‘Gader’in mektubu’ Evrensel Basım Yayın’ın ikinci baskısını yaptığı Elif Çınar’ın Bahar Dalı isimli kitabındaki öykülerden sadece biri. Emekçilerin ‘sıradan’ diye küçümsenen yaşamlarındaki ayrıntıların her biri gibi bütününde ve satır aralarında sarsıyor; ‘okuturken düşündürüyor!’

Şehriban’ın gürümü’nden Güzin Abla’nın adresini alan ‘Gader’, derdine derman arayan emekçi bir kadındır. “Kızın öğretmeninden Allah razı olsun, Allah tuttuğunu altın etsin. Gül gibi işim var Güzün abla” diyen Kader, sakatlanan eşine ve ‘ikisi kız biri oğlan’ üç çocuğuna bakmaktadır. Kızının öğretmeninin üyesi olduğu sendikada çaycılık yapan Kader, bu arada da öğretmenlerin düzenlediği eylemleri gözlemleme fırsatı bulur: “Sandıka dedikleri öğretmenlerin gidip geldiği bi yer. Oğretmenler gurmuş. Toplaşıp yürüyolar. Garı, gız, hepsi ha! Evvelden ossa gınardım, garı başıynan her yere girip çıkıyolar deyi. Gayrı biliyom ne uçun eyle ettiklerini. Elleme etsinler, eyi ediyolar. Ogretmenler toplaşıp yörüdüler mi ödüm gımıl gımıl ediyo. Televizyon her zaman görsetmiyo, anca gavga neyim çıkacakta… Biz balkondan bakıyoz. Bi polis birikiyo Guzün abla, bi polis birikiyo, ben deyim üç yüz, sen de beş yüz. Bi de tuhap giyiniyolar adam gorkuyo. Gafaları, gozleri gorünmüyo. Dirsekleri, dizleri, döşleri gabuk gibi bişeyinen sarılı. Garafatmalar gibi dağılıyolar yollara. Her tarafı dutuyolar. Ellerindeki dabancaları, tüfekleri görsen sinema oynuyo zanneden. Allah gorsetmesin yanlışlığınan bi ataş alsa da birine dek gelse kim vurduya gider valla. Ogretmenlerin elinde bi tek yazılı gartonlar var. Gençler toplaşdı mı yerden taş muş topluyolar a daşınan olacak iş değel. Polisin elinde dabança var dabança”

Bir taraftan evine ekmek götürme derdinde, işini ve çocuklarını düşünen Kader, diğer taraftan da öğretmenlerin sendika faaliyetlerine kafa yormaya başlar. Kader, mitinglerin neden az katılımla gerçekleştiğini de anlatır Güzin Abla’ya: “O yana goşturuyolar, bu yana goşturuyolar, gorsen yüreğin acır. Sandıkaları uçun garınca gibi çalışıyolar. Gendini incitmeyen de var. Sandıkaya geliyolar, akşamaca çay içiyolar. Onlardan gıcık alıyom. Her şeye bi gusur buluyolar, eskiyi emsal getiriyolar. Eskiden şeyleydi, eskiden beyleydi… Geçen miting yaptılar. Goşturan goşturdu, ötağler çay höpürdetti. Mintiğe anca gendilerini gotürdüler. Geri gelinci de birbirlerine laflıyolar, galabalık olmadı, eskiden şeyle galabalık olurudu, beyle adam birikiridi deyi. Şikaat babam şikaat… Herkeş ne bilsin miting olduğunu. Sen duydun mu? Ben orda çalışmasam duymazıdım. Misal bizim mahlede kimse bilmez. Gidiyim ben mi haber ağnadıyım. Bağa ne ilişik. Ben ne biliyom ki ne deyim. Akşamaca kaste okuyon, her şeyi ogreniyon. Gaç gişi istiyosan o gadar adamın gapısını çal, gonuş, danış, dut, getir, dağil mi. Kimsenin gapısına gidip haber ağnatma, miting az oldu de mintiği de bağenme, eşşeğen s..i!”

Ağzı bozuktur Kader’in… Zaten mektubu da küft kürün geçtiği ilk yere kadar, kızına yazdırır. İlk küfürde kızı mektubu yazmayı bırakır. Kader kendisi devam eder: “Gız, galemi attı elinden. İşallah yazımı okursun. Kufür yazılırmıymış mektuba diye bağa gızıyo. Gızım, Guzün ablaya kufür etmiyom diyom, bağa ne, ben yazmam diyo, çocuk işte… Yazımın gusuruna galma.”

“İşallah gafanı şişirmiyom” diye diye, derdini anlatana kadar, yaşamını özetler Kader Güzin Abla’ya. Öykünün sonunda, derdinin ne olduğu anlaşılacaktır. İşinden memnundur Kader, ama sendika sigortasını yapmamakta ya da yapamamaktadır. Sendika genel merkezinin, “Şubenin üye sayısı artınca sigortan yapılacak” sözünden ötürü, öğretmenlerin sendikaya üye olması için her gün dua eden Kader, duanın tutmadığını gördüğünde Güzin Abla’ya mektup yazar ve Güzin Abla’nın sendika genel merkezinden ricada bulunmasını ister: “Gurban oluyum yörütmeye mektup salmayı unutma. Sikortamı yaptıranaca yakalarını bırakma. Pul parası neyi salarım ben. İpini gendim alır, sağa nakışlı çorap örer salarım. Başını ağrıttım, gusuruma galma. Ellerinden öperim. Rumuz; Gadersiz Gader”

**

‘Gader’in mektubu’ Evrensel Basım Yayın’ın ikinci baskısını yaptığı Elif Çınar’ın Bahar Dalı isimli kitabındaki öykülerden sadece biri. “Zaten öyküyü özetledin, okumaya gerek kalmadı” demeyin. Bahar Dalı’ndaki öyküler, Amerikan filmleri gibi, finaliyle etkilemiyor. Emekçilerin ‘sıradan’ diye küçümsenen yaşamlarındaki ayrıntıların her biri gibi bütününde ve satır aralarında sarsıyor; ‘okuturken düşündürüyor!’

Kitabın önsözünde, Yusuf Eradam, Elif Çınar’ın öyküleri için, “sağlam pabuçtur, bundan emin olun” diyor: “İçtenliksiz tek satır bulamazsınız. Öyle İstiklal ’de yürürken ayağınızdan fırt diye çıkacak iskarpinlerden değil, yürüdükçe ayağınızın şeklini alan, ömür boyu atamayacağınız köselesi el emeği göz nuru kunduralardır onun öyküleri.”

Bana da başkası önerdi; ‘emekçileri okumak’ isteyenler için Bahar Dalı, referansı sağlam bir kitap. Metroda, otobüste, tramvayda, vapurda; okuması iki-üç gün almaz, öneririm…

* 14 Eylül 2014 tarihinde Evrensel Gazetesi'nde yayınlanan kitap tanıtım yazısı