"Provokasyon çok iyi bir şeydir"

Nehir söyleşiye dönüşen İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Başkanı Sıtkı Şükürer ile röportaja kaldığımız yerden devam ediyoruz…

GENEL 21.01.2022, 08:28 21.01.2022, 10:15
"Provokasyon çok iyi bir şeydir"

SITKI SÜKÜRER RÖPORTAJ- 2.KISIM: GÖNÜL SOYOĞUL

İş yaşamına Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanlığı Kurulu’nda adım atmışsınız. Niye Ankara'da ya da İstanbul'da kalmadınız? Ya da neden önemsediğiniz kamuda devamı seçmediniz?

Biz üç kuşak Karşıyakalıyız. Ben Müsavat Sokağı'nda doğdum. Karşıyaka'nın nüfusunun iki yüz, üç yüz binlerde olduğu dönemlerde, 1958. İlginci annem de Müsavat Sokağı'nda doğmuş. İzmirliyiz, Karşıyakalıyız. Neticede İzmir, bambaşka rüya gibi bir kent. Hepimizin aklında Ankara'da dostluklar, arkadaşlıklar var ama orada deniz yok, iklim vs yok. Ben yazları fırsat bulunca koştura koştura İzmir'e geldim. Çünkü bütün sülalem burada. İzmir'e dönmek benim kaderimdi zaten. Neticede Ankara bir bozkır, yani bozkırda da ömrünüzü tüketmek istemezsiniz. Dolayısıyla yaşamın kalan kısmını nerede kuracağım dediğimde, önce İstanbul'u denedim. İstanbul'da devlet memuru koşullarıyla kalabilmek hakikaten çok güçtü, çok zorlandım.

Evli miydiniz o zaman?

Bekardım. Bol bol sözlenip nişanlanıyordum. Oralarda hayatı sürdürmek çok yorucu. İzmir'e gelmek daha mantıklı oldu. Eşimle burada tanıştık. Geldikten altı yedi yıl sonra 1990’da. Evlilik öyle çok erken değil. Yani kimin uygun olup kimin uygun olmayacağı konusunda hani biraz da deneme yanılma metoduyla tecrübe sahibi oluyor insan o süreçte. Zaten eşimle tanıştık, ikinci görüşmede benim açımdan mesele bitmişti. Ondan sonra prosedürün tamamlanmasını bekledim. Pokercilik o zaman had safhada bende. Pokerde çok erken risk alarak rest atarsınız bazen. Ondan sonra ve sonrasına yönelik ne olacağına dair bir tedirginlik duymazsınız. O riski alırsınız ve kendinizi iyi olacağına kanaat ettiğiniz bir kadere ihale edersiniz. Bir anlamda meçhule tahakküm edersiniz ama netice itibariyle o kararı, o tecrübe size aldırmıştır. Dolayısıyla eşimle karşılaşınca hemen erkenden rest attım.

Pokerden anlamam ama rest atmanıza değmiş galiba anlatışınıza bakınca…

Eşim Çerkez, Çerkez kültürü malum. Çerkez'den erkek alma, kız al derler. Yüzyıllardan süzülmüş gelen kültür, eşe yönelik olarak verici, çok kıymet veren bir kültür yapıları var. Yani rest atmama değdi.

Ne güzel. İş hayatınız nasıl başladı İzmir’de?

Buraya yine devlet memuru olarak geldim. Çimentaş, İzmir'in en büyük gruplarından biri, 1988’te oraya mali yönetici olarak geçtim. Aradan iki üç yıl geçti; yeminli mali müşavirlik yasası çıktı. Artık her büyük şirketin veya grubun mutlaka bir yeminli mali müşavirle çalışması mecburiyeti geldi. Zaten benim elimin altında Çimentaş ve grupları vardı. Dolayısıyla patronajla konuştuk, onların bordrosundan ayrıldım. O sırada Saim Bey de defterdar yardımcısıydı. O da eski hesap uzmanıdır. Onunla birlikte yeminli mali müşavirlik bürosunu açtık. Ve yeminli mali müşavir kanunu kapsamında iktidar olduğumuz için biz kısa zamanda İzmir'deki iskambil destesinin as papazlarını topladık.

Kimdi ilk müşteriniz, hatırlıyor musunuz?

İlk Çimentaş oldu. Ondan sonra Yahudi cemaati bize çok itibar etti. Yine ilk müşterilerimizden rahmetli Ataman Bükey, Cem Bakioğlu derken… Halihazırda pek çoğuyla da ilişkimiz devam ediyor. Yani bu iş düzgün yapıldığı takdirde Katolik nikah gibi bir şeydir zaten. Böyle devam eder.

Bir röportajda kendinize ‘sivil toplum esnafı’ diyorsunuz. Nasıl başladı bu esnaflık?

Çok basit. Biraz önce bahsettiğim o Ankara'daki o kültürel ortam, o kapasiteye, o ilgiye, o heyecana ve o birikime de sahip insan sayısı Akdeniz kültürü içerisinde fazla üremediği için, ben İzmirlilere iyi geldim. İzmir de bana bu yönü itibariyle bir boşluk olduğu için iyi geldi. Bir de dediğim gibi kamu sevgisi denen olgu sivil toplumculukla, onun sosyal yönüyle birebir örtüştüğü için. Yani bir şekilde girdiğiniz ortam içerisinde bilginizle, birikiminizle, analiz yeteneği ve değerlendirmenizle belli bir ağırlık kazanıyorsunuz. Dolayısıyla ağır ağır ortamın etkileyicisi, zaman içerisinde belirleyicisi vesairesi oluyorsunuz ve bağlı olarak da o ortam içerisinde işte başkan vs. oluyorsunuz. Bu da böyle bir şey.

Şu an İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Başkanısınız bir de.

Ben ağırlıklı olarak gönüllülük esasında çalışan bağımsız sivil toplum örgütlerine yöneldim. Sanayi Odasıymış, Ticaret Odası'ymış, bizim meslek örgütümüz yeminli mali müşavirlerle hiçbir zaman en ufak bir alakam olmadı. Seçimlerine bile gitmedim. Hep gönüllülük esasında çalışan kurumlara baktım. Bir de çok sayıda vakfın yönetim kurulundayım, mütevelli heyetindeyim. Ayrıca iş dünyasının içinde olduğum için de iş dünyasının bana göre en önemli birkaç derneğinden bir tanesi, belki de birincisi olan ESİAD'a girdim o süreç içerisinde. Birkaç dönem sahada yönetim kurulu üyeliği yaptıktan sonra malum işte istişare kurulu başkanlığını yürütüyoruz. İki sene sonra bitecek. Bir de sözünü ettiğiniz İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu var.

Evet, kurulun içinden seçilme değil de atanma yoluyla olmuştu başkanlığınız…

O Tunç başkanla başlayan bir süreç. Onun da babası subaydır. Öncesinde bir tanışıklık var. Orta bir ve ilkokul yani 60'lı yılların sonunda subayların Güzelyalı'da lojmanları vardı. Babası rahmetli, o da hakimdi. Nurettin amca. Babamla aynı dönemde. Biz de lojmandaydık, Sayın Soyer de oradaydı. O 59 doğumlu, ben 58. Aynı jenerasyonuz. Dolayısıyla oradan tanışıklığımız vardı.

Sizi seçmesinin sebebi çocukluk arkadaşı olmanız mıydı yani?

Belediye, İzmir ölçeğinden bakarsak İzmir'in en büyük aynı zamanda dev bir ticari, sanayi organizasyonu. Onlarca şirketiyle, Eshot'uyla, İZSU'yla… Böyle bir yapı içerisinde tabii ki çok kıymetli bürokratlar var. Ama netice itibariyle her zaman bu konularda zaten İzmir iş dünyası içerisinde pişmiş, yedi baharın otunu yemiş (ben kendime öyle derim) bir adamın böyle bir belediye organizasyonunda hele hele belediye başkanının da çocukluk arkadaşıysa içinde olmaması mümkün değil. Dolayısıyla elimizden geldiği kadar yardım ediyoruz. Bu sırada belediyenin özel sektörüyle olan ilişkisini belirleyen bir organizasyon var. İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyonu. Bünyesinde iş insanlarını barındırdığı gibi tüm üniversite rektörlerini, sendikaları, Mimarlar, Şehir Plancıları gibi odaları, ticaret, sanayi odasını hepsini kapsayan bir şey. Ben buna Lordlar Meclisi diyorum. Ama orada DİSK yöneticisi de var, vesairesi de var.

İngiliz Lordlar Meclisi ilk kurulduğunda çok etkiliymiş ama artık neredeyse sembolik, ya İEKK?

Neredeyse sekiz-dokuz yıllık bir gelenek oluşturmuş. Bu yapı içerisinde bu mekanizmanın kurucusu olan belediye başkanı ne ölçüde etkin çalıştırmak isterse o kadar etkin çalışır. Yani bu öyle bir ortam ki un, yağ, şeker, tarçın her şey var. Başkan buradan helva yapmak isterse fevkalade helva olur. İstemezse olmaz. Hem Aziz Başkan, hem de Tunç başkan bunu son derece önemsiyor. Yani helva yapmak istiyorlar. Pandemi nedeniyle toplantılar 2020 Şubat'ından beri Zoom üzerinden olsa da belki daha da iyi eskisine göre. Katılımlar daha da artıyor. Geyik daha az oluyor.

Peki ne helvası yaptınız bugüne kadar? Daha doğrusu yapılmasına vesile oldunuz?

İzmir'de sadece İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu var, diğerleri duruyor değil. İzmir son yirmi yıl içerisinde sivil toplumculuk anlamında hem odalar olsun hem de bağımsız teşekküller çok verimli, çok kapsamlı raporlar ürettiler zaten. Yani İzmir'e dair, gök kubbede söylenmedik söz, yazılmadık rapor yok. Dolayısıyla eksik olan icra. İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu veya benzeri bir yapının buna yönelik olarak alt komisyonlar var. O komisyonlarında olayları tartışıyorlar, olgunlaştırıyorlar. İki üç ay hazırlanıyorlar. Biz tamamız diyorlar. Bu alt komisyonlarının başında da Sezgin Atilla hocamız var. Hoca sinyali çakıyor başkana, bana. Ben belediye başkanımızla konuşuyorum, onu kurul gündemine taşıyoruz. Tabii ki notlar alınıyor. Veya bazen tam tersi oluyor. Belediye içerisinde çok kapsamlı bir proje oluşturuyor. Ama bunun kent bileşenlerine öncelikli olarak açıyor. Onların reaksiyonlarını alıyor, ediyor. Bu şekilde bir işleyiş var. Her şeye maydanoz oluyoruz bir başka deyişle…

Sizin bu kentte adınız, iş dünyasında bir ağırlığınız var. Tunç Bey'in başkan seçilmesinden sonra bu daha da arttı. Yönetenler üzerinde ağırlığınızın olması, söz sahibi olmak, karar verici konumlarda, oyun kurucu olmak, kişiliğinizde değişiklik yaratmadı mı? Sadece iktidar olan değil, iktidara yakın kişiler de değişiyor bazen ve iktidara yaklaşmanın bir yolu da bu kişilerden geçiyor. Yönetenlerle bu sıkı fıkı ilişki, sizi, çevrenizi nasıl etkiledi, etkiliyor?

Yo hiç hiçbir şey değişmez. Neticede insanlar zaaflarıyla birlikte bir bütündür. Takdir ediliyor olmak herkes gibi benim de hoşuma gidiyor. Mesela son bir iki yıl içerisinde olayı hareketlendiren başka faktörler de oldu. ESİAD şu bu falan filan da devreye girdi etti ama yaklaşık yirmi yıldan beri İzmir için Hürriyet'te köşe yazıyor olmak, bu köşe yazısını sözünü ettiğim o hedef kitlenin hepsinin eksiksiz okuyor olduğunu bilmek ve o köşe yazısından onlara dokunuyor olmak.. Bir kere sürekli beni onlara hatırlatan bir hadise. İkinci önemli faktör bu. Son bir buçuk iki yılda devreye giren sosyal medyadaki ekonomik bülten. Bunların hepsini topladığımız vakit kabataslak yedi yüz elli kişi. İzmir'deki istisnasız tüm önemli insanlar. İstanbul'da çok sayıda önemli insan. Onun moderatörlüğünü yapıyorsunuz. Dolayısıyla kendi fikirlerinizi doğrudan orada paylaşıyorsunuz. Bakıyorum, okuyorlar mı? İnanılmaz takip ediyorlar. Herkes oralara dahil olmak istiyor. Dolayısıyla o yönü itibariyle de insanların çok içindesiniz. Kelimeyi de yanlış kullanmak istemiyorum ama onun getirdiği bir karizmatik profil ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bu adam varsa bu adam karar versin veya bu adam bunu söylüyorsa doğru söylüyordur falan gibi.

Bu böyle nereye kadar sürer?

Böyle bir şey ortaya çıktı ama bu tabii çok sürdürülebilir bir hadise değil. Bunu çok uzun müddette sürdürüyor olmak da istemem. ‘Yahu senden başka horoz yok mu’ diye nüktedan büyüklerimiz de söylüyorlar. E bazen hoşuma gitmiyor. Yani bunu bir espri olarak söyleyen de var. Sanki iğneleme anlamında söyleyen de. ‘Sen bizim bu neviden alanlarımızı istila edici bir strateji mi uyguluyorsun’ diye düşünen de var. Böyle bir şey yok. Bu bu böyle gitmez yani. Gitmesin de zaten. Öyle bir iddiam da yok. İzmir'de ben olacağım diye bir şey yok yani. Herkes bir ucundan tutuyor zaten. Belli bir dönem içerisinde bu ağırlıkta olan ve hala bu ağırlığın sürdüğü İzmir'de tek de ben değilim. Uğur Yüce de de öyle. Şu anda Mahmut Özgener çok önemli bir faktör, zamanında Ekrem Demirtaş öyleydi. Şu anda Ender öyle. On, on beş tane adamız biz. Evet, İzmir'e dair biraz haddimizi aşıyoruz. Fazla müdahil oluyoruz farkındayım ama neyse Allah'tan bunun geçici olduğunun idraki içinde olduğumuz için problem yok yani.

İzmir'le ilgili enteresan yazılarınız oluyor. Provokatif, tahrikkar yazılar… Bazen ‘gerçekten böyle mi düşünüyor mu yoksa tartışma çıksın diye mi yazıyor’ diye düşündürten… Çünkü farklı tartışmalardan fikir çatışmalarından zevk alan ve beslenen bir insansınız.

Dünyanın en mutedil, en beyefendi insanı olduğunuz vakit esasında en lezzetsiz ve en sıkıcı insanı olursunuz. Tabii ki bu insanların ilgi ve alakasını uyandırabilmek için provokatif olmak durumundasınız. Provokasyon çok iyi bir şeydir yani. Damarlarına basacaksınız, hoplayacaklar, zıplayacaklar, edecekler. Ama niyetinizin halis olduğunu karşı tarafa da geçiriyor olmanız lazım. Provokasyon yaptığınızda kimseyi aşağılamak istemiyorsunuz. Onu da tahrik ediyorsunuz. Dediğim gibi en az hata yapmak üzere dünyanın en beyefendilik şablonunu kullanmak, bana hep mütebessim penguenleri çağrıştırmıştır ve benim gözümde hiçbir zamanda saygıdeğer insanlar değillerdir. Halihazırda çevremizde de çok sayıda mütebessim beyefendiler görmekteyiz. Böyle bir şey yok. Bu kadar hatasızsanız mehdi, vekil, peygamberliğe talip ol. Çok daha iyi yani. Allah'ını severseniz insanlar hatalarıyla, faulleriyle, eksiklikleriyle, yanlışlıklarıyla, mayına basmalarıyla birlikte bir bütün, bir insan olduğunu karşı tarafa hissettirir.

Evet, ‘yaramazları’ mayına basanları benimseyen, teşvik eden bir yanınız var. Ama diğer taraftan bu herkese karşı değil. Mesela, meslek odaları kentle ilgili bir sürü kıymetli itirazda bulunuyor. Hiçbirini mi beğenmiyorsunuz? Şehirciler Odası, Mimarlar Odası, işte TMMOB gibi, onların kentle ilgili çıkışlarında sizin hiç destek yazınızı görmedim, niye?

Kentle ilgili yaklaşım sergileyenlerin olayı çok boyutlu düşünmesi gerektiği kanaati var bende. Bir konuya kapsamlı bir şekilde bir öneri getirebiliyor olmadan bu tip kuruluşların, yöneticilerin pek ağzını açmıyor olması lazım. Olayı tüm boyutlarıyla düşünüyor olması lazım. Ben benim cephemden hadiseyi savunurum, başkası kendi cephesinden meseleyi savunur derseniz bu tamam, bulunduğunuz ortam itibariyle kabul görür.

Mesleki cepheden bakmanın neresi yanlış ki?

Bunu şöyle anlayalım. Atıyorum, ben işveren sendikasıyım. Mümkün olduğu kadar asgari ücretin hiçbir şekilde artmamasını savunursam iyi bir işveren sendikacılığı yapmış olurum. Veya tam tersi, asgari ücret Türkiye'deki her türlü parametreden kopuk olarak iki katı olsun derim. Bu iyi bir sendikacılık mıdır? Baktığın vakit hakları harika savunuyor. Efendim sınıf bilinciyle hareket ediyor. Bu böyle değil. Yani neticede bu ülkede asgari ücretle bağlantılı olarak herkesin aynı teknede olduğu bilinciyle, pek çok parametreyi etkileyen bir durum söz konusu. Yani asgari ücret çok yükselirse ihracat maliyetleri artar, ihracat yapamazsan ithalat o zaman kapanır. O zaman o asgari ücret isteyen insanlar da işsiz kalır. Şunu demek istiyorum. Bir konuya ilişkin bir yaklaşım getirirken olayı tüm boyutlarıyla düşünerek değerlendirerek hadiseyi savunmak lazım. Bu birikime sahip olmak lazım. Bir konuda oturaklı bir yaklaşım sunan insanları gözlemlediğimde, bu insanların, konuyu çok iyi bildiklerini, bulunduğu kentin gerçeklerine, geçmişine geleceğine son derece hâkim olduklarını, yanı sıra temel disiplinler itibariyle, iktisat bildikleri, sosyoloji bildikleri, tarih bildikleri, siyasal tarih bildikleri, hatta felsefe bildikleri ve bunların hepsinin mesh edilmesiyle ortaya rafine fikir ürettiklerini gözlemişimdir. Bu bacaklardan biri veya birkaçı eksik olduğu vakit o zaman bunu bizim gibi insanlar, bu olaydaki bu eksikliği, bu tek taraflılığı gördüğü vakit ciddi şekilde bir entelektüel rahatsızlık duyuyor. Eğer bilmiyorsa, cahilse veya tek taraflı oluşundan kaynaklanan fikir ileriye sürüyorsa, orada ne işi var? Çenesini kapatsın diyorsunuz. Bizdeki tepkiler de genellikle böyle oluyor. Her olayın birkaç cephesi var. Kültürpark meselesi. Yahu öyle de bakılabilir ama bin bir tane de boyutu var.

YARIN: Tenis Kulüp kaldırılacak, projelerini gördüm

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
Günün Karikatürü Tümü
banner96
banner177
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Trabzonspor 37 81
2. Fenerbahçe 37 70
3. Konyaspor 37 67
4. Başakşehir 37 62
5. Alanyaspor 37 61
6. Beşiktaş 37 58
7. Antalyaspor 37 58
8. Karagümrük 37 57
9. Adana Demirspor 36 52
10. Kasımpaşa 37 50
11. Hatayspor 37 50
12. Sivasspor 36 48
13. Galatasaray 36 48
14. Kayserispor 37 47
15. Giresunspor 37 45
16. Gaziantep FK 37 43
17. Rizespor 36 36
18. Altay 37 34
19. Göztepe 37 28
20. Ö.K Yeni Malatya 37 20
Takımlar O P
1. Ankaragücü 35 67
2. Ümraniye 35 67
3. Bandırmaspor 35 61
4. İstanbulspor 35 59
5. Erzurumspor 35 58
6. Eyüpspor 35 54
7. Manisa Futbol Kulübü 36 49
8. Tuzlaspor 35 49
9. Samsunspor 35 48
10. Gençlerbirliği 35 48
11. Keçiörengücü 35 48
12. Boluspor 35 47
13. Denizlispor 35 46
14. Altınordu 35 45
15. Adanaspor 35 45
16. Bursaspor 35 41
17. Kocaelispor 35 41
18. Menemen Belediyespor 35 38
19. Balıkesirspor 35 12
Takımlar O P
1. M.City 37 90
2. Liverpool 36 86
3. Chelsea 36 70
4. Tottenham 37 68
5. Arsenal 36 66
6. M. United 37 58
7. West Ham United 37 56
8. Wolverhampton Wanderers 37 51
9. Leicester City 36 48
10. Brighton 37 48
11. Brentford 37 46
12. Crystal Palace 36 45
13. Aston Villa 36 44
14. Newcastle 36 43
15. Southampton 36 40
16. Everton 36 36
17. Leeds United 37 35
18. Burnley 36 34
19. Watford 37 23
20. Norwich City 37 22
Takımlar O P
1. Real Madrid 37 85
2. Barcelona 37 73
3. Atletico Madrid 37 68
4. Sevilla 37 67
5. Real Betis 37 64
6. Real Sociedad 37 62
7. Villarreal 37 56
8. Athletic Bilbao 37 55
9. Osasuna 37 47
10. Celta Vigo 37 46
11. Valencia 37 45
12. Rayo Vallecano 37 42
13. Espanyol 37 41
14. Getafe 37 39
15. Elche 37 39
16. Granada 37 37
17. Mallorca 37 36
18. Cadiz 37 36
19. Levante 37 32
20. Deportivo Alaves 37 31
banner178
Anket Tümü
Olası bir erken seçimde veya 2023'te Millet İttifakı'nın Cumhurbaşkanı adayı kim olmalı?