Erkek egemen sistem; erkeklerin, kadınların bedenleri, emekleri ve kimlikleri üzerinde denetim ve baskı kurmak için gerçekleştirdikleri davranışları içerir.

Kadına Yönelik Şiddet biçimlerini ekonomik, psikolojik, fiziksel, sözel, cinsel, dijital ve flört şeklinde sınıflandırabiliriz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en ağır sonuçlarından biri olan kadına yönelik şiddet dünyada en yaygın insan hakları ihlallerinden biri ve  aynı zamanda gündelik hayatımızda, sosyal çevremizde, medyada vb. sıkça duyduğumuz bir kavram haline geldi. Kadına şiddet dünyada da önemli bir sorun olmakla birlikte Türkiye’de gün geçtikçe kadın yaşamını daha fazla kuşatma altına alıyor. Devlete önleme, koruma, etkin soruşturma sorumluluğu yükleyen İstanbul Sözleşmesi'ni, Erdoğan'ın fesh etmesiyle, erkek egemen zihniyetin hâkim kılınması sistematik şiddeti daha da tırmandırıyor. Her gün kadına yönelik şiddet, çocuğa yönelik istismar vakalarıyla uyanan bir toplum haline geldik. Kadına ve çocuklara yönelik şiddetin, tecavüzün zaman ve mekândan bağımsız olarak neredeyse tüm dünyada evrensel bir sorun olarak görülüyor.  İktidarlar bu sorun karşında çözüm odaklı politikalar geliştirirken maalesef bizim ülkemizde, kadınların ve çocukların aleyhinde politikalar yürütülüyor.

CEZASIZLIK POLİTİKASI

İktidar bir yandan uyguladığı cezasızlık politikasıyla tecavüzcüleri, kadın katillerini istismarcıları palazlarken diğer yandan kadın kazanımlarını gasp etmeye yönelik bir saldırı politikası yürütmektedir. En son zorla nişanlandırılan bir cani tarafında katledilen Sıla cinayeti, kadın katliamlarına, taciz, tecavüz, çocuk gelinler gibi kadına olan düşmanlığın bir özetidir. Bu özet hemen hemen her gün ne yazık ki güncellenerek devam etmektedir. Cinsiyet ayrımcılığının en fazla olduğu ülkeler arasında yer alan Türkiye, 129 ülke arasında 26. sırada yer alıyor. 2021 yılında 280 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 217 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Erkeğin kadına yönelik uyguladığı şiddetin, kültürel, psikolojik ve sosyolojik birçok nedeni bulunmaktadır. Bu anlamda cinsiyetlerden bağımsız olarak, çatışma unsuru olarak görülmesi gereken ataerkil zihniyet her iki taraf içinde olumsuzluklar barındırıyor. 

EŞİTSİZLİĞİN ANAHTARI ZİHNİYET DEVRİMİ

Namus cinayetine varan şiddet olaylarında; kadın canından olurken, toplumun üyesi olan erkek de ataerkil zihniyetin kurbanı oluyor. Çünkü toplumsal cinsiyet rolleri, erkeğe belirlenmiş rollere uyulmaması halinde kadını cezalandırmayı öğretmiştir. Somut olarak bakıldığında, en çok da siyasi İslamcı kesimlerde kadın toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin eksi tarafında konumlandırılıyor. Bu kilidin anahtarı ise yalnızca zihniyet devrimidir. Yine 

Namus algısı sosyo-demografik özelliklere göre değişebilmektedir. Eğitim seviyesi arttıkça, namus olgusu daha olumlu bir seyir izlediği yapılan çalışmalarca desteklendiği görülüyor.  Hukuki düzenlemeler namus cinayetlerini teşvik edici mi yoksa önleyici nitelikte mi olduğu değerlendirildiğinde ise her iki yönünün de olduğu dikkat çekiyor. Günümüzde sözleşme ve kanunların tartışılma nedenleri ve eksik yönlerinin neler olduğuna dair görüşler farklılıklar gösteriyor. Ataerkil düzenin, toplumun her alanında olduğu gibi hukuk sisteminin de kuramına, uygulamalarına ve normlarına nüfuz ettiği, kadının hayatı ve bedenine dair vermiş olduğu kararları, erkek bakış açısı ile değerlendirip cezai yaptırımları bu bakış açısıyla belirlediği de bir gerçek olarak cezasızlık politikalarıyla son 20 yılda bu daha da belirgin bir şekilde ortaya çıktı.

KADIN CİNAYETLERİ POLİTİK

Bu bağlamda, eril kültürün üretimi olan bütün şiddete dair eylemleri aynı kategoride değerlendirip her birini cezalandırmak yerine, Yargıtay, “kötü töre”, “iyi namus” ayrımı yaparak, kadına yönelik şiddet eylemlerinin bir kısmının normalleştirilmesine hizmet ettiği uzman görüşleriyle ortaya konuyor. Töre ve namus kavramının kanuni düzenlemelerde ayrı kabul edilmiyor olması da kadının aleyhine sonuçları doğurmasını beraberinde getiriyor. Yani yaptırım konusunda caydırıcı olmayan cezaların suç oranlarını artırdığı bir gerçek. İstanbul sözleşmesinden vazgeçen Saray yönetimi, bu gerçeğin düzeltilmesini hiçbir katkı sağlamıyor. Çocuklara, 16 yaşında hakim izni ile 17 yaşında veli onayı ile evlenme izni veren Medeni Kanun düzenlemesi acilen kaldırılmalıdır. Gelecek hepimizin geleceğidir. Savaşsız, sömürüsüz, adil ve eşit bir dünya için, kadınlar, çocuklar, tüm ezilenler için mücadeleye devam edilmelidir. Suç bireysel değil, suç toplumsaldır! Çocuk istismarları, kadın cinayetleri politiktir ve toplumun kanayan bir yarası olarak acilen çözüm yolları bulunması gerekiyor.