İçinde yer alayım almayayım kentteki her olaylı eylemden sonra olduğu gibi “ailevi bir telaş” ile yine telefonum çalar.

1.Gün

… : İzmir’de de olaylar çıkmış, iyi misin?

Ben: İyiyim ben, inanılmaz bir kalabalık var. Oralar nasıl?

… : Burası da çok kalabalıktı. Yarın kimseler kalmaz ortalıkta

Ben: Bence bu kez farklı olacak

2.Gün

… : Televizyonda izledim yine karışmış ortalık

Ben: Bugün düne göre çok daha iyiydi

… : Bir iki gün daha sürer

Ben: Bu iş bence daha da büyür.

3.Gün

… : Nasıl durumlar?

Ben: Neredeyse 20 yıldır bu işlerin içindeyim, ben böyle bir şey görmedim, inanılmaz bir direnç var

… : Ben 40 yıldır bu işlerin içindeyim, ben de böyle bir şey görmedim.

Aslında o güne kadar hiç görmediklerimizin tarifiydi belki de baharın sonunda başlayıp günlerce devam eden ne varsa. Birçoğumuzun memlekete dair umutlarını tükettiği, hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşündüğü, görmezden gelip sessiz kaldığı, itiraz etmediği, sadece şikayetlendiği ama değiştirmek için en ufak bir çaba sarf etmediği dört mevsimin, yedi iklimin, yüzbinlerin, milyonların sesinin ilk kez bu kadar anlamlı, bu kadar güçlü ve bu kadar yarınına sahip çıkar halde duyulduğu günler…  Birçoğumuz umutsuzluğu ve boş vermişliği teorize etmeye çalışırken söylediğimiz her şeyi ters yüz eden, yanıldığımızı gösteren soylu direniş günleri... Belki de ilk kez tanımadığımız insanlar için endişelendiğimiz, hiç tanımadığımız insanların sokaktakiler için evlerinin kapılarını açtığı, tanımadığımız evlere sığındığımız, tanımadığımız insanları konuk ettiğimiz, ilk kez bu kadar çok insana değer verdiğimiz, memleketin tamamını saran o büyük ateşin yakıcılığıyla milyonlarca insanın sokaklara döküldüğü özgürlük günlerinin provası olabilecek türden zamanlar...

Her birimizin bir diğerinin başına gelenlerden dolayı canının yandığı, fazlasıyla nefessiz kaldığımız, akşamları evimizde durup uyumaya utandığımız, bu yüzden evde durmayı aklımızdan bile geçirmediğimiz o günlerin yıldönümü nedeniyle tekrar o direnç günlerinin hafızalarımızda canlandığı, çeşitli etkinliklerle kaybettiklerimizi andığımız bir haftayı geride bıraktık. Sadece “bizim çapulcular” değil, direnişin üçüncü yılında Gezinin düşmanları da aynı şekilde o günleri hatırlayıp, sağı solu polis barikatlarıyla kapatıp Gezi Direnişinin kendileri üzerinde ne gibi bir etki bıraktığını ifade etmiş oldular.

Gezinin ardından bugün Ethem’in dik duruşu, Ali İsmail’in inadı, Berkin’in koca yüreği, Abdullah Cömert’in, Ahmet Atakan’ın, Mehmet Ayvalıtaş’ın, Medeni Yıldırım’ın yılmayan tavrı, Hasan Ferit Gedik’in cesareti, evlerinin kapılarını sonuna kadar sokaktakilere açanların yaşamın kendisine olan vefası, camide içki içtiler diyenlerin karşısında doğruyu savunan imamın dürüstlüğü, tribünlerden sokaklara taşan binlerce taraftarın coşkusu, doktorların, avukatların, gerçek sanatçıların ve akademisyenlerin parayı ve kariyer denen yalanı ellerinin tersiyle iten boyun eğmez tavrı, kurgulanmış yalanları habercilik diye yutturmaya çalışan “penguen medyasının” karşısında tüm olanaksızlıklara rağmen gerçek gazeteciliğin ne olduğunu herkese gösteren gazetecilerin onuru Gezi’nin ardından elde kalan onlarca şeyden sadece bir kaçıdır ve bu haliyle bile özgürlük günlerine rehberlik edecek değerler niteliğini kazanmıştır.   

Sonuç olarak memlekette belki de ilk kez bu kadar geniş kesimlerin, farklı inançlardan, politik eğilimlerden milyonlarca insanın sokaklara döküldüğüne şahitlik etti tarih. “Gezi Direnişinde şöyle olsaydı iktidar değişirdi”, “O zaman olmadı artık hiç olmaz” vb değerlendirmeler yapanların tarafında hiç olamadım şimdiye dek. Zaten bunu söyleyenler bir nebze de olsa bugünlere gelindiğinde Geziye haksızlık etmenin eşiğinde yer alma eğilimindeler maalesef. Gezi tüm eksiklik ve zaaflarına rağmen dosta düşmana neyin ne olduğunu, istenirse çok şeyin değişebileceğini, aslında kimin güçlü olduğunu anlatmaya yeterli olmuştur. Ve şahsi fikrim bugünden sonra yaşanabilecek herhangi bir köklü değişimin koşullarının ortaya çıkışında  -bir kırılma noktası olarak birlik olmanın öneminin fark edilmesini sağlayıp, belki de ilk kez halkın sahip olduğu gücü somutlaşmış haliyle açığa çıkartan sonuçları ile- Gezi Direnişinin önemli bir etkisi olacaktır. Tam da bu noktada Gezi ile birlikte hayatımızdaki yerini alan o güzel sloganın doğruluğu da ispat edilmiş olacak. Ne diyordu halk:  Bu daha başlangıç…