başlı başına çok büyük bir şey.

Zira Ali İsmail, annesine bulaşık yıkarken çok su kullandığı için kızarmış. Emel Korkmaz da buradan yola çıkarak Afrika’ya gitti…

Emel Korkmaz’ı motive eden ana unsur bu. Ali İsmail’in bir sözü aklına geliyor, Afrika’ya gidip su kuyusu açıyor. Bir kez de gitmiyor. Oradaki insanlar için bağ, bostan yapıyor. Muhtemelen bu da yetmeyecek, Afrika’ya tekrar gidecek. Oradaki insanlara keçi almayı düşünüyor mesela. Gittikleri bölgede Ali İsmail’in Eskişehir’deki heykelinin görüntüsünün olduğu bir tabela var. Ali İsmail de muhtemelen sınırların olmadığı bir dünya hayal ediyordu. Emel anne o sınırları en azından kalplerde de olsa kaldırıyor. Afrika’da binlerce kilometre ötedeki köylüler, Emel anneyi anne Şahap babayı da baba olarak kabul etmiş durumda. Ali bunu görse çok mutlu olurdu.

Aynı şekilde Fenerbahçe Stadı’nda binlerce insanın hep birlikte kenetlenip marş söylemesini gördüğünde de Ali İsmail çok mutlu olurdu. 200’e yakın çocuğun burs ihtiyacının karşılandığını görse de mutlu olurdu. Çünkü kendisi de bunları yapmak istiyordu ve Ali İsmail bunların mikro halini yapıyordu. Emel anne bu hayalleri büyütüp daha çok insanın mutlu olması için çalışıyor.

Sanki Ali İsmail’in yarım bırakılan hayatını devam ettiriyor gibi

Evet. Emel anne biyolojik olarak Ali’yi doğuran kadın. Ali İsmail ise ölümüyle Emel anneyi tekrar doğuruyor. Karşılıklı bir doğurma hali var. Çünkü Emel Korkmaz’ın Ali İsmail ölmeden önce böyle bir yönü yoktu. Zamanının büyük bir kısmını Ali İsmail’in yapmak istediklerini yaparak, Ali İsmail olarak geçiriyor. Emel annenin başka yönleri doğuyor böylece.

Hem Ali İsmail’i ikinci defa doğurmuş gibi hem de kendini doğuruyor

Emel anneye bu gücü nereden bulduğunu sorduğumda, insanların onu gördüğünde sarılmasının, ilgisinin, onun sofrasında yemek yemesinin onu güçlendirdiğini söylüyor fakat en sonunda ‘Ben güçlüyüm ama Ali İsmail de güçlüydü’ diyor. Yani normalde genetik aktarım anneden çocuğa geçerken, sanki Emel Korkmaz genlerini Ali İsmail’den almış gibi. Ali İsmail’in güçlü, umut dolu ve hayalleri olan bir çocuk olduğunu söylüyor. Kendi durumunu buna bağlıyor gibi. Ali İsmail’den annesine gen aktarımı olmuş gibi. Laf dönüp dolaşıp her zaman Ali İsmail’e geliyor.

ANLATILAN BİRÇOK KADININ HİKAYESİ

Belgeseli çocukları öldürülen kadınlara atfettin. Bu tip belgesellere devam edecek misin?

Devam etmeyi düşünmüyorum. Bu belgesel de kararlaştırılmış bir belgesel değildi. Tamamen tanık olduğum bir portreyi aktarmak istedim. Kendisi tek başına birçok kişiye ulaştı böyle, bir belgesele ihtiyacı yok. Ama onun yaptıklarını derli toplu bir belgeselde olması için yaptım. Çocukları öldürülen kadınlarla ilgili bir şey şu an aklımda yok. Belgeseli onlara atfettim çünkü böyle o kadar çok anne, baba var ki, ben onlardan sadece birini anlattım. Ama bu acının diğer tüm evladını yitirmiş kadınlarla çok ortak ve benzer olduğunu düşünüyorum. Burada anlatılanın sadece Ali İsmail ve annesi Emel Korkmaz’ın değil, anlatılan birçok başka kadının da hikâyesi olduğunu düşünüyorum.

Çocukları öldürülen kadınlar artık bir arada ne yazık ki…

Gülsüm Elvan, Emel Korkmaz’ın yanında. Çocukları öldürülen anneler, çocuklarının davalarında, ölüm yıldönümlerinde, doğum günlerinde, anmalarında bir araya geliyorlar. Onlar aralarında güçlü bir bağ kurmuş durumda. Bütün annelerin hikâyesini anlatamayız belki ama acının ortak olduğunu anlatabiliriz.

Bu ara üzerinde çalıştığın başka belgesel var mı?

Daha önce çok yaptığım video röportajlar üstünde çalışıyorum. Estetik ve sinemagrofi öğeleri taşıyan, bir şeyler anlatan, belgesel kıvamında video röportajlar yapmak istiyorum. Kadınlar, mülteciler, çocuklar gibi belirlediğim temalar var.

Cumhurbaşkanına hakaret dava sürecin ne durumda?

Annem, babam ceza alsam da tekrar hapis yatmayacağım için çok sevindi. Fakat yaptığımın suç olduğunu söylemeleri beni bir yandan öfkelendiriyor. Yaptıklarımın suç olduğunu düşünmüyorum ama ne yazık ki şu an suç. İçerisinde hiçbir kişisel haklara dönük, özel yaşantısına dönük bir şey yokken tamamen bulunduğu görevden ve uyguladığı politikalardan dolayı. Hepsi politik kavramlardı. 5 twitte. Bunların söylenmesinin suç olarak kabul edilmesi ve suçlu muamelesi görmem, ki karar tutanağında yaptığından pişmanlık göstermemesi, suça meyilli kişiliğinden dolayı erteleme, indirim yok gibi ibareler var. Ben zaten erteleme istememiştim. Çünkü yaptığımın suç olduğunu düşünmüyorum. O tabirleri okuyunca yüzüm ekşidi… Bir yandan da doğru söylüyorlar. Eğer söyledikleri suçsa, buna meyilim var. Sakin bir insanımdır ama onlara göre o kavramları kullanmak suç olduğundan evet hala suça meyilli kişiliğim var diyebiliriz.

Yorumlar (0)
banner96
banner177
27°
az bulutlu
Anket Tümü
İstanbul hezimetinin ardından AKP iktidarı erken seçime gider mi?
İZ DERGİ
Günün Karikatürü Tümü