"Hakkımızı alana kadar mücadele edeceğiz"

Türkiye İşçi Partisi Emek Büro Temsilciliği, sağlık emekçilerinin sorunlarına dikkat çekmek için İzmir’in önde gelen bir kamu hastanesinde görevli olan bir hemşire ile röportaj gerçekleştirdi.

GENEL 06.12.2021, 13:24 06.12.2021, 13:39
"Hakkımızı alana kadar mücadele edeceğiz"

Türkiye İşçi Partisi Emek Büro Temsilciliği, özellikle koronavirüs pandemisinde artan sağlık emekçilerinin sorunlarına dikkat çekmek ve bu sorunlara çözüm üretmek için İzmir’in önde gelen bir kamu hastanesinde görevli olan bir kadın hemşire ile röportaj gerçekleştirdi.

İşte o röportaj:

Merhaba, çok riskli çalışma ortamında açlık sınırının biraz üstünde özellikle pandemi koşullarında çok zorlandığınızı, kendinizin ve ailenizin sağlığından, sosyal sosyal çevrenizden ödün vermek zorunda kaldığınızı biliyoruz. Özellikle ek göstergeler konusunda beklentiniz varken kapsam dışı kalan zam uygulaması konusunda söyleyeceklerinizi merak ediyoruz.

Sağlık bakanlığının sağlık çalışanlarına müjde vereceğini söyleyip sadece hekimler için zam açıklaması, hekimler dâhil tüm sağlık çalışanlarını üzdü. Sağlık ekip işidir, bu ekipte herkesin işi kıymetlidir ve her sağlık profesyoneli hak ettiği değeri görmek, kazancı almak istiyor. Salgın tüm dünyaya gösterdi ki teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin hemşire/ebe/sağlık teknikeri hastaya dokunmadan hasta iyileşmez, sağlık olmaz. Siz istediğiniz kadar "hekim dışı" diyerek çağımıza yakışmayan tanımlamalar yapın, yokmuşuz gibi davranın, biz buradayız, hep birlikte haklarımızı alana kadar mücadeleye devam edeceğiz.

Bunu bilerek yapıyorlar. Hekimler için ayrıca bir açıklamayı bilerek yapıyorlar. Bizi kendi içimizde bölünelim, birlikte hareket etmeyelim diye. Zaten Ankara Tabip Odası'nın da bununla ilgili açıklamaları var. Onlar da İstanbul'dan Ankara'ya yürüdüklerinde hekim hakları için değil, tüm sağlık çalışanlarının hakları için yürümüşlerdi. Onların taktiği bu, bilerek bu tarz açıklamalar yapıyorlar ki biz kendi aramızda bölünelim ve onlar da istediği gibi sorgulamayan bir topluluğu yönetsinler. Bunu amaçlıyorlar. Ama tabi bunu elde edemiyorlar.

Kesinlikle hak ettiğinizi kazanmıyoruz. Biz gece gündüz çalışıyoruz. 24 saat çalışıyoruz. 24 saat insanlık dışı. Bizim de uykuya ihtiyacımız var ve biz hemşireler, ben de hemşire olduğum için kendi alanımla ilgili konuşabilirim; 24 saatin 22inci saatinde hastalardan kan alıyorum. Sabah 6.00’da. 8.00’da başladığım mesainin ertesi sabah 6’sında hastalardan kan alıyorum ve sırf hani bir karışıklık olmasın diye tekrar tekrar kontrol ediyorum. Doğru hasta mı? Doğru kanı mı alıyorum? Yani bu bizi, her anlamda, gece çalışmak ayrı yoruyor. Hata yapmayalım diye sürekli takip etmek… Çünkü biz de insanız. Bizim de uykuya ihtiyacımız var ama maalesef sağlık çalışanları yıllardır böyle insanlık dışı çalıştırılıyor aldığımız ücretler çok komik, yoksulluk sınırının altında zaten kazanıyoruz. Nöbet ücretlerimiz çok komik. Ben 24 saatlik nöbetten 300 TL kazanıyorum. 300 TL! Sağlığımdan oluyorum uykumdan oluyorum. Ayda 5-6 nöbet tutuyorum. Ayın 5*6 gecesi evimde yatağımda yatmıyorum. Çocuklarım beni görmüyor demek oluyor bu. Kesinlikle bunun karşılığı 300 Lira değil. Daha da acısını söyleyeyim; bizim o 24 saatten aldığımız 300 Liraya bile göz dikiyorlar. Bize zorunlu nöbet izni kullandırıyorlar. Ve bahaneleri de şu; salgın nedeniyle gündüzde çalışan sayısını az tutmaya çalışıyoruz. O yüzden biz çok iyi biliyoruz ki, bizi düşündükleri için, daha az temas olsun diye değil, bizim 8 saatten aldığımız 100 TL, 24 saatten aldığım 300 TL’ye göz diktikleri için bunu yapıyorlar. Bunu şuradan da anlayabiliriz; biz salgında çok mücadele ettik, benim çalıştığım klinikte 3 hasta 3 refakatçi küçücük odada bir yatak bir sandalye olacak şekilde, dolu-dolu kaldıralar. Yani gerçekten salgını düşünenler buna bir çözüm üretebilirdi. Bu kadar dip dibe insanları yatırmazlardı. Ki biz buna çok tepki göstermemize rağmen, halk sağlığı problemi, burada yatan hasta bunu bilmez ama sağlık profesyonelleri olarak biz biliriz. Bu insanları bu şekilde tedavi etmek, yan yana yatırmak doğru demememize rağmen bizi hiç dinlemediler. Yani bu salgın yönetimi ile ilgili değil. Tamamen kendi kemer sıkma politikalarında bizim 8 saatte aldığımız 100 Liralara göz dikmeleridir sebep.

Maalesef hastaneler kâr amacı güden kuruma dönüşmeye başladı. Sağlık ticarileşiyor. Sosyal hak olmaktan çıkıp, ticarileşiyor. Bu herkes için çok tehlikeli. Biz içinde olduğumuz, çalıştığımız için bunun farkındayız. İnsanlar henüz bunun farkında değil. Hastanedeki malzeme kalitesi düştü. Yani hastaları ameliyatı gönderdiğimiz önlükler bile neredeyse transparan oldu artık böyle ardını gösterir şeklinde incecik tül gibiler. Malzeme kalitesi de düştü. Yani, hastanenin şu anki tek amacı kâr elde etmek. Kâra geçtiğinde tekrar sözleşmelerini yeniliyorlar, yönetimler devam ediyor. Maalesef hastane yöneticileri, meslektaşımız olmaktan çıktı. Patron gibi davranmaya başladı. Onlar bizim patronumuzmuş gibi; hasta, hasta değil müşterimizmiş gibi. Durumun içindeyiz, günden güne daha da kötüye gidiyor. Ben de 15 yılını bitirmiş, artık 16ncı yılına giren hemşire olarak söylüyorum bunu. Her geçen gün, hem malzeme sıkıntısı oluyor… Gün oluyor ki klinikte onluk enjektör yok! Nasıl yok diyoruz ya! Yok! Stoklar bitmiş, alınmadı. Eczanede Kasım-Aralık şu ilaç yok, bu ilaç yok! Kapatıp gidelim o zaman. Dükkân gibi! Yılsonu geldi malzeme bitti deyip, ya o kadar saçma sağan şeylerle uğraşıp, o kadar kötü yönetiliyoruz ki!

Pandeminin ilk başlarında alkışlarla aldığınız desteği hatırlıyoruz, o an hissettiklerinizle şimdiyi kıyasladığımızda şu anki duygularınızı öğrenmek isteriz.

Pandeminin ilk başlarında alkışlar, biraz kendimizi o dönem iyi hissetmemize sebep oldu. Çünkü o dönem çok yalnızdık. O yüzden de çok mutsuzduk. Yani salgının ortasına itildik ve bırakıldık. Hissettiğimiz buydu. O yüzden hani alkışlar, biraz daha insanlar yanımızda, biraz daha destek oluyor hissini vermişti, ilk başta. Ama sonrasında şunu dahi duyduk; “Alkışı hak etmiyorsunuz. Ne oldu balkona çıkıp seni alkışlamadım diye mi böylesin…” Şiddet çok arttı ama artmasının nedeni değil. Öncelikle dil! Yani Sağlık Bakanlığı'nın dili sürekli “hizmetinizdeyiz, hizmetiniz için varız size hizmetkârız” Yani sürekli bizi böyle insanların kölesi yemişiz gibi onları önüne sürdü ve salgında şunu yaptı sanki biz çift maaş alıyormuşuz gibi. Öyle bir algı oluşturdu. Şu an da yaptığı da aynı şey. Sanki bizim maaşımızı zam yapıldı sanıyor yakınlarımız, soruyor zam aldınız mı? Hayır, yok öyle bir şey! Salgında da yoktu. Salgında ben yüksek lisans mezunu olarak 1400 lira COVID’de çalıştığımda ek ödeme aldım. İnsanlar bizi çift maaş alıyor sanıyor. Klinikte çalışırken almadım. Üstelik klinikte çalışırken ne tulum giyiyorduk, ne siperlik var, ne gözlük var! Hastayı tedavi ediyoruz. Bir PCR alıyoruz ve bir bakıyoruz hasta COVID pozitif! Böyle önlem almadan çalıştığımız birimde hasta pozitif çıktığı halde, bize, onu bile hesabını yaptılar, onu bile vermediler.

Sağlık çalışanlarının maruz kaldığı şiddet için de söyleyeceklerinizi duymak isteriz.

İnsanlarda hep sağlık çalışanlarına çok veriliyormuş, gözünüz doymuyor bakış açışı bu… Ve tabi ki, cezaların olmaması… Herkes her şeyi yapıp, elini kolunu sallayarak çıktığı için, gerekli cezalar, yaptırımlar uygulanmadığı için, sağlıkta şiddet de bu yüzden, günden güne artıyor. Genel olarak insanların alım gücü düştüğü için herkeste gerginlik arttı. Bir de hastaneye gelinince genel beklenti şu; “işim hemen hallolsun.” Yok, öyle bir şey! Elimizin altındaki can! Bir hasta kötüleştiğinde bütün işler durur ve hepimize o hastanın başına gideriz, onu kurtaralım diye, Solunum cihazına alalım diye. O esnada bütün işler durur! Ama insanlar, hani bunu da anlamıyor, insanlarda da bir hastaneye gelince işimi hemen bitireyim gideyim duygusu var. O da ayrıca yıpratıcı. Bizim de insan olduğumuzu unutuyorlar. Bizim de lavaboya gitmek gibi, yemek yemek gibi insanı ihtiyaçlarımızın olduğunu insanlar unutabiliyor. Her an, her şey hemen çözülsün isteyebiliyorlar. Buna en çok maruz kalan da biz hemşireleriz. Çünkü birazcık yine de doktorlara hala saygıları var. Yine onları da çok yıpratırlar, o ayrı ama onlardan çekinen herkes, her şeyi, bütün öfkesini, bütün sisteme olan öfkesini bize kusuyor Biz çalışana… Ben zaten fazla hastaya çalışıyorum. Çünkü sağlık çalışanı sayısı eksik, almıyorlar. Bir de üstüne üstelik sanki ben görevimi yapmıyor muşum gibi ya da bunun çözüm merceği benmişim gibi böyle saçma sapan diyaloglara da maruz kalabiliyoruz. Her gün laf anlatmaya çalışıyoruz. Malzeme yok, serum askısı… Serum askısı nasıl olmaz? Diyorum, buyurun iletin.

Başhekime iletin. Toplumda herkes o kadar korkmuş ki, herkesin yediği kişi, ilk karşılaştığı kişi. Çözüm yolu bu, böyle yapın dediğimizde korkuyor insanlar, gidip başhekime dilekçe yazın o zaman başhekime iletin dediğimizde bir çözüm yok. Bazen, kendi meslektaşlarıma da hep söylüyorum. Şiddeti, fiziksel şiddete ulaşmasına kalmadan, bence tüm sözel şiddetlerde hemen beyaz kod verilmeli, kimse davasından vazgeçmemeli ve bu insanlar ceza aldıkça ve bu da basın yoluyla insanları duyuruldukça, şiddet biraz alabilir. Bir de şöyle savunmaları var; “Ben Hasta yakınıyım” Sen Hasta yakını olabilirsin. Sen sağlıklı bir insansın. Herkesin öfke kontrolü sağlaması, kendi sorumluluğunu alması gerekir. Bunun cezasını sağlık çalışanları çekmek zorunda değil! Benim hastam var diye kimse esip, gürleyemez. Bağırıp çağıramaz. Bunlarla ilgili bence gerekli cezalar verilip, basında kesinlikle duyurulmalı. Bunun için kamu spotu dahi yapılabilir.

Liyakata göre yapılan/yapılmayan atama ve görevlendirmeler hakkında söylemek istedikleriniz var mı?

Atamalar kesinlikle liyakata göre değil. Kendi keyiflerine göre. Yönetim kimi uygun görürse ona göre atama yapıyor. Yani şu an tabi ki, 657 kanun böyle demiyor. Eğitim önceliklidir diyor, herkes eşit hakka sahiptir diyor. Yönetim hiçbir şeyin hesabını vermediği için tamamen keyfi, tamamen kendi isteğine göre kararlar alıp uyguluyor. Bununla mücadele edenleri de çok fena cezalandırıyor. Ben bu insanlardan biriyim. Yani aldığım eğitime göre yüksek lisans öğrenimine göre geçmek istediğim birime, kendi tanıdıklarını geçirdikleri için beni bir türlü yıllardır geçirmediler.

Hak arayışlarınızda ne gibi sorunlarla karşılaşıyorsunuz?

Herkes çok korkuyor bir defa. Herkes başına bir iş gelmesinden, ihraç edilmekten, görev yerinin değişmesinden çok korkuyor. Böyle çok ciddi bir grup var. Hak arayanlar da tabi onları da böyle tek tük kişi olunca, onlar da sürüldükçe bu korku katlanıyor. Başıma gelenleri anlattım size. Benim bu sürgün görevlendirmelerim ya da hani yaşıma, yılıma göre daha ağır kliniklerde çalıştırılmalarım, tabi insanları aman sesimizi çıkarmayalım, aman yerim değişmesin, aman bunu dersem daha kötü yere görevlendirir gibi kaygılara sevk ediyor. Pek hakkını arayan yok açıkçası… Hakkını arayan da dediğim gibi sürekli cezalandırılıyor.

Genel olarak değerlendirdiğimizde çalışma saatleri ve çalışma koşulları hakkında yaşadığınız sorunlar nelerdir?

Çalışma saatleri çok uzun. 24 saatlik çalışma insanlık dışı. Çalışma koşulları kötü. Özellikle benim çalıştım hastane için söylüyorum, küçücük daracık odalar... Odada 3 hasta 3 hasta yakını altı kişi. Hastalar için de fiziki koşullar çok kötü çalışanlar için de çok kötü. 24 saat çalışan sağlık çalışanı olarak çoğu hemşire odalarının dışarıya açılan bir penceresi yok. Ayrıca bizim işimiz hasta kusar, hasta vücut sıvıları vardır, üzerimize bulaşan, idrarı bulaşır... Yani bizim 24 saatte orada olduğumuz için bir banyo lazım ki en azından bir üstümüzü yıkayabilelim. Biz çoğu zaman üstümüzü peçete, ıslak mendille silip, formayı değiştirip işimize devam ediyoruz. Bu insanlık dışı.

Hasta sayısı hemşire sayısına göre fazla... Özellikle nöbetlerde çok sıkıntılı oluyor. Sürekli sayı azaltmaya çalışıyorlar mesaj çok yoğun klinikleri söylüyoruz, bu kliniklerde 3 kişi tutulsun diye... Bu uygulamaya da gitmiyorlar. Aslında bu şekilde halk sağlığını da yine tehlikeye atıyorlar farkında değiller.

24 saatlik nöbeti düşünecek olursak insanların evinden çıkıp hastaneye gelme süresi var. 1 saat... 1 saatte hastaneden çıkıp evine gitme süresini katarsanız, o 24 değil 26 saat oluyor. Yani gerçekten insanlık dışı. Çocuğu olan insanlar için söylüyorum yine. Bir gün boyunca çocuğun annesini görmüyor. Ben, kendim yaşıyorum bunu. Ertesi günü nöbetten çıkıyorum uykusuz gelmiş bir insanım. Akşama kadar uyuyan bir anne... Bir nöbetle iki gün ben evden kopuyorum. Çocuklarımla ne vakit geçirebiliyorum annelik görevlerimi yerine getirebiliyorum. Yani böyle yaşamıyor gibiyiz. Kendi sağlığımızdan oluyoruz.

Kadınların her alanda uğradığı şiddet, eşitsizlik ve taciz konusu hakkında söylemek istedikleriniz var mı?

Kadına değer vermeyen bir toplum olduğu için, her geçen gün kadına yönelik şiddet arttığı için, bu bizim mesleğimizde de hemşirelik mesleğinde de çok var. Çünkü çoğu hemşire kadın olduğu için. Kadın doktorlar da değer görmüyorlar. AAA doktor musunuz falan diyerek özür diliyorlar. Yani kadın olduğu için direkt kafalarında hemşire oluşuyor. Hani kadın olduğu için önce değer vermiyorlar. Doktor olduğunu öğrenince belki biraz saygı duyuyorlar maalesef toplumda bu konuda mutsuzuz. Mesela hasta hasta yakınları da erkek hemşirelerden çekiniyor. Yani bu eşit olmayan bir yaklaşım.

Son olarak bir sağlık çalışanı olarak taleplerinizi ve düşüncelerinizi almak isteriz.

Sağlık çalışanı olarak talebim, hak ettiğimiz değeri görmek, hak ettiğimiz maddi kazancı sağlamak, yoksulluk sınırının üzerinde maaş istiyorum. Tek maaş istiyorum, tek kalemde ödenen emekliliğe yansıyacak maaş istiyorum. Sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları istiyorum, 24 saat nöbetler kalkmalı, 12 saatten fazla çalışmamalıyız. Gece mesaisi ile gündüz mesaisi bir olmamalı. Gece uyumam gereken saatte. Bir can için, hayatlar için uyanığım, koşturuyorum sürekli. Bunun karşılığı olmadan kesinlikle gece çalışmanın farkını almalıyız. Nöbet ücretleri kesinlikle artırılmalı. Nöbet izni kaldırılmalı. Bu uygulamaya da son verilmeli. Nöbet iznini sadece isteyen kullanmalı.

Biz salgında da görevimizin başındaydık, COVID’de de mücadele ettik. Tüm haksızlıklarla da mücadele etmeye devam edeceğiz. Hakkımızı alana kadar! Tüm sendikalar da artık konuya dâhil olmaya başladı. Evet, elimizin altındaki can, onlara bir zarar gelmesin diyerek biz iş bırakmıyorduk ama bunu da bir şekilde ayarlayacağız ve hastaları mağdur etmeden hakkımızı aramaya devam edeceğiz.

Sağlık hizmetleri, hükümetlerin art niyetli politikaların en yıkıcı etkilerinin yaşandığı alanlardan biridir. Mevcut kötüye gidişe paralel olarak sağlık çalışanları da çalışma koşulları açısından olumsuz değişimlerle yüzleşmek zorunda kalmıştır. Kamu kuruluşlarının özel işletmecilik kurallarıyla yönetilmeye çalışılması, sağlık emekçileri açısından kamu ve özel sektör arasındaki farkın silikleşmesi ile sonuçlanmıştır.

Kısaca piyasa dinamiklerinin kamu sektörüne sızması ve de devletin kamusal sağlık hizmeti sunmaktan vazgeçmesi binlerce sağlık emekçisinin çalışma koşullarının, serbest piyasa kurallarına göre yeniden oluştuğu bir ortamı yaratmıştır.

Esnek çalışma biçimleri, uzun çalışma saatleri ve düşük ücret gibi uygulamaların olumsuz etkileriyle birlikte hızla artan sağlık çalışanlarının vasıfsızlaştırılması konusu da sağlık sektörünün kanayan yaraları olmaya başlamıştır.

Biz bu sisteme karşı çıkıyoruz. Parayı değil insanı temel alan sağlık sistemini yıllardır dillendiriyoruz. Bugün bunun önemini bir kez daha anladık. Hükümetin yaptığı, kendilerine rağmen COVID-19 ile büyük bir gayret ve fedakârlıkla savaşmaya çalışan sağlık emekçilerine ihanet etmektir.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
Günün Karikatürü Tümü
banner96
banner177
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Trabzonspor 23 54
2. Konyaspor 22 45
3. Alanyaspor 23 38
4. Adana Demirspor 23 37
5. Fenerbahçe 23 37
6. Beşiktaş 23 36
7. Hatayspor 23 36
8. Başakşehir 22 34
9. Gaziantep FK 22 32
10. Sivasspor 23 31
11. Kayserispor 23 31
12. Karagümrük 23 30
13. Kasımpaşa 23 27
14. Göztepe 23 27
15. Galatasaray 23 27
16. Giresunspor 23 26
17. Antalyaspor 23 24
18. Rizespor 23 22
19. Altay 23 18
20. Ö.K Yeni Malatya 22 16
Takımlar O P
1. Ümraniye 21 45
2. Ankaragücü 21 45
3. Erzurumspor 21 38
4. Bandırmaspor 21 36
5. İstanbulspor 21 36
6. Eyüpspor 20 36
7. Samsunspor 20 33
8. Adanaspor 21 32
9. Manisa Futbol Kulübü 21 28
10. Tuzlaspor 20 27
11. Keçiörengücü 21 26
12. Gençlerbirliği 21 26
13. Boluspor 19 24
14. Kocaelispor 21 24
15. Menemen Belediyespor 21 23
16. Altınordu 21 22
17. Bursaspor 20 20
18. Denizlispor 21 19
19. Balıkesirspor 20 8
Takımlar O P
1. Manchester City 23 57
2. Liverpool 22 48
3. Chelsea 24 47
4. M. United 22 38
5. West Ham United 23 37
6. Arsenal 21 36
7. Tottenham 20 36
8. Wolverhampton Wanderers 21 34
9. Brighton 22 30
10. Leicester City 20 26
11. Aston Villa 21 26
12. Southampton 22 25
13. Crystal Palace 22 24
14. Brentford 23 23
15. Leeds United 21 22
16. Everton 20 19
17. Norwich City 22 16
18. Newcastle 21 15
19. Watford 20 14
20. Burnley 18 12
Takımlar O P
1. Real Madrid 22 50
2. Sevilla 22 46
3. Real Betis 22 40
4. Atletico Madrid 21 36
5. Barcelona 21 35
6. Real Sociedad 21 34
7. Villarreal 22 32
8. Rayo Vallecano 21 31
9. Athletic Bilbao 22 31
10. Valencia 22 29
11. Osasuna 22 28
12. Celta Vigo 22 27
13. Espanyol 22 27
14. Granada 22 24
15. Elche 22 23
16. Getafe 22 22
17. Mallorca 21 20
18. Cadiz 22 18
19. Deportivo Alaves 22 17
20. Levante 21 11
banner178
Anket Tümü
Olası bir erken seçimde veya 2023'te Millet İttifakı'nın Cumhurbaşkanı adayı kim olmalı?