Çağdaş öykü, eski hikâye etme derdinden kurtulmuştur. Ayıklamacı bir anlatı evreni yaratmış, yeni anlatım olanakları yaratarak sanki ‘Ben Merkezci’ bir dile yaslanarak öyküde yeni bir yol açmıştır.

SAYFANIN TAMAMINA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ 

Bu yollarla ilgili kesin yargılı cümleler söylemek nesnel eleştiri anlamında bizi yanılgılara götürebilir, ancak özellikle 2000’li yıllardan sonra gözle görülür yeni bir ayrışmaya gidildiği de bellidir. Örneğin bu dönemde yazılan öyküler büyük davaları ve sloganları sevmez. Sınıfı anlatmak doğrudan yoktur. Ancak bunun nedeni yazarın toplumsal sorunlarla, davalarla derdi olmadığı için değildir. Çağımızda her şey kirlidir. Akıl bu kirliliğin başını çekmektedir. Bu da toplumda sığlık yaratmış; yazar bu sığlıktan çıkmanın yolu olarak da varoluşun bireysel dertlerine yönelmiştir. Temel soru şudur: Gittikçe anlatılanlar da sığlık oluşur mu? Ve bu sığlık dile de yansır mı?

Tabii ki insanlık bu yapayalnızlıktan kurtulacaktır. Benliği kurtaracak düşlerin anlatıcısı olan öykücülere bu anlamda çok iş düşmektedir. Bir başkaldırı sanatın özünde vardır. Çağdaş öykünün gelenekten gelen yaratıcı mirasa dayanarak bu doğrultuda evrimleştireceğini düşünüyorum. 

susulacak ne cok sey var aramizda

 Ezgi POLAT’ın ‘Susulacak Çok Şey Var Aramızda’ adlı öykü kitabını öne sürdüğümüz savlar doğrultusunda incelemek istiyorum. 

Polat 1987 doğumlu. Bu kitap yazarın ilk kitabı. 

‘Büyük coşku anlarında, insan aşağılık hesapların tümünü küçümser. Ama bu çoşku anları geçicidir.’

Herman Melville’nin bu iki cümlesini giriş sayfasına koymuş Ezgi Polat. Daha okuyucuya başta, çoşkulardan çok çürümelere hazır olun, der gibi. Sıradan insanların günlük, bireysel çöküntülerinden söz edilse de çözüm ve çözümsüzlük konularında hep bir araf hali var öykülerde. Hiçbir sanatsal metnin elbet böyle bir derdi yoktur ancak Polat’ın öykülerini okurken hep bu soruları soruyoruz okuyucu olarak. (‘Martini Etkisi’ adlı öyküyü diğer öykülerden ayırmak gerekiyor. Gerek konusu gerek dili gerekse anlatım biçimi yönünden bu öyküde bir zorlama var. Geçişlerde, zaman ekleri kullanımında okuyucuyu rahatsız eden bir yön var.) 

Toplam 13 öykü var kitapta. Her öykü kadını, kadınlık hallerini barındırıyor. İlk öykü bir aldatma hikâyesi. Tanıştığımıza memnun oldum, (ENCANTADO) hoşça kal tarzında. Seda, Özgür, Mert üçgeninde içkili bir atmosferde geçen olaylar Seda’nın intikamı ile son buluyor:.. Seda çocuğu kucağına alıyor, Özgür’e yaklaşıyor, gözlerinin içine bakıp, ‘Mert’le yattım ben,’ diyor.  Girişte belirttiğimiz günümüz kadın yazarlarının yoğun olarak işlediği aldatma konusu; bireyin duygu  hallerinin verildiğini  ama  buna bir  itirazda da bulunulduğunu anlatıyor. Diğer öykülerde olduğu gibi diyaloglar ağırlıklı. Karakterlerin ruh hallerini, olayları biraz da bu konuşmalardan anlıyoruz. Modern öykünün en çarpıcı yanı da bu belki de. 

,

‘Şekerkamışı’ öyküsü pedofoli rahatsızlığını hiç de rahatsız edici boyutta olmadığını anlatır gibi. Bir tedirginlik hissi  duymuyor değil insan. Ancak incelikli dil, karakterin naifliği örtüyor üstünü olumsuzluğun. Bu öykünün neden yazıldığı ile ilgili bir fikrim oluşmadı. 

Kitaba adını veren öykü nicelik olarak en uzun öykü denilebilir. 10 sayfa. Diyalog yerine bu kez iç konuşmalar ağırlıkta. Yer yer büyüleyici anlatımın etkileri var. Yine üç kişi arasında aldatmanın temel alındığı bir öykü. Onları (karakterleri) yaşamları ve çevreleri ile özdeşleşmiş olarak hissediyoruz. Bu bizi çekiyor. Kısa cümleler, polisiye tarzını andıran hızlı geçişler öykünün can alıcı noktaları. 

Anne konulu öyküler de iç dökümü şeklinde anlatılıyor. Ve kitabın kapağında belirtildiği gibi sustukça büyüttüğümüz ortak sorunlarımızın öyküleri. Çağdaş öyküde, sosyal temalı gibi gözükmeyen öykülerin aslında yaşadıklarımızın gözümüze sokmadan, derinlikli anlatımıdır. 

Polat, ilk kitap olmasına rağmen çarpıcı diyologları, sıradan gibi görünen insanlık hallerinin, aslında hepimizin yaşadığını, akıcı bir dille veriyor. Evet anlattıkları çok bildik tanıdık gelecektir okura. Ancak biliyoruz ki iyi bir yazar yaşarken farkına varmadığımız önemsiz ayrıntıları yakayabildiği ölçüde iyi bir yazardır. Öykülerde birey anlatılırken bireyin toplumla ilişkisini bilinç altında gizlenen duygu ve düşünceleri açığa çıkarıyor. Aynı konulara odaklanması, dildeki bazı aksaklıklarına rağmen modern öyküde adını sık sık duyacağımız bir öykücü. Kuşkusuz öykü sanatının kilometre taşlarından birini oluşturan yapısıyla daha kapsamlı ve derinlikli incelenmeyi de hak eden bir kitap.

******

ANNE- BABA KÜTÜPHANESİ

“İlişkilerde incinir, ilişkilerde iyileşiriz” Işığın Yolu kitabında böyle diyor Nilüfer Devecigil. İlişkilerin hayatımızdaki temel önemini vurgulamak istiyor. İnsanlarla ilişkilerimiz annemizin rahmine düştüğümüz ilk anda başlar. Annemizi hisseder ve yaşadıklarını fark ederiz. O da bizim hareketlerimizi, kalp atışımızı hisseder. Doğumdan sonra ise ten teması başlar. Dünyaya hoş geldiniz. 

Ten teması çok önemlidir. Sadece o kadar mı? Değil. Annemizin bize bakışı, gülüşü, seslenmesi... Bu kadar da değil. Bize hissettirdikleri de çok önemli, mesela yanımızda oluşu veya bize hissettirdiği güven. 

Devecigil yavaş yavaş önemli noktaya geliyor: güven. Annemiz ilk güven duyduğumuz kişi. Ona duyduğumuz güven tüm ilişkilerimizi şekillendiriyor. John Bowlby buna “Bağlanma” diyor. Güvenli bağlanma, kaygılı bağlanma ve kaçıngan bağlanma diye de sınıflandırıyor. En sağlıklısı isminden de anlaşılacağı üzere güvenli bağlanma. Bebek annesinin varlığını biliyor, hissediyor. Onu göremediğinde ağlayıp üzülüyor ama onu görünce hemen sakinleşiyor. Kaygılı bağlanma da ise bebek annesinin varlığını biliyor yine ama onu göremediğinde kıyameti koparıyor. Annesi yanına gelse bile bu durum devam ediyor çünkü tekrar gitmesinden endişe ediyor. Kaçıngan bağlanma da ise bebek için annenin varlığının pek bir önemi yok. Odaya gelmiş, gitmiş; çocuğa ilgi göstermiş, göstermemiş bebek bunu önemsemiyor. Bizler de büyüdüğümüzde böyle davranıyoruz aslında. Bazen karşımızdaki insanın sevgi göstermesi bizi ondan uzaklaştırıyor. “Bana ilgi gösteriyor, hemen kaçmalıyım” diye düşünüyoruz. Bazen karşımızdaki insan bizi sevse de sevmiyormuş gibi geliyor. Yaptığı en ufak bir hareketten endişe ediyoruz “Acaba seviyor mu, hala bana aşık mı?” gibi. Bazen de her şey normal oluyor. Her şeyi olması gerektiği gibi hissediyoruz. 

Devecigil diyor ki bunları değiştirebiliriz. Çocuklarımıza vakit ayırmak, sevgiyle büyütmek, güven vermek onların ilişkilerinin temel yapıtaşlarını oluşturuyor. Oyun oynayın, gülün, keyifli vakit geçirin. En önemlisi sevin. Sevgi olunca bağlanma da güzel oluyor. 

Işığın Yolu, Nilüfer Devecigil, Doğan Kitap, 2017

Doç. Dr. Ümüt Arslan  instagram: umutarslanizmir

Psikolojik Danışman Öznur Aydın instagram: pskdanonznuraydin

 

******

HİKAYELERİN BÜYÜSÜ

Astım krizine girdiğinde soluk alamazsın. Soluk alamayınca konuşmakta zorlanırsın. Bir cümle ciğerlerindeki bütün havayı tüketmeye yeter. Uzun bir cümleden söz etmiyorum. Üç ila altı sözcük arasında. O kadar bile değil. Sözcüklerin değerini öğrenirsin o zaman. Zihnindeki karışıklığın altını üstüne getirir ve elzem olanını seçersin- onların da bedelini ödersin. Bırak sağlıkla insanlar akıllarına geleni sağa sola saçsınlar, çöp fırlatır gibi. Bir astımlının, ‘Seni seviyorum,’ demesiyle, ‘Seni çılgınca seviyorum’ demesi arasında fark vardır. Bir sözcüktür fark. Dur olabilir ya da sprey. Ambulans bile olabilir. 

                                                                                      Edgar KERET

                                                                               Buzdolabının Üstündeki Kız

********

YAZARIN BÜYÜSÜ

Dünyada, yaşadığımız toprakları etkileyen büyük değişiklikler olduğu görüşündeyim. Milliyetçilik ve dini söylemler öne çıkarken demokrasi zayıflıyormuş gibi görünüyor. Tüm dünyaya yansıyan en önemli duygu ise korku: Gelecek belirsiz; teknolojinin gelişimi, bilginin durmaksızın artışıyla geride aydınlanmamış pek az sır kalırken, dünya daha korkunç bir yere dönüşüyor, bizler de daha büyük bir topluluğa sığınma ihtiyacı hissediyoruz; bize teselli sunacak ve geri kalan herkesten nefret etmek için meşru bir zemin sağlayacak bir topluluğa. Liberal değerlerin, eşitlik mefhumunun silinip gidişini izlemek benim için çok üzücü ve her insanın buna karşı savaş vermesi gerektiğinin şart olduğunu düşünüyorum.   

                                                                                        Edgar KERET

********

UYKUDAN ÖNCE

Bu hafta çocuklarımız uyumadan önce okumanızı önereceğimiz kitap, Davide CALİ’nin düşlerinden süzülüp yazdığı ‘Bir Kavanoz Mutluluk’ adlı kitabı. Resimlerini Marco SOMA çizmiş. 

‘…bakın, mutluluk satıcısı bay güvercin eski bir kamyonetle taa uzaklardan tıngır mıngır geliyor. Bayan İbibik, Bay sülün, Bayan Çalıkuşu ve diğerleri. Tüm kuşlar heyecanla sıraya giriyor. Hepsinin tek bir arzusu var.  O da hayatını kurdukları mutluluğa bir an önce kavuşabilmek. İyi ama mutluluk satın alınabilir mi gerçekten?...

                                                                                                                Bir Kavanoz Mutluluk

                                                                                                            Davit CALİ-Marco SOMA

                                                                                                 UÇANBALIK YAYINLARI

********

4 SORUDA YAYINEVLERİ

1.Yayıneviniz ne zaman, kimler tarafından kuruldu?

- 1964 yılı kasım ayında, bugün saygıyla andığımız Oğuz Akkan tarafından kuruldu. Kurucumuzun aramızda olmayışının acısını yaşarken, tek tesellimiz yayınevinin aynı çizgisinde canlılığını sürdürmesidir.
 
2. Yayınevi politikanızı nasıl tanımlarsınız?

-  Cem Yayınevi, Türk sanatçıları dizisinde, ünlü yazarlarımızın eserleri yanında, genç yazar ve sanatçılarımızın da eserlerine yer vermiş, birçoğunun ilk eserlerini yayınlamıştır. Türk edebiyatı adına kazanç sayılabilecek bu eserlerin birçoğu çeşitli dallarda ödüller almıştır. Edebiyatımızı bir bütün olarak değerlendiren yayınevimiz bundan sonraki yayın yaşamında da aynı yayın çizgisini sürdürecektir.
 
3. Çok zor koşullardan geçildiğini biliyoruz. Karşılaştığınız başlıca zorluklar neler? Bunlarla nasıl mücadele ediyorsunuz?

-Özellikle pandemi öncesi ve pandemi sonrası farklılaşan yayıncılığın, zaten halihazırda çetin geçen kendi kısır döngüsüne katkısı mutlaka ki olumlu olmadı. Fakat her daim umut dolu beklentilerimizi gerek genel gerekse lokal açıdan sürdürmeye gayret ettik fakat geçen 2 senelik  süreç kurumsal açıdan bizi geriye götürmese de finansal açıdan döngümüzü eskiye oranla daha geriye götürmüştür. Her ne kadar söylemlerimiz içimizdeki umuda ayak uyduradursa da matematik bilimi karşımıza pek şirin şekilde çıkmıyor :)
Mücadelemiz yarınlar zaten her insanoğlunun amacıyla özdeş, güneş mi belki yarın belki yarından da yakın :)

4. Yayınevinize dosya göndermek isteyen yazarların bilmesi gerekenler nelerdir?

-Değerli yazar ve yazar adaylarına eser başvuruları ile ilgili şu bilgiyi verelim: www.cemyayinevi.com adresinden  ana sayfamızda yer alan üst bölümdeki eser başvuru formu kısmından indirip dosyalarını rahatlıkla bize online ya da posta ile gönderebilirler.