Edebi Annelerle Büyümek

Edebiyatın çok önemli bir kişisel gelişim aracı olduğunu düşünürüm. Yazmak kadar okumak da düşünmeyi, yeni dünyalar hayal etmeyi, düşünmediğimiz açılardan bakabilmeyi, hiç beklenmedik bir anda kendi hikâyemizle karşılaşabilmeyi içerir. Ancak çeşitli sebeplerle kişisel gelişim alanı edebiyatın önüne geçmiş, kısa vadede büyük sonuçlar elde etmek, kolay yoldan hedefe ulaşmak geçtiğimiz on yılların önemli konusu olmuştur. Bir süredir bu yaklaşımın kırılmakta olduğunu düşünüyorum. Okur nezdinde sorunları çözmek hâlâ önemli bir konu olsa da kişisel gelişim kitaplarının “hedef koy – harekete geç – başarıya ulaş” veya “pozitif düşün” düsturu yerini daha içsel süreçlere odaklamış, psikolojiyle dans eden, kişilerin kendilerine bakmasına ve kendi oldukları gibi olabilmelerini teşvik eder bir biçime bırakmaya başladı. Ataerkinin bu alanda kırılması olarak yorumladığım bu durum dişilin ihtiyaçlarını, duygularını, ruh-beden ve zihin bütünlüğünü ön plana çıkarıyor. Bu sevindirici bir durum bana kalırsa. Çünkü kişinin kendisini anlamadan yaptığı, içselleştiremediği hiçbir şey kalıcı olmuyor. Tabii kendini anlamak, içselleştirmek derken temkini elden bırakmamak ve son derece ayık olmak gerekiyor. Zira psikoloji dediğimiz şey şaka değil, bilinçsiz bir uzmanın dahi elinde zedelenebilecek, hassas bir konu. Ki sözünü ettiğimiz şey insan hayatı. Travmalarla yüzleşmek dildeki kadar kolay değil ve uzman desteği ihtiyacını göz ardı etmemek gerekiyor.

Bu ayrımı da vurguladıktan sonra bana edebiyat ve kişisel gelişim arasındaki bağı düşündüren kitaba gelelim.


Sayfanın İz Gazete'de yayımlanan basılı haline aşağıdaki dosya linkinden ulaşabilirsiniz

cb9f7884-f612-42f7-bd29-ae5ca0d3d5a7.pdf


BİR KELİME İŞÇİSİNDEN METİNLER

Eylül ayında Doğan Novus’tan Damla Çeliktaban’ın Beni Büyüten Kadınlar adlı kitabı yayımlandı. Damla Çeliktaban kendini bir kelime işçisi olarak tanımlıyor. Avusturya Lisesi’ni ve İstanbul Üniversitesi’ni bitirdikten sonra merkez medyanın çeşitli yazılı alanlarında çalışmış, hamilelik ve annelik deneyimlerini paylaştığı köşe yazılarıyla birlikte hamilelik, doğum, beslenme, eğitim, ekoloji, psikoloji ve edebiyat alanlarında yazılar yazmış ve yazmaya devam ediyor. Bu kitabı da yayımlanmış yazılarından bir seçkiden, onların yeniden gözden geçirilmesi ve aralarına kitap bütünlüğü sağlayacak yenilerinin eklenmesinden oluşmuş. Her yazının (bazen şiirin) arasına çeşitli alıntılar konmuş. Bu alıntılar bir nevi bir okuma deneyiminin de habercisi; yine yukarıda saydığım alanlardan izler taşıyor. Kitabın bir diğer önemli noktası ise Clarissa P. Estes’in Kurtlarla Koşan Kadınlar adlı kitabından izler taşıması. Çeliktaban Estes’le tanıştığı, onun bir çalışmasına katıldığı zamandan sonra bu kitaptaki mit ve masalları başka kadınlara aktarmaya devam etmiş.

KADINLIĞI ÖĞRENMEK

Çeliktaban erken yaşta annesini kaybetmiş. Daha önce de ailesinin kadınlarını kaybettiği için ona el uzatabilecek bir anne kalmamış etrafında. Çocukluktan yetişkinliğe geçerken de kadınlığı, kadın olmayı kitaplardan öğrenmeye kalkışmış. Kadınların yazdığı kitaplara yönelirken “edebi anneler” bulmuş kendine. Bu edebi anneler arasında Tezer Özlü de var, Sevgi Soysal da; Ursula K. Le Guin de var Clarissa Estes de…

LEZZETLİ BİR OKUMA DENEYİMİ

Teknik olarak baktığımızda bu yazılar bir nevi deneme, bazıları şiir, bazıları küçük öyküler, bazıları öykü olmanın sınırında kalmış güzel metinler… Yazarın okuma yazma pratiği ise satırlar arasında kendini çokça belli ediyor. Bu anlamda lezzetli bir okuma deneyimi sunuyor.

Kitap boyun eğmemeyi, insan ve kadın olabilmeyi, kahkaha atıp hayatla dalga geçebilmeyi, gördüğünün ötesinde bir hayat olabileceğini anlamaya çalışırken kendi özüne ulaşabilmeyi düstur edinmiş bir kadının hayatla hemhal olma halleri gibi de okunabilir. Nitekim ölüm kadar yaşamdan, vedalar kadar kavuşmalardan da bahsediyor kitap. Deneyimler var, anılar var, okurun kendine sorabileceği sorular var satırlar arasında. Bu sebeple durup düşünmeyi gerektiren yerler var okur için. Bir yol, bir yöntem belirlemediği gibi bir yol da sunuyor okuruna nerelere bakacağına dair. Hatta okur satırlar arasından yeni yazarları keşfetme yolculuğuna da çıkabilir ki edebiyatın hayata daha çok karışması adına ne güzel bir adım olur bu.

Edebiyat kişiyi dönüştürür. Edebi anneler gibi edebi ebeveynler bulmak, onların bize gösterdikleri, bizim onlardan anladıklarımız üzerine kendi hayat yolumuzda akmak mümkündür. Her kitap vakti geldiğinde çıkar karşımıza. Durup düşünelim, hissedip beslenelim, sarsılıp yenilenelim diye.



Öykünün İzleğinde:

Kayboluş – Aslı Akarsakarya

Her gün işine gidip gelmekte olan erkek kahramanımız bir yaz günü, sevgilisiyle gittiği tatilin dönüşünde ortadan kaybolmaya karar verir.

Rutin bir hayatı vardır. Her gün aynı işe gider gelir.

Belli kişilerle görüşür. Yan masasında oturan iş arkadaşı ile benzer sohbetleri ederler. Akşam planları belli sıklıklarla halı saha maçı yapmak veya bir şeyler içmekten ibarettir. Öğlen annesini arayıp yediklerini anlatır. Sevgilisi yabancıdır, ilişkilerini şehirlerarası yürütürler.

O yaz Foça’da yaptıkları tatilden akılda kalan genel olarak sıcak havadır. Bu rutin hayattan şikâyet etmez kahramanımız, şükretmeyi seçer.

Tatil dönüşü, izninin bitmesine daha zaman varken kahramanımız valizini alıp evden çıkmak ister. Adeta kaçar. Bu karara onu iten dönüşte annesini, sevgilisini ve iş arkadaşını aradığında aldığı/alamadığı tepkilerdir. Kendini önemsenmemiş ve istenmemiş hisseder. Bu, rutin hayatının, ilişkisinin ve mutsuzluklarının farkına varmasına, hissedip yok saydıklarının su yüzüne çıkmasına sebep olur. Ve kahramanımız evini de görebileceği bir planla – her gün işe gidip gelirken önünden geçtiği otelde kalarak – ortadan kaybolur. Şüphelerinden arınıp sevildiği ve önemsendiğini de bilerek kendinden emin bir biçimde hayatına devam etmek ister. Otelden evini gözlemlediği süre içinde kendini bir film kahramanı gibi hayal eder.

Ancak ortadan kaybolmayı planladığı yedi gün boyunca onu kimse aramaz.

Öfke orada kendini gösterir.

Sevgilisini arar. Her şey o yok olmadan önceki gibi devam etmektedir.

Ertesi gün işe gider. İş arkadaşı hiçbir şey olmamış gibi sıradan muhabbetine devam eder.

Öykü; okura kişinin hayatta kapladığı yeri ve ilişkilerini sorgulatır. Körü körüne bağlanılan, alışkanlıkla devam eden, yan yana olunduğu için süren ilişkiler kişinin hayatını oluşturabilir.

Aslı Akarsakarya; Edebi Şeyler Yayınevi’nden yayımlanan, Buraya Kısıldık Sanırım adlı ikinci öykü kitabı ile 2021 Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü kazandı. Arka kapak yazısında yazarın “oyuna değil gerçeğe bakan, çoğu zaman da gerçeğe yenilen öykülerle karşımızda” olduğu söyleniyor. Kayboluş isimli bu öykü de gerçeğin ağır bastığı, bu sebeple de duyguların bastırılıp hayatın devam ettiğini gösteren bir öykü. Bu gösterdiği yerden yeniden hayatına bakmaya davet etsin okurunu.



5. Uluslararası İzmir Edebiyat Festivali Devam Ediyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin beşincisini düzenlediği, 28 Ekim’de başlayan Uluslararası Edebiyat Festivali devam ediyor. Bu sene festivalin teması Akdeniz olarak belirlendi; sloganı ise “Edebiyat Aşktır.”

Nedim Gürsel ve Ahmet Ümit’in onur konuğu olduğu festivale Almanya, Fas, Fransa, İspanya, İtalya, Kıbrıs, Lübnan, Mısır, Tunus, Yunanistan olmak üzere 10 ülkeden edebiyatçılar katılıyor. Böylelikle İzmir, kent merkezi ve merkeze uzak çeşitli ilçelerde söyleşiler, konserler ve tiyatrolar dahil çeşitli programlara ev sahipliği yapıyor. Festival pazar akşamı sona erecek ve bu süreçte hâlâ konser, söyleşi, atölye, tiyatrolara katılabilirsiniz.

4 Kasım Perşembe

13.00-15.00 Şiir Yürüyüşü (Yeşilova-Kemeraltı)

18.00-19.30 Söyleşi-Koukis Christos, Dinos Siotis, Lea Nocera, Gökçenur Ç. (Yeşilyurt)

19.30-21.00 Şiir Akşamı-Neşe Yaşın, Dinos Siotis, Koukis Christos, Halim Yazıcı, Sezai Sarıoğlu, Enver Topaloğlu Tozan Alkan, Erkan Karakiraz, Gökçenur Ç. (Yeşilyurt)

5 Kasım Cuma

15.00-18.00 Masal Kürsüsü- Sezai Sarıoğlu (Buca)

18.00-19.00 Panel-Aşkın Yazılı Hali (APİKAM)-Handan Gökçek, Neslihan Acu, Polat Özlüoğlu

19.00-20.00 Söyleşi- Bülent Emrah Parlak (APİKAM)

20.00-21.00 Şiir Akşamı-Dinos Siotis, Koukis Christos, Meryem Coşkunca, Olcay Özmen, Lal Laleş, Gökçenur Ç. Asuman Susam, Tuğrul Keskin (Dikili)

6 Kasım Cumartesi

11.00-14.00 Çocuklarla Şiir Atölyesi-Y. Bekir Yurdakul (Buca)

18.30-19.30 Söyleşi- Ercan Kesal (Karşıyaka)

19.30-20.30 Söyleşi-Sezai Sarıoğlu (Seferihisar)

20.30-21.45 Tiyatro Yaralarım Aşktandır (Çiğli)

7 Kasım Pazar

17.00-18.00 Söyleşi-Asuman Susam (Urla)

19.00-20.00 Söyleşi-Sunay Akın (AASSM)

20.00-20.30 Kısa Film Gösterimi- Kabuğu Kırmak (AASSM)

21.00-22.30 Konser- Fide Köksal (AASSM)



KELİMELERİN İZİNDE

Perçin

1- İki ya da daha çok levhayı birbirine sökülmeyecek bir biçimde bağlamak için bunlarda bulunan ya da açılan deliklerden geçirilip iki ucuna çekiçle vurularak şişkinleştirilen yuvarlak metal çubuk.

2- Böyle bir çubukla ya da birbiri üstüne getirilerek bir çekiçle dövülüp sağlamlaştırılmış yer.

Perçinlemek

1- perçinle tutturmak.

2- iki ya da daha çok parçayı, karşılıklı bölümlerini birbiri üstüne getirip çekiçle ezerek birleştirmek.

3- mec. güçlendirmek, pekiştirmek, sağlamlaştırmak.



SATIRLARIN İZİNDE

Buraya nereden, nasıl geldim, bilmiyorum! Camları kalın bir toz tabakasıyla kaplanmış, pencere pervazları kararıp içten içe çürümüş, yaşlı duvarları koyu yeşil yosunlarla örtülmüş ve kanatlı demir kapısı sanki sonsuza kadar kapanmış gibi duran bu konağın önünde amaçsızca dolaşırken buldum kendimi... Bakımsız bir mezarlığı andıran bu büyük bahçede, görkemi ürkütücü bir kalıntıya dönüşmüş bu zavallı binanın önünde ne işim var, anlayamıyorum. Zorlamalarıma karşın belleğim geçmişe kapı aralamıyor. Belli belirsiz şekiller kıpırdanmıyor değil ama görüntüler netleşmiyor. Zaman sanki yaşadıklarımı eritip birbirine karıştırmış; ağır ağır içine gömüldüğüm bu tuhaf bulamacı çözemiyorum. Nasıl çözeceğimi de bilmiyorum. Tıpkı bozkırın ortasında güneşin, yağmurun insafına terk edilen bu kasvetli konağın öyküsünü bilmediğim gibi.

Sis ve Gece – 25 Yaşında, Ahmet Ümit, Yapı Kredi Yayınları, Ekim 2021



YAZARIN İZİNDE

1951 Gaziantep doğumlu.

Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra Paris Sorbonne Üniversitesi Modern Fransız Edebiyatı bölümünü bitirdi.

Sorbonne'da Nâzım Hikmet ve Aragon üzerine Prof. Etiemble’ın yönetiminde karşılaştırmalı edebiyat doktorasını tamamladı.

Fransa Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi (CNRS) araştırma başkanı olarak görevine devam ediyor ve Paris INALCO’da (Doğu Dilleri Yüksek Okulu) Türk edebiyatı dersleri veriyor.

Nedim Gürsel edebiyatın pek çok dalında ürün veren, yazdıkları ve araştırmalarıyla ulusal ve uluslararası pek çok ödül almış, kitapları Türkiye dışında 25 ülkede yayımlanan, hakkında pek çok incelemeler, doktora tezleri yazılmış, belgeseller çekilmiş yazarımız.

Bugünlerde Ahmet Ümit'le birlikte 5. Uluslararası İzmir Edebiyat Günleri'nin onur konuğu.



KİTAPLARIN İZİNDE

Hava Durumu – Jenny Offill (Harfa Yayınları, Eylül 2021, Roman)

Bir zamanların parlak öğrencisi, şimdinin sıradan kütüphane memuru, ilişkilerini sorgulayan bir eş, kaygılı bir anne Lizzie... Bağımlı, intihara meyilli, sorumluluk almayan kardeşi... Küresel iklim değişikliğine odaklanmış Sylvia…

Başkanlık seçiminin yaşandığı günler, sorunlu göçmen mahalleleri, herkesin birbirini ötekileştirdiği tekinsiz New York…

Yazar sorgulayıcı, mizahi, imalı üslubuyla bu kısa romanda okuru kocaman sorularla baş başa bırakıyor. Lizzie, bir iç çığlık gibi, umutsuz, çare arayarak, bocalayarak soruyor:

Dünyanın sonuna hazır mıyız? Hayatta kalmaya değer mi?



KİTAPLARIN İZİNDE

Dünyamın Dibi – Ayşegül Bostancı (MonoKL, Eylül 2021, Öykü)

Hatırlamamak gerçekten unutmak mıdır? Artık ihtiyacımız olmadığını düşündüğümüz takvimlerde bulursak ya kendimizi. Nadide olanda kendi kötülüklerinin yansımasını gördükleri için birer canavara dönüştüyse yüzey insanları. Yer altındakini yok etmek, kendi kusurunu örtmenin tek yoluysa. Ebediliğimizin içinde faniliğimiz soluklanıyorsa.

Ayşegül Bostancı, hepimizin her gün gördüğüne başka bir boyuttan bakıyor. Dünyanın dibinden sesleniyor okura. Distopik, karanlık bir evrenden yüzeye çıkmış iç içe, sarmal öyküler… Baştan sona insanı anlatan bir labirentin içinde kayboldukça kendinizi buluyorsunuz.



KİTAPLARIN İZİNDE

Ezoterik Edebiyat – Kubilayhan Yalçın, Koray Sarıdoğan (Destek Yayınları, Eylül 2021, Araştırma-İnceleme-Referans)

Okültistlerden casuslara uzanan bilgi birikimi, James Bond romanlarındaki mistik emperyalizme hangi semboller ve kavramlar üzerinden dönüştü?

Kont Drakula efsanesinin tarihi ve edebi yönlerini öğrendik. Peki Abdülhamid’le ve mason localarıyla ilgisi neydi?

Star Wars evreninin, ezoterizm tarihiyle ve simgeleriyle kesişimi; Yüzüklerin Efendisi’nin yazarı Tolkien’in bilinçdışından süzülenlerin ilhamı…

Ezoterik Edebiyat, teoriler kurmaktan kaçınarak, edebiyat izleğinden kopmadan, belgelere dayanan disiplinler arası bir ezoterizm araştırması...



KİTAPLARIN İZİNDE

Karıncalar – Joachim Offenberg (Edisyon Kitap, Eylül 2021, Popüler Bilim)

Çalışkanlıkları ve fethetme tutkularıyla, köleleştirme ve her yere sızma konusundaki ustalıklarıyla karıncaların dünyası zaman zaman insanların dünyasından daha renkli desek yeri var!

Başka kolonilere sızıp kraliçeyi devirerek darbe yapan da, Preben Amca’nın acımasız saldırısını geri püskürtüp adamcağızı hastanelik eden de karıncalar. Bir mirmekolog olan Joachim Offenberg bu küçük yaratıklar hakkındaki büyüleyici gerçekleri bizimle paylaşıyor ve soruyor: “Karıncalarla neden ittifak yapmıyoruz ki? Böylece yenilmez bir rakip yerine güçlü ve sadık bir müttefikimiz olur.”