AKP, savaşa başvurmazsa sandıkta Gezi’yle karşılaşacak

16 Nisan’da oylanacak bu taslak tamamen sermayenin hedeflerine ve çıkarlarına hizmet edecek kararları almak üzere yetkiyi tek elde toplamaya yönelik.

GENEL 29.03.2017, 12:07 29.03.2017, 12:39
AKP, savaşa başvurmazsa sandıkta Gezi’yle karşılaşacak

Melih Yalçın* - Kapitalizm, dünya genelinde uzun süredir yaşadığı krizden çıkmak için rant politikalarını hızlı bir şekilde uygulamaya ihtiyaç duyuyor. Bunun için de yürütme organlarına daha fazla yetki verilmesini savunuyor. Asıl hedef, ülkeleri bir şirket gibi tek patronajla yönetmek ve sermayenin gereksinim duyduğu kararları alıp hızla uygulamak. Bu doğrultuda yasama ve yargıyı, yürütmeye ayak bağı gibi görmeye göstermeye çalışıyor. Türkiye’de de Başkanlık sisteminin zaman zaman gündeme getirilmesinin ana ekseni bu.

Türkiye’de yakın zamanda gündeme getirilen ve adına partili cumhurbaşkanlığı denilen taslağın yukarıda sözünü ettiğimiz amacın dışında ikinci bir amacı daha var. O da Tayyip’in ve sülalesinin örneğin 17-25 Aralık adı altında soruşturmalar nedeniyle yargılanmalarını da önlemek. Bu nedenle taslakta yapılan değişikliklerin yasama yoluyla geriye döndürülmesi imkânsız hale getirilmeye çalışılıyor.

16 Nisan’da referandumda oylanacak bu taslak tamamen sermayenin hedeflerine ve çıkarlarına hizmet edecek kararları almak üzere yetkiyi tek elde toplamaya yöneliktir. Amaçlardan biri, bugüne kadar yasama, yargı veya toplumsal tepki nedeniyle yapılamayan ya da yapılmakta zorlanan ne kadar rant projesi varsa önünü açmaktır.  Bu konuda ikinci bir hamle de Varlık Fonu ile atıldı. Kamuya ait birçok kuruluş ve taşınmaz kamu denetiminden muaf olan Varlık Fonu’na aktarılarak bir çeşit örtülü ödenek kaynağı haline getirildi. Şimdi bize bu devasa sermayeye bir patron seçtirilmek isteniyor.

Şunu da ifade etmek gerekirse, her ne kadar uygulamada zaten işler tek adam rejimi şeklinde yürütülüyor olsa da, bu AKP’nin anayasa değişikliği ile yapmış olduğu ciddi bir siyasi hamledir. Bunun AKP hükümeti ve muhalefet için bir sonucu olacaktır. Kimse 17 Nisan sabahı ne sonuç çıkarsa çıksın bir şey değişmeyecek diyemez.  Ama sonuç ne olursa olsun, 17 Nisan sabahı memlekete demokrasi gelmeyeceği kesin.

Referandumdan evet çıkarsa, bu AKP için önemli bir siyasi başarı olacak ve muhtemelen Kasım ayı dolaylarında bir erken seçim denemek isteyecektir. Hepimiz biliyoruz ki AKP’nin asıl hedefi Anayasayı tümden değiştirmek, Siyasal İslam’ın Türkiye’de yönetimini uzun yıllar kalıcı hale getirmeye çalışmaktır. Bu nedenle evet çıkması durumunda muhalefetin de moralsiz olabileceği muhtemel bir dönemde bulduğu ilk fırsatta erken seçimi denemekten kaçınmayacaktır. Hayır çıkması durumunda AKP’nin karizması Gezi ve 7 Haziran’dan sonra bir kez daha çizilmiş olacaktır. Toplumsal muhalefetin, gün geçtikçe battığımız bu karanlıktan çıkabilmek umudu ile daha fazla mücadele edebilmesi için moral kazanacağı bir sonuç olacaktır. Bu yönüyle referandum AKP açısından risklidir ve hayır çıkma olasılığı yüksek olan bir referanduma bile bile gireceklerini de sanmıyorum.

Taslak mecliste tartışılırken yaşananlar ve 7 Haziran seçimlerinden bugüne yaşadıklarımız bize gösterdi ki referandumdan evet çıkması için siyasi iktidar her yolu deneyecek. Ellerinde kullanabilecekleri en önemli koz milliyetçiliktir. Bunun için iktidarın çatışmalara ve savaşa ihtiyacı var. Bu nedenle son günlerde Batı’da Yunanistan, Doğu’da Irak ve İran, Güneydoğu’da Suriye üzerinden sürekli  bir kışkırtmacılık, gerginlik ve savaş çığırtkanlığı yapılıyor. Diğer yandan eldeki en önemli koz olan Kürt meselesini de bu süreçte sonuna kadar kullanmaya kararlı görünüyor. Bu konuda referandum sürecinde Kandil operasyonundan söz ediliyor. Siyasi iktidarın savaş ve çatışma ortamının yaratacağı kaosa ve şehit cenazelerine ihtiyacı var. Bu yolla milliyetçiliği artıracak, toplumu yarmaya çalışacaktır. Şimdiden, en yetkili ağızlardan topluma yönelik bunun sinyalleri veriliyor, Hayır diyenler şimdiden terörist ilan edilmeye çalışılıyor.

Bu referandum sürecinde bize düşen görev bunu içinde bulunduğumuz karanlıktan çıkmak için bir fırsata çevirmektir. Yani hayır çıkarmak yetmez, bunun sonrasında toplumsal mücadelenin artırılması için önümüzdeki en büyük engel olan savaşa son vermek ve barışı sağlamak için var gücümüzü kullanmalıyız. Barış, AKP’nin yumuşak karnıdır. Barış zamanı siyaset konuşulur ve silahların gölgesi olmadan siyaset konuşulduğu sürece AKP kaybetmeye mahkûmdur.

Bu nedenle, siyasi iktidarın oynamaya çalıştığı her türlü oyunu boşa çıkaran, kendi oyunumuzu ona kabul ettireceğimiz bir referandum stratejisi oluşturmalı, kampanyamızı da buna göre şekillendirmeliyiz. 

Öncelikle bir şeyin altını çizmek gerekiyor:  Anayasalar, bir ülkede yaşayan her türlü dil, din, ırk ve cinsel yönelime sahip yurttaşların birlikte, bir arada barış içinde yaşamasının teminatı olan bir senettir. Anayasada yapılacak her türlü değişiklik siyasi angajmanına bakılmaksızın doğrudan yurttaşı ilgilendirecektir. Bu nedenle, bu konuyu siyasi partilerin sandık aritmetiğinden kurtarmalıyız. Toplum içerisinde Anayasa değişikliğinin getirisinin, götürüsünün tartışılmasına, toplumun bu tartışma çerçevesinde siyasallaşmasına ihtiyacımız var. Hangi partiden olursa olsun, kendi yurttaş vicdanı ile karar verecek kimsenin bu değişikliğe evet diyeceğini sanmıyorum. Zaten AKP de maddeleri tartıştırmadan parti seçmenlerinden oluşan iki kutup yaratmaya çalışıyor, bu oyunu boşa çıkarmalıyız. Bu nedenle hiçbir siyasi partinin, oluşumun, hareketin kampanya sırasında kurumsal kimliklerini öne çıkarmalarını doğru bulmuyorum. Bunların yerine sendikaların, meslek odalarının ve demokratik kitle örgütlerinin isimlerinin daha fazla alanlarda olması doğru olacaktır.

Hayır diyenlerin siyasi iktidar tarafından oluşturmaya çalıştığı kutuplaşmayı boşa çıkaracak her kesimin bir çalışma yürütmesi önemlidir. Yurttaşlarımıza gelecekte barış içinde bir arada, huzur içinde yaşayabileceğimiz bir ülke umudunu verebilmeliyiz. Bunun için kendimize güvenmeli, moralimizi yükseltmeli, esprili ve pozitif bir dil kullanmalıyız.

Türkiye 17 Nisan’da önemli bir Anayasa değişikliği için referanduma giderken toplum genelinde önemli bir biçimde siyasallaşma gözleniyor. Bu, Gezi isyanı öncesi döneme çok benziyor. Bu nedenle süreci doğru yönetir ve daha önceki hatalarımızı tekrarlamazsak AKP’nin sandıkta bir “Gezi”yle karşılaşacağına inanıyorum.  TMMOB, Gezi’de nerede durduysa referandum sürecinde de aynı yerde duracaktır.

*TMMOB İKK Sekreteri


İZ DERGİ'YE İZMİR'DEN YA DA ŞEHİR DIŞINDAN NASIL ABONE OLUNUR? TIKLAYIN

MART SAYISI SUNU YAZISI İÇİN TIKLAYIN

Yorumlar (0)
Günün Karikatürü Tümü
banner96
banner178
16°
parçalı bulutlu
Anket Tümü
Koronavirüs sebebiyle sokağa çıkma yasağı ilan edilmeli mi?