Metin Uca: İzmir, gelmek için can attığım bir kent

İzmir’in büyük yatırımlar anlamında üvey evlat muamelesi gördüğünü söyleyen Metin Uca, İzmir’de Ankara ve İstanbul’daki gibi belediye borçlanmasının olmadığını ve kendi yağıyla kavrulabildiğini söyledi. Tunç Soyer ile çok daha önemli işlere imza atılacağını da belirtti.

GENEL 28.10.2019, 10:28 28.10.2019, 10:40
Metin Uca: İzmir, gelmek için can attığım bir kent

YAĞIZ BARUT / İZ GAZETE- Türkiye’nin önemli televizyon kanallarında muhabirlik yapmış olan, sabah ve yarışma programlarıyla geniş çevrelerin ilgisini çeken, yazmış olduğu kitaplarla gündelik olaylara neşeli bir bakış ortaya koyan ve birçok gösterisi ile seyirci karşısına çıkan, kendisini de anlatıcı olarak tanımlayan Metin Uca ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

İzmir ile başlayalım isterseniz. Nasıl bir kent sizin için, neler hissettiriyor?

İzmir çok sevdiğim, mutlulukla geldiğim ve gelmek için de can attığım bir kent. Lafın gelişi söylemiyorum. Kendimi burada çok iyi hissediyorum. Akıllı, özgür, kendine güveni olan, sorgulayan insanların arasında olmanın huzurunu yaşadığım bir kent.

Ankara ve İstanbul’un da yerel yönetimlerin değişimi ile birlikte, uzun ve karanlık döneminden çıkarak, toplumsal algının değiştiği güzel kentlere dönüşeceklerine inanıyorum. Ama İzmir bu hissi hep yaşatan ve birlikte paylaştığımız bir yerdi. Kendime olan baskının en yoğun yaşandığı dönemde bile en iyi hissettiğim kentti İzmir. İnsanların özgürlük tutkusu, farkındalıkları, eğlence anlayışları, mutlu olma yöntemleri beni iyi hissettiriyor. Dediğim gibi Ankara’nın ve İstanbul’un da artık değişeceğine, o koyu gri tonlarından kurtulacağına ve baskının azalacağına inanmama karşın İzmir hep ilk göz ağrımdı.

Peki Ankara ve İstanbul bahsettiğiniz koyu tondan ne kadar sürede kurtulur?

Tabi ki bahsettiğim kirlenme çok uzun sürdü. 20 yılı aşan bir kirlenmeden, kent rantı çıldırmasından, kent katliamından bahsediyoruz. Ankara çok gri, çirkin bir kent. İstanbul sorunlarla boğuşan, açmazları olan dev bir kente dönüşmüştü ne yazık ki. Ayrıca, özellikle İstanbul’da nasıl bir soygun sisteminin kurulduğunu, ortaya çıkan her yeni skandalda gördük. Kiralık araçlardan tutun da dinci vakıflara yapılan yardımlara kadar, korkunç bir soygunun ve kent kültürü imhasının ne noktalara geldiğini görüyoruz.

‘HAYDUTLUK SİSTEMİ VARDI’

Ankara ise biraz daha farklı, çünkü orada haydutluk sistemi vardı. Ankara’da kendini yasalar üstünde gören, jet ski çalan, milyonlarca liralık savurganlıkla çürümeye terk edilen eğlence merkezleri yapan ve aslında kenti yok eden bir belediye yönetimi vardı. Bunun acısını şuanda onları oraya seçen ve bunda ısrar eden insanlar da yaşıyor. Gündelik yaşamın her alanında ilkelliğin, vurdumduymazlığın egemen olduğu, 16 bin liraya ağaç diken bir yönetimden bahsediyorum. Bunlar çok kolay silinecek izler değil ama Ankara ve İstanbul artık hak ettiği bir yönetime sahip. Özellikle İstanbul’da seçim aşamasında yapılanlara bakınca, o büyük soygun çarkının içerisinde kenti neden bırakmak istemediklerini anlıyorsunuz.

İstanbul’da, kentin siluetini bozan blokların yapım iznini verdiğini unutan bir devlet başkanımız var. Kentin bütün ruhunu katledip sonrada ‘Biz suçluyuz, ihanet ettik’ gibi sözler söylediğinde kendisini anlayışla karşılayacak bir kesimin olmasının rahatlığını yaşayan bir devlet başkanımız var. Bugün yaşadığımız sorunların temeli, İstanbul yönetimindeki açmazlara baktığınızda ortaya çıkıyor.

‘ÇOK UMUTLUYUM’

İzmir bu süreçte nasıldı peki?

İzmir, büyük yatırımlar anlamında üvey evlat olarak sıkıntı çekti ama kendi yağıyla da kavrulabildi. Boğazına kadar çökmüş borçlar yaşamadan ayakta kalabilen bir yönetimi oldu. Tunç Soyer’in ise bunu çok daha ileriye götüreceğini düşünüyorum. Bu kent, benim heyecanlandığım bir Avrupa kenti oldu, şimdi artık biraz daha gündelik hayatın renklendirilmesiyle o özlediğimiz hayatı yakalayabileceğimiz bir kent olacağını biliyorum. Tabi ki de geri bıraktırılmasından kaynaklanan büyük yapısal sorunları da vardır ama bunun da süreç içerisinde çözümünün hızlanacağını görüyorum. İzmir zaten turizm ve doğal güzellikler kenti ama çok hızlıca kültür, yaşam, sanat kenti olma yolunda ilerleyeceğine inanıyorum. 3 kent için de çok umutluyum.

İzmir’in kültür-sanat kenti olması için sizlere ne gibi görevler düşüyor?

Ben bir partili değilim, Tunç Başkanla aynı veya ayrı düşündüğüm çok yer olabilir. Ama bir tek şey biliyorum ki; bu kentin kültür gelişiminde ve demokratikleşmesinde eğer üstüme düşen görev varsa yapmaya hazırım ve yapacağım. Ayrıştırmadığı için, çağdaş ve uygar bir kent oluşumunda herkesten görüş aldığı için, sanatçı ve aydın sorumluluğu taşıyan insanlara danıştığı için, burayı bir para kazanma aracı olarak değil beraberce üretme ve bölüşme alanı olarak gördüğü için, hayatın içerisine güzelliklerin sindiği bir anlayışı hakim kılmak istediği için bunu yapacağım.

Bunu aslında gösterilerinizle ve kitaplarınızla ülke genelinde yapıyorsunuz. Gündelik ve politik sorunları mizahla harmanlayıp sunuyorsunuz. Sizin de çok sık bahsettiğiniz gibi bunu da soru işaretlerini ve kuşku duymayı artırarak yapıyorsunuz.

Kuşkusuz elimden geldiğince bunu yapmaya çalışıyorum. Ben inanmamayı, soru işaretlerini çoğaltmayı ve ardından gelen bilimsel bakış ve kuşkuculuğun da pek çok şeyin farkına varılmasını sağlayacağını biliyorum. Ezberci eğitimle başlayan alışkanlık biçimimizi, sorgulamayan tavrımızı, kul olma geleneğimizi kıracağını düşündüğüm için yapıyorum. Yani aklın egemen olduğu, bilim felsefesinin hayatın her alanına yansıması sonucunda, kişinin kendi devrimini gerçekleştirmesi de dahil olmak üzere her yeni adımın bununla gerçekleşeceğine inanıyorum. Bana da inanmayın ve soru sormayı göz ardı etmeyin diyorum. Soru sormaya başlayan insan yeni şeyler keşfeder.

‘İYİ SINAV VERİLMEDİ’

Bugün toplumun büyük bir kesiminin din adamlarına, hakim ve savcılara, gazetecilere, siyasetçilere güvenmemesinin altında yatan sebep bu olabilir mi?

Bu adı geçen kesimler uzun zamandır iyi bir sınav vermedi. En güvenilmeyen meslek grubunun din adamları olmasının bile oturulup düşünülmesi gerekiyor. Çünkü dini, hayatın içinde nasıl bir baskı ve aptallaştırma aracı haline dönüştürdüklerini biliyoruz. Bu nedenle de deist ve ateist sayısında bir patlama var. Bunu hiç kimse yapamazdı ama ne yazık ki bugünün Diyanet’i başardı. Salakça bir sahibinin sesi mantığında ortaya çıkıp, kişisel bir tercih olan tütün kullanma alışkanlığının günah olduğu iddiasıyla, 2019 yılında birilerini avlamaya ve tavlamaya çalışıyorsanız, burada bir sorun var demektir. Şuanda insanlar egemen dini bakışın, bunun insafsız tavrının, hepimizin hayatını içinden çıkılmaz bir hale dönüştürmesini, kişilerinin ikiyüzlülükleri yüzünden de bir şarlatanlıklar sistemine dönmüş eski bir geleneği dayatma olduğunu görme noktasına geldi. Bu bence kendi ayağına kurşun sıkmasıydı Diyanet’in ve bunu başardı.  Bu inanılmayan meslek gruplarının 16 yıl içinde yarattıkları ve yaşattıkları bozuşmanın bunda etkisi olduğunu düşünüyorum.

Bu konuştuğumuz sorunları gösterilerinizde de işliyorsunuz. Biraz bundan bahseder misiniz?

‘Bunu mu demek istedim?’ isimli gösterimde, yaşadığımız baskı ortamında tarihten örneklerle bugüne gelen izdüşümü anlatıyorum. Ben tarihi anlatıyorum, izleyenler bugünü görüyorlar. Küçük şeylerin tarihinin hayatımızı nasıl değiştirdiğini, hamasi, bize anlatılan koyu bir tarihin değil, küçücük detayların aslında tarihte nasıl büyük değişimler yarattığının altını çizmeye çalışıyorum.

Bir de dilin anlamını yitirmesi ve iletişimsizliğimizin temellerini ararken yaşadığımız toplumsal sürecin ipuçlarını gören, ‘Dilinizi Eşek Arısı Soksun’ oyunu var. Çünkü uzlaşma ve iletişim gücümüzde çok ciddi bir azalma var. Yaşadığımız toplumsal delirmenin nedenlerinden biri de bu aslında.

EN ALTA 20 MİLYON KEZ İZLENDİK

Sizi televizyonda tanıdık ve sevdik ama şuan Youtube’da günlük olarak yarışma programı yapıyorsunuz, bunun sebebi nedir?

Bunun iki sebebi var. Birincisi, özel televizyonlarda ‘prime time’ dışı zamanlarda reklam gelirleri ile iş yapılabilir olmaktan çıktı. Büyük saygınlık kaybının bir sonucu olarak reklam gelirlerinde de büyük bir düşüş yaşandı. Orada bir deneme yanılma yoluyla iş yapmak yerine, sponsoru olan, saygın, izlenirliği olan bir Youtube kanalı kurmayı başardık. İkinci sebep olarak, Google yetkilileri ile de görüştüğümüzde Türkiye’den günlük olarak ortalama 42 milyon giriş olduğunu görüyoruz. Bu çok korkunç bir güç ve bu güce sessiz kalmamak, genç seyircinin tercihlerini ve televizyon alışkanlıklarını bile yönlendiren Youtube üzerinden bir şey yapmak istedim. Yarışmayı oraya taşıdım ve şuanda 100 bölümde 20 milyonu aşkın izlenirlik yakalamış durumdayım. Kendi adıma bir başarıdır. Youtube’da günlük olarak yarışma programı yapan tek kanaldık, şimdi onu haftada ikiye düşüreceğiz ama içeriği zengin bir hale getireceğiz. Ana akımdaki kilitlenmeye yönelik bir arayış haliydi, orada da var olmaya devam edeceğim yani.

Yorumlar (1)
serife 3 hafta önce
harikabi yazi seni seviyoruz metin uca tabiki de gavur izmiri de
banner96
banner178
20°
az bulutlu
Günün Karikatürü Tümü
Anket Tümü
İstanbul hezimetinin ardından AKP iktidarı erken seçime gider mi?