Kayadelen: 'Cezasızlık kültürü nedeniyle intihar süsü veriliyor'

İz-Web Tv’de yayınlanan Tugay Can ile Herkes Konuşacak adlı programa İzmir Barosu Genel Sekreteri Perihan Çağrışım Kayadelen konuk oldu. Kayadelen, dün ikinci duruşması gerçekleştirilen Şule Çet davası özelinde Türkiye’de yaşanan kadın cinayetleri ve yargının adli süreçteki tutumu hakkında kritik değerlendirmelerde bulundu.

KADIN 17.05.2019, 17:53 17.05.2019, 18:14

Derleyen: NİLAY MADENÜS/İZ GAZETE - İzmir Barosu Genel Sekreteri Perihan Çağrışım Kayadelen İz Web TV'de Tugay Can ile Herkes Konuşacak programına konuk oldu. Tugay Can'ın sorularını yanıtlayan Kayadelen, Şule Çet davasında yaşanan son gelişmeleri değerlendirdi.

“CEZASIZLIK KÜLTÜRÜ NEDENİYLE İNTİHAR SÜSÜ VERİLİYOR”

Şule Çet davasının Ankara Adliyesi’nde 15 Mayıs Çarşamba Günü görülen ikinci duruşmasını yerinde takip eden Kayadelen, davaya ilişkin olarak ülkemizde çok fazla intihar süsü verilen cinayet vakası olduğunu belirterek “Toplumdaki cezasızlık kültürü ve adalet duygumuzun yerini bulmaması sebebiyle Şule bu yüzden bu kadar sahiplenildi. İntihar süsü verilmiş cinayet vakalarına birkaç örnek vermek gerekirse Siirt’te Esin Öğretmen dosyası vardı. Aynı şekilde kendisini öldürdüğü , boşluğa bıraktığı iddia edildi. Alınan raporlar çerçevesinde aslında intihar etmediği ve eski eşi tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı. İstanbul’da bir kadın arkadaşımız eski eşinin evine giderek ne hikmetse orada intihar etmeyi tercih etmişti. Şuan dosyası hala Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) .Ve yakın tarihte yaşanan yine biliyorsunuz ki Rabia Naz olayı var. Cezasızlık kültürü toplumdaki failleri nereden ceza almazsa oraya doğru yönlendiriyor. Fail ne zaman en üst dereceden cezayı alırsa cinayetler kesilmeye başlıyor. Kadın mücadelesi arttıkça ve kadın davaları takip edilmeye başlandıkça maalesef ki intihar süsü vermek daha kolay bir hal alıyor. Çünkü Soruşturmalar gerektiği gibi yürütülmüyor. En temeldeki problemiz bu.” ifadelerini kullandı.

“AVUKATLAR DAHİ DURUŞMAYA ALINAMADI”

Çarşamba günü duruşması Ankara 31. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Şule Çet davasının küçük bir salonda gerçekleştirilmesi hakkında konuşan Kayadelen, duruşma salonuna en başta avukatların dahi alınmadığını kaydetti. Davanın 10 Temmuz’a ertelenen üçüncü duruşması için daha büyük bir salon talep ettiklerini belirten Kayadelen, Şule Çet davasına baro temsilci yetkilileri ve kamuoyunun katılımın yoğun olduğunu vurgulayarak “Orada Türkiye’nin her yerinden gelerek takip etmek isteyen insanlar vardı. Maalesef ki birçok insan duruşmaya alınmadı. Özellikle bu durumu duruşma sonunda mahkeme başkanına söyledik. Bir sonraki celse insani şartlarda yapalım duruşmayı ve büyük bir salon temin edilmesini sağlayın dedik. Çünkü nefes alınacak hava kalmıyor içerde.” şeklinde konuştu.

“BU AÇIYLA DÜŞME ANCAK ATILMA SONUCU OLUŞUR”

Davaya ilişkin olarak mahkeme heyetinin kararı neticesinde 17 Haziran’da Şule’nin katledildiği olay mahalinde yeniden bir keşif yapılacağını belirten Kayadelen, Şule’nin 20. Kattan düşüşündeki şüphenin kaldırılmasına yönelik olarak mahkemeye sunulan uzman görüşü hakkında “Mersin Üniversitesi’nden alınan uzman mütalaasında profesörler dedi ki; bu açıyla düşme ancak atılma sonucu oluşur, intihar değildir. ” dedi.

Sanıkların tartışma yaratan ifadeleri ve duruşmadan dikkat çekici detayları aktaran Kayadelen, “ Sanıklardan bir tanesi maalesef ki basına da yansıdığı gibi sen de kızına sahip çıksaydın şeklinde bir babaya bağırabilecek kadar bir cesarete sahip. Diğeri genelde susmayı tercih ediyor.” diyerek sanığın bu ifadesi sonrası salonda herkesin çok öfkeli bir şekilde tepki verdiğini söyledi. Kayadelen, “bu ifadenin tutanağa geçirilmesini mahkemeden talep ettik. Sanık hiçbir şekilde pişmanlık duymuyor. Biliyorsunuz kravat indirimi dediğimiz takdiri bir indirim şekli var. Bu tarz hareketler bu indirimin uygulanmasının önünde engeldir. Böyle şeyler yapan iyi halli değildir. “ ifadelerini kullandı.

Mesleki ilginliğinin yanısıra kadın aktivistliğinin de hayatının önemli bir parçası olduğunu belirteren Kayadelen, Türkiye’de yaşanan kadın cinayetleri hakkında şu değerlendirmelerde bulundu: “ “Geldiğimiz noktada bir yılda öldürülen kadın sayısı 300’leri aşmış dışında. Birçok etkeni var bunun. Kadın bedeni, hayatı üzerinden söylenen üst perdelerden ssiyasi söylemler tabanda daha başka bir karşılık buluyor. Mesela 'hamile kadın dışarı çıkmaz' , 'mini etek giriyorsa tecavüzü hakketmiştir' gibi söylemler sonrasında hemen bir olayın patlak vermesine neden oluyor. İzmir’de bir kadın mini etek giydiği için saldırıya uğradı." dedi.

“TRANSFOBİ, HOMOFOBİ, BİFOBİ İNSANLIK SUÇUDUR”

Programın sonlarına doğru 17 Mayıs Homofobi, Transfobi, Bifobiyle Mücadele Günü kapsamında İzmir Barosu’nun yaptığı kokartlı farkındalık eylemine de dikkat çeken Kayadelen, “LGBTİ+ Komisyonumuz çok aktif çalışıyor. Türkiye’de komisyonu ilk kuran barolardan biriyiz. Ve bu sebeple de tırnak içinde basın tarafından da hedef gösterilen barolardan biriyiz. Komisyonumuz birçok noktada LGBTİ+ bireylerimize destek sağlıyor. Bize 17 Mayıs için böyle bir teklif geldi. ‘Trans avukatlar vardır’ transfobi ,bifobi , homofobi bir insanlık suçudur’ yazılı kokartlar yapalım şeklinde. Biz de memnuniyetle kabul ettik. Bir farkındalık yaratmak için adliyede cüppelerimize bu kokartları yapıştırarak gezdik bugün. Biz hak mücadelesinin olduğu her alanda bütün yurttaşlarımıza destek veren bir baroyuz.” diyerek sözlerini noktaladı.

Yorumlar (0)
banner96
27°
açık
Günün Anketi Tümü
İstanbul hezimetinin ardından AKP iktidarı erken seçime gider mi?
İstanbul hezimetinin ardından AKP iktidarı erken seçime gider mi?
Günün Karikatürü Tümü