Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği'ne “kanuna ve ahlaka aykırı faaliyet yürütme” iddiasıyla açılan kapatma davasının ilk duruşması bugün Çağlayan’daki İstanbul 13. Asliye Hukuk’ta görüldü.

Platforma destek olmak için yüzlerce kadın adliye önünde bir araya gelirken "Asla yalnız yürümeyeceksin", "Hukuksuz davalar bizi yıldıramaz" sloganları atıldı.

Duruşmada, hem avukatlar hem de katledilen kadınların yakınları söz aldı. Mahkeme, tüm müdahillik taleplerini reddederken duruşmayı 5 Ekim'e erteledi. 

'DÜN ONLAR BİZİM YANIMIZDAYDI, ŞİMDİ BEN ONLARIN YANINDAYIM'

Adliye önünde yapılan açıklamalarda kadın dayanışmasının verdiği güce vurgu yapıldı. Platformun gönüllü avukatlarından Leyla Süren yaptığı konuşmada "Bir hukukçu olarak bu davayı duyduğumda çok üzüldüm. Bu dava aslında platformun tüm dünyaya ve Türkiye’ye mal olduğunu gösterdi. 2016 yılında başlayan bir savcılık soruşturması var. Biz her gün adliyelerdeyiz, çağırsalardı gelirdik ama bir kere bile çağırmadılar. Biz kadınlar için mücadele ederken onlar da bizi kapatmak için mücadele etmişler. Bu dava bizi yıldırmayacak. Buna inanıyorum ve bunu bugün burada görüyorum" dedi.

Katledilen kadınların aileleri, arkadaşları da platforma destek için orada. Söz alan isimlerden biri boşanma aşamasında olduğu erkek tarafından katledilen Muhterem Göçmen'in kardeşi Çiğdem Kuzey oldu. Kuzey, kardeşinin 28 Haziran 2013 yılında öldürüldüğünü, öncesinde uzaklaştırma kararı olduğunu buna rağmen öldürüldüğünü anlattı. Yardım için kardeşinin polise gittiğinde "Bütün polisler Gezi'de" cevabı aldığını söyleyen Kuzey, "Bize ait olan sokakları bizlerden korumaya çalışırken kardeşimi koruyamadınız" diye sitem etti. Kuzey, platformun geçmişte yanlarında olduğunu vurgulayarak "Dün onlar bizim yanımızdaydı, şimdi ben onların yanındayım" diye konuştu.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği’ne açılan kapatma davasında derneği, 36 barodan 280 avukat savunacak. 

'DERNEĞİN KAPATILMASI TÜM KADINLARIN YAŞAM HAKKINA MÜDAHALEDİR'

Duruşma, dernek avukatlarının tutanağa geçmesinin ardından platformun davasını takip ettiği kadınların ve ailelerinin yanı sıra baroların müdahillik talepleri ile başladı. İstanbul Barosu, Türkiye Barolar Birliği, Gaziantep Barosu, Ankara Barosu, Eskişehir Barosu, İzmir Barosu, Kocaeli Barosu, Kırklareli Barosu, Adıyaman Barosu, Diyarbakır Barosu ve Tekirdağ Barosu davaya müdahillik talebinde bulundu.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği Başkanı Gülsüm Kav ilk sözü aldı. Derneğin kurulma amacını anlatan Kav "2009 yılı sonunda Münevver Karabulut cinayeti sonrası yaşananlar toplumu çok etkilemişti. Ailenin yanına giderek onları yalnız bırakmamak istedik. O günden bugüne 'asla yalnız yürümeyeceksin' diyoruz. Münevver Karabulut cinayeti ile başlayan süreçte kadın cinayetleri bir halk sağlığı ve adalet sorunu oldu. Cinayet dosyalarına müdahillik talebinde bulunduk. Bu süreçte bir hakimin, tüzel kişiliğimiz olmadığı gerekçesiyle müdahillik talebimizi reddetmesi üzerine öldürülen kadınların aileleri ile birlikte tüzel kişiliğimiz olan derneğimizi kurduk. Bizler ailelerin önce acılarını paylaşıp sonra dava süreçlerini takip ederken, bir süre sonra aileler bize ulaşmaya başladı. Öldürülen kadınların öldürülme şekilleri bize dersler verdi. Ayşe Paşalı'nın ölümünde koruma kanunun yetersizliğini gördük. Ölüm gerçekleştikten sonra dahil olmak dışında, ölüm gerçekleşmeden 'ne yapabiliriz' diye düşündük. 6284 ve İstanbul Sözleşmesi ile kadınların sadece şiddete uğraması karşısında değil, tüm hak ve özgürlükleri için hak arayan bir dernek olduk. Resmi kurumlardan veri almak istedik. Ancak kurumların istatistik tutmadığını gördük, bu kez bizler veri tutmaya ve yayınlamaya başladık. Bu veriler uluslararası anlamda kullanılan istatistikler oldu. Bunun üzerine bundan üç yıl önce İçişleri Bakanlığı da veri tutmaya ve yayınlamaya başladı. Bizim amacımız, kadınların cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinden dolayı ayrımcılığa uğramasını, annelerin çocukların gözü önünde öldürülmesini önlemek için elimizden geleni yapmak. Derneğin kapatılması, tüm kadınların yaşam hakkına müdahaledir. İstanbul Sözleşmesi'nin feshi ile başlayan süreç bizim derneğimizin kapatılma süreci ile devam etmektedir. Hâlâ yürürlükte olan Sözleşmede tüm haklarımızı kazanmak için, öldürülmemek için, amacımıza ulaşana dek mücadelemiz devam edecek" dedi.

'KADIN CİNAYETLERİNDEN BAHSEDİLİYOR AMA ŞÜPHELİ KADIN ÖLÜMLERİNDEN BAHSEDİLMİYOR'

Kav'dan sonra Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği Genel Sekreteri Fidan Ataselim sözü aldı. Ataselim, "2016'da başlayan ve 2021'de davaname ile biten soruşturma aşamasında savcının defaeten somut olay talepli iade işlemi sonrası arada bir savcı değişikliği ile bizim hakkımızda kapatma davası açıldı. İstanbul Sözleşmesi'nden bir gece yarısında bir kişi tarafından çekilme kararını alan siyasi sürecin, bu davayı da açtığını görüyoruz. İstanbul Sözleşmesi'nin feshedilmesi için ileri sürülen argümanların aynısı şimdi de bu davada ileri sürülüyor. Bizler 2010 yılından bu yana kadın cinayetleri verileri raporluyoruz. Amacı, başvurduğumuz tüm bakanlıkların 'bizde veri yok' cevabıdır. Veri kaynaklarımız, ailelerdir. Bunun üzerine yetkililer sınırlı da olsa veri yayınlamaya başladı ama hala eksik. Kadın cinayetlerinden artık bahsediliyor ama şüpheli kadın ölümlerinden bahsedilmiyor. Yüksekten düşüp ölü süsü verilen kadınlar ve intihar süsü verilen kadınlar için kamuoyu yaratarak, davalara katılma talebi sunarak, davalara katılarak ve sonunda basın açıklaması yaparak gerçekleri açığa çıkarmaya çalışıyoruz. Dernek olarak sadece hukuki destek sunmuyoruz. Bu doğrultuda politika üreterek de sürece katkı sunuyoruz. Dava takibi, veri raporlama yapıyoruz. 6284 sayılı yasanın yapım sürecinde de bizzat bulunmuş olan bir dernek olarak çok deneyim sahibi olduğumuzdan, bu deneyimleri paylaşıyoruz. Toplum bir bütün. Bizler de eşit yurttaşlar olarak kadın cinayetlerini kadına karşı şiddeti önlemek için çalışıyoruz. Bütün toplum bizim faaliyetlerimizi tanıyor. Bu davayı ve davaya konu edilen gerekçeyi kabul etmiyoruz" ifadelerini kullandı. 

'BİZE SORU SORULMADI'

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği hukukçularından avukat Rukiye Leyla Süren de davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirterek şunları söyledi: " Davanameye dayanak maddi vakalar 2016 yılındandır. Savcılığın da tespit ettiği üzere somut olay ve olguya dayanmamaktadır. 2016 yılında BİMER'e aynı dilekçe ile aynı kelime ve imla hataları ile birden çok başvuruda bulunulmuştur. 2017'de İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü tarafından hakkımızda inceleme başlatılmıştır. İl Emniyet Müdürlüğü'ne yazı yazılmıştır. Ancak bize hiçbir şekilde soru sorulmamıştır." 

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği avukatlarından Tuba Torun "Yöneticilerin ve dernek üyelerinin faaliyetleri yönünden hukuka aykırı deliller toplanmıştır. İstanbul Valiliğince dernek yöneticileri için mahkumiyet bilgisi ile haklarında bilgi istenmiştir. Bu kayıtların tutulması hukuka aykırıdır. Çünkü bu kayıtlar arşiv kaydı niteliğinde değildir. Bu verilerin kolluk tarafından tutulması da hukuka aykırılıktır. Bu dosyada görüyoruz ki dernekler kanununda geçmeyen suçlar hakkında, bırakın mahkumiyeti takipsizlik kayıtları mevcuttur. Hukuka aykırı deliller hükme esas alınamaz. Bu delillerin dosyadan çıkarılmasını talep ediyoruz" diye konuştu.

'KANUNA AYKIRI İŞ YAPTIĞIMIZDAN BAHSEDİLEMEZ'

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği hukukçularından avukat Esin Yeşilırmak da davanamede somut delil ve soru olmadığından, cevaplamanın ve savunma yapma ihtimalinin de çok zordu olduğunu söyledi. Yeşilırmak konuşmasına şöyle devam etti: "LGBTİQ+ çalışmaları yapıldığı için "ahlaka aykırılık" suçlaması olsa da yüksek yargıda LGBTİQ+'ların örgütlenme hakkının ahlaka aykırı olmadığı karara bağlanmıştır. Kaldı ki dernek tüzüğünde de bu çalışmalar yer almaktadır. Kutsal aile yapısına zarar verdiğimiz" iddia ediliyor. Oysa sadece geçtiğimiz ay 24 kadının evlerinde, yani aile içinde öldürüldüğünü görüyoruz. Aile yapısına zarar verenin biz olmadığımız buradan görülmektedir. 6284 gereği gibi uygulanmadığı için adli merciler ve bakanlıklar, idari mercilerle birlikte çalışan bir dernek olarak, kanuna aykırı iş yaptığımızdan bahsedilemez." 

'TEK AMAÇLARI KADINLARIN ÖLMESİNİ ENGELLEMEK'

Duruşmada katledilen kadınların aileleri de söz aldı. 2013 yılında, koruma altında olmasına rağmen, evli olduğu erkek tarafından öldürülen Muhterem Göçmen'in ablası Çiğdem Kuzey "Dava sürecinde de acımı yaşadığım dönemde de yanımda platform vardı. Kardeşim Muhterem şikayetçi olsa da savcı inandırıcı bulmayıp ertesi gün faili serbest bıraktığı için bir hafta sonra yarım kalan işini tamamladı, kardeşimi hayattan kopardı. Bu davayı görünce şok oldum, çünkü kimsenin ahlaka aykırı eylemi yok, tek amaçları bizlere yardım etmek, kadınların ölmesini engellemek. Benim en acılı günümde duruşmada beni teskin eden, acını anlıyoruz ama adalete saygılı ol diyen de onlardı. Bu dava hiç açılmaması gereken bir davadır" ifadelerini kullandı. 

Şüpheli şekilde yaşamını yitiren Aysun Yıldırım'ın annesi Hüsniye Yıldırım da konuştu. "Hani bu dava için hukuksuzluk diyorlar ya benim kızımın dosyası kapatılırken hukuk neredeydi? Hiç bir delil incelenmezken neredeydi?" diye soran Yıldırım, kendilerine devletin değil, platformun sahip çıktığını vurguladı. 

Davaya müdahillik taleplerinin hepsi reddedildi. Mahkeme, hukuka aykırı olarak dosyaya giren dernek yöneticileri hakkındaki tüm soruşturma ve kovuşturma dosyalarının getirilmesine karar verdi. Duruşma 5 Ekim saat 10.00'a ertelendi. (DUVAR)