Başsoy: CHP’liler, ‘Cehape Zihniyeti’ni sahiplenmek zorunda

İletişimci ve yazar Ateş İlyas Başsoy, İz Dergi Mayıs sayısında; özellikle iktidar kanadındaki tüm siyasilerin diline pelesenk olmuş ‘CEHAPE Zihniyeti’ni kaleme aldı. Kendine CHP’li diyen herkesin ‘CEHAPE Zihniyeti’ni sıkı sıkı sahiplenmek zorunda olduğunu, çünkü bunun en kıymetli hazineleri olduğunu söyleyen Başsoy, “CEHAPE Zihniyeti; fakirin gecekondusunu katakulli ile ele geçirip üstüne elli katlı bina yapmanın önünde durur. Fakiri kentlere yığmaz, köylüyü değiştirmeye çalışır. Köy enstitüleri, okuma yazma seferberlikleri, üniversiteler, sanat akademileri Cehape Zihniyeti’nin ürünüdür” diyerek aslında küçük düşürülmek için kullanılan bu söz öbeğinin bir ilerlemeyi, dönüşümü ve mücadeleyi simgelediğini anlattı.

GENEL 11.05.2021, 12:11 11.05.2021, 12:20
Başsoy: CHP’liler, ‘Cehape Zihniyeti’ni sahiplenmek zorunda

İZ DERGİ - Üniversitede şeriatçı öğrencilerden öğrendiğim bir tekerleme vardı: “Et tekrarı ahsen, velev kane yüz seksen.” Bunun aynı kapıya çıkan bir başka türünü çocukluğumdan beri bilirdim: “Bir yalanı kırk defa söylersen doğru olur.”

AKP Genel Başkanının dilinden “Cehape Zihniyeti” sözü hiç eksik olmaz. Bu sözü o kadar sık tekrarlıyor, öyle çok kullanıyor ki tüm Türkiye’nin ezberinde.

İZ DERGİ'NİN TAMAMINA AŞAĞIDAKİ DOSYA LİNKİNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ

İZ DERGİ 2021 MAYIS kopyası.pdf

AKP’nin tarihe bakışı da bu sözle göveriyor. “Seveceksen Radikal Sev” adlı kitabımda, John Von Neumann’ın Sıfır Toplamlı Oyun Teorisi ışığında anlatmıştım:

“Her şey çok iyiydi, sonra birden çok kötü oldu ama şimdi yine çok iyi.”

Eskiden (ne zaman eskiden?) tüp kuyrukları vardı, yol yoktu, kağnılarla geziyorduk, çöpler toplanmamıştı, ekmek karneyle alınıyordu… Biz geldik, hepsi bitti.

Daha da eskiden Osmanlı vardı, çok güzeldi, bolluk bereket vardı, dünya lideriydik, her yeri fethettik, insanlar zengindi… Sonra (ne kadar sonra?) dinsizler geldi, Osmanlı battı, tüp kuyrukları vardı, yol yoktu, kağnılarla geziyorduk, çöpler toplanmamıştı, ekmek karneyle alınıyordu.”

Bu berrak bakış bulanık bir kavramla özetleniyor: Cehape Zihniyeti… 1923’e kadar her şey çok iyiydi (peri masalı), 1923-2002 arasında Cehape Zihniyeti hepsini mahvetti (cadı masalı) ve şimdi her şey yine çok iyi (peri masalı).

“Cehape Zihniyeti” neyi mahvetti, niye mahvetti? Hangi ara iktidar olabildi ki mahvetti?

“Cehape Zihniyeti nedir?” diye sorulduğunda kimsenin net bir tanım yapabileceğini zannetmiyorum, sözün en tutkulu kullanıcısı beyefendinin bile… Net olmayan bu kavramı anlatma çabaları aynı buluta bakan farklı çocukların tasvirleri gibi: “Din düşmanlığı” diyenler olabilir; Osmanlı övgüleriyle büyüyen biri “diktatörlük”, geçimini kayıt dışı ticaretle kazanan biri “memurluk” (genellikle vergi veya icra memuru) diye tanımlayabilir. Liberal çevreler sınıfsal analizden özenle kaçınarak kullandıkları “ceberrut devlet” kavramını, gönül rahatlığıyla “cehape zihyeti” kazanında kaynatabilirler. Kavramlar farklı da olsa bıraktığı his aynı: Öfkeli, çatık kaşlı, kuralcı, otoriter…

“Cehape Zihniyeti nedir?” sorusunu CHP’lilere de sordum. Edirne’den Kars’a, Artvin’den Muğla’ya hangi CHP’liye sorduysam ilk tepki değişmedi: Bir kahkaha… Ama sonra işler değişti: “AKP zırvası”, “Deli saçması”, “Uydurma bir söz” gibi tanımlardan daha fazla bir açıklama getiren bir CHP’liye ben rastlamadım. Zamanla anladım ki, kültürel hegemonya bir ölçüde başarılı olmuş. Gündelik siyasetin hırgürü içinde “Biz neyiz?” sorusu biraz ihmal edilmiş.

Bana sorarsanız, “Cehape Zihniyeti”nin kökenini Yavuz Sultan Selim’e kadar uzatırım. 17. yüzyılın başında Sultan Selim, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki Arap Müslüman egemenliğine son verir. Avrupa Batı’da yeni kıtayı ele geçirirken, Osmanlı da hemen hemen aynı koşullarda yapılan savaşlarla “Güney”i zapt eder. Aynı şartlarda dedim çünkü; Amerika adı verilen kıtadaki gelişmiş uygarlıklar barut ve tüfek bilmedikleri için mağlup olurlar, Kuzey Afrika’daki Araplar ise “Tüfek ve barut gavur icadadır, biz de Peygamber Efendimiz gibi yalın kılıç savaşmalıyız” dedikleri için Türk ordularına yenilirler. Yavuz bu engin toprakları kolayca işgal ederken, Arapların yenilgisine neden olan “ulema” İstanbul’a taşınır ve zamanla Osmanlı bürokrasisinde yer edinerek Osmanlı’nın bilim düşmanı, yenilik düşmanı, içine kapalı bağnaz bir devlet olmasına yol açar. Bir anda değil ama kısık ateşte, ağır ağır.

İki yüz yıl sonra her cephede yenilen, Batı’dan her alanda geri kalmış, yozlaşmış bir Osmanlı’yı dönüştürmek yaşamsal bir sorun haline gelir. “Neden geri kaldık?”, “Neden hep yeniliyoruz?” soruları her yerde sorulur. Üçüncü Selim, İkinci Mahmud ve “Abdüller” dönemi boyunca binlerce aydın, çoğu zaman ölüm, işkence ve hapse girme pahasına bu arayışı devam ettirir. Yenilikçi padişahlar bazen sosyal, bazen ticari, bazen de eğitim reformlarıyla bu çabaları dikkate alır. Ortak fikir şudur: “Arap bağnazlığı Osmanlı’yı ele geçirdiğinden beri çöküşe girdik. Kurtuluşun tek yolu ilimdir, fendir, inkılaptır…”

İşte bu aydınlanma ve “dirilme” çabalarında, Osmanlı bir yandan dağılırken, bir yandan da genç bir nesil yetiştirir. Atatürk bu genç neslin öğrencilerinden biri. Genç Mustafa Kemal’in hiçbir şeyi yokken bir zihniyeti var: “Ya istiklal, ya ölüm.”

Türkiye (veya Osmanlı) beş yüzyıldır bir savaş içinde… Ya ilerleyeceğiz, dönüşeceğiz, yenileneceğiz (ve kurtulacağız) veya yerimizde saymaya, hatta geri gitmeye mahkûm olacağız (ve yok olacağız).

Dillerden düşmeyen “Cehape Zihniyeti” bu ilerlemenin, dönüşümün, mücadelenin zihniyetinden başka bir şey değil…

Dönüşüm adaletin gözünü bağlamakla başlar. Açık gözlerin adalette yeri olamaz… Gelişmiş toplumlar kendi içlerinde de yüzyıllardır, hukukun her şeyden ve herkesten üstün olduğu sistemleri yaratarak (veya yarattıkları oranda) geliştiler.

Bu nedenle “Cehape Zihniyeti”nin temel çıkışı “adil olmak”.

Lafta kolay… Uygulamada nasıl adil olacaksın?

Kimseyi kayırmayacaksın, kimseye torpil yapmayacaksın, dağın eteğindeki çobanın devletin tepesine gidebileceği fırsat eşitliğini inşa edeceksin, bunun için çabalayacaksın.

Cehape Zihniyeti, fakirin gecekondusunu katakulli ile ele geçirip, üstüne elli katlı bina yapmanın önünde durur. Fakiri kentlere yığmaz, köylüyü değiştirmeye çalışır. Köy enstitüleri, okuma yazma seferberlikleri, üniversiteler, sanat akademileri Cehape Zihniyeti’nin ürünü.

Düşmanı çok… Hileli tartı kullanan bir manav, sigortasız işçi çalıştıran bir patron, vergi vermeyen bir esnaf bu zihniyeti niye sevsin? Her şey kaos ortamında olsa, ekipler el ele verip memleketi söğüşlese daha iyi değil mi? Kuraldan, kanundan, kuvvetler ayrılığından, sistemli olmaktan bahseden “cehapeliler” kadar sinir bozucusu var mı?

Örneğin İzmir’de, üstüne İzmir Bayraklı’da CHP’li belediye başkanı olmak “Cehape Zihniyeti”ne sımsıkı sarılmakla mümkün. Ne zor bir iş… Çünkü bazı insanlar kısa vadeli çıkarlar için belediye kapısına gelir. “Yapıver”, “İdare ediver”, “Bizi da biraz kayırıver” diyenler sinek gibi yapışırlar. Çıkar çevreleri halkın malını hortumla götürürken, halk uyanmasın diye göstermelik yardımlar yapılır. Maddi çıkar için gözü dönenler, manevi duyguları sömürmekten hiç kaçınmazlar. Rantın bollaştığı her yerde, savaş kızışır. Doğrunun, adilin yanında durmak, mazlumun hakkını savunmak zorlaşır.

“Cehape Zihniyeti”ne sahip bir yönetici başta asık suratlı gelir. Yanına kolay kolay kimseyi yaklaştırmaz. Yaklaşanların ayrıcalık talep edeceğini ve birine sırf yakın olduğu için ayrıcalık vermenin, uzaktaki yetimin sofrasından bir kap yemek çalacağını bilir.

“Cehape Zihniyeti”ne “Halden anlamaz,” derler ya… “Halden anlamak” o kadar da masum bir kavram değil. “Halden anlamak” kendi yargını toplumsal yargının üstüne çıkarmak, yozlaşmak, çürümek demek aslında. Sistem kusursuz işlerse, kimsenin kimsenin halinden anlaması gerekmez. “Halden anlamak”, halini arz eden familyana kıyak yapmak demek. Herkesin halinden anlıyor musun, anlayabilir misin; böyle hassas bir tartın var mı, olabilir mi? Ya isteyene verdiğin ikinci bardak su, sırada bekleyenlerin suyuysa?

“Cehape Zihniyeti”ndeki bir insan yalaka olmaz, eyyamcılık yapmaz. Başını dik tutar, kimseye eyvallah etmez. Ebu Zerr’in zerresini Muaviye’nin sarayına değişmez. Bu yol ışıltılı olmadığı için yenilebilir, aşağılanabilir ama yine de yolundan dönmez.

Devlet sanılanın aksine “baba” değil, olmamalı da. Devlet yetimlerin mülkü. Devleti baba haline getiren, baba olmak isteyen sağcılar. Sağcılarla muhabbet ederken “zihniyeti”ne sahip çıkmayan bir CHP’li kendini sağda bulabilir. İdeolojik altyapısı olmayan bir bireyin partiye, böyle bir partinin de topluma etkisi olamaz.

CHP’lilerin hepsi “Cehape Zihniyeti”nde midir, bilemem. Beş parmağın beşi bir değil. Her ortamda kendini gizleyen üçkâğıtçılar, yalancılar, düzenbazlar olabilir. Bu nedenle bir bütün olarak her CHP’liyi savunmak veya CHP’nin her yaptığını savunmak taraftarlığa, amigoluğa girer. Kimi partilere amigolar yakışır, CHP’ye yakışmaz.

CHP içinde “Bizim zihniyetimiz nedir, ideolojimiz nedir, ideolojik yapımızın tarihi ve sosyolojik kökenleri nelerdir” soruları daha fazla sorulmalı ve bu sorulara yanıtı tüm CHP’liler verebilmeli.

Kendine CHP’li diyen herkes “Cehape Zihniyeti”ni sıkı sıkı sahiplenmek zorunda. Çünkü bu zihniyet CHP’nin temelidir.

Ve en kıymetli hazinedir.

Yorumlar (1)
Şahin 1 ay önce
Evet CEHAPEKK
Günün Karikatürü Tümü
banner96
17°
açık
banner177
banner178
Anket Tümü
Sizce Türkiye'nin en önemli ana gündemi ne olmalı?