Melih Aşık’ın deyimiyle “süper baskın seçim”e şaşırdık mı? Hayır. Ancak şunu ekleyebilirim kendi payıma; erken seçimi kesinlikle bekliyordum ama 2018 sonbaharında. Dolayısıyla 24 Haziran tarihindeki seçim “erken seçim” değil, bir “süper baskın seçim” oldu. Seçim literatürümüze yeni bir kavram daha girmiş oldu.

“ERKEN SEÇİM GELİYOR” DEMİŞTİM

Şaşırmadığımın kanıtı, tam dört ay dört gün önce, 14 Aralık 2017’de Odatv’de kaleme aldığım “Erken Seçim Geliyor” başlıklı analiz. Tabii bu analizi yaparken sadece düz okuyucuları değil, ana muhalefet ve muhalefetteki siyasi partilerin yetkililerinin dikkatini çekmek için de yapmıştım. Ne kadar dikkate aldılar? Takdir kamuoyunun…

Neler demişim söz konusu analizde, önemli paragrafların altını çizip hatırlayalım:

- “Tayyip Erdoğan içeriye oynuyor, seçime oynuyor. Dışarıya çıkışlarının altında seçmen tabanını kilitlemek de yatıyor. ‘Atatürkçülük’ yöneliminin altında yatan da yüzde 50’yi bulma kaygısıdır.”

-“Söz konusu üç araştırmanın kabaca ortalamasına baktığımızda şu tablo belirmektedir: Ak Parti-MHP Cumhurbaşkanlığı Sistemi Bloku: Yaklaşık yüzde 48,5. CHP-İyi Parti-HDP’den Oluşan Parlamenter Sistem Bloku: Yaklaşık yüzde 48,5.Üç araştırmanın ortaya koyduğu tablo, iki blokun referandum sürecindeki dengesinin aşağı yukarı devam ettiğini göstermektedir. Ortadaki diğer partilere dağılan yüzde 3’lük seçmenin tercihi bu noktada büyük önem taşımaktadır.”

-“O zaman şunu söylemek mümkün gözüküyor: Cumhurbaşkanlığı sistemi bloku bugünkünden daha aşağıya iner ama yukarı çıkamaz.Buna karşılık parlamenter sistem blokunun handikapı da şu: İlk turda Erdoğan seçilemeyecek ama ikinci turda, hatta öncesinde prensip olarak muhalefet arasında anlaşabilecek mi? Anlaşsa da tabanını anlaşma doğrultusunda konsolide edebilecek mi? Bu bağlamda 1,2 milyon civarındaki genç ilk seçmen de çok önemli bir kitleyi oluşturmaktadır. Bu özel alana dönük özel çalışmayı yapmak önem taşıyor.”

-“Genel olarak seçmenin yüzde 70’inin ne yönde oy kullanacağı aşağı yukarı sabit. Yüzde 30’u ise kararını seçim sath-ı mailine girildiğinde netleştirecek. Bunların da yarısı sandığa gidiyor normalde, yarısı gitmiyor. Yani, oy kullanma oranı normalde yüzde 85 civarında. Acaba bu kez sandığa gitmeyenlerin bir kısmı kutuplaşmaya tepki olarak İyi Parti’ye doğru hareketlenip sandığa gider mi? ‘Neden olmasın?’ diyorum bu soruya yanıt olarak.”

-“Hep söylüyorum; CHP’nin de mutlaka bir hamle yapması gerekiyor. Seçmen tabanını konsolide ettiği gibi bir parça ilave oy alması için ev ödevini atlamaması gerekiyor. Ortaya iddia koyması gerekiyor. Cumhurbaşkanı adayının da ötesinde kendisini rektifiye ederek, adam akıllı sorgulayarak şimdiye kadar yapmadıklarını denemesi gerekiyor. ‘2011’den bu yana ne yaptık da ileriye doğru yürüyemedik, üstelik az da olsa kaybımız oldu?’ sorusu ve buna verilecek yanıt hayatidir. CHP’nin doğru yanıtı bulup yeniden çoğulcu parlamenter demokratik sisteme dönme mücadelesinin öncü rolüne soyunması gerekiyor. Bu kadar dökülen, yönetemeyen, ülkemizi badireden badireye sürükleyen bir iktidara alternatif oluşturamamak da affedilmez bir hata olarak tarihe kaydolur. Bu sorumlulukla meseleye yaklaşılmalıdır. Türkiye’nin bir beş yıl daha kaybedecek lüksü yoktur.”

-“Erdoğan’ın seçim kanunu ve siyasi partiler kanunu üzerindeki taslak çalışmalarının özü, “ben bu seçimden nasıl çıkabilirim?” üzerine. Ama artık bütün bunlar nafile! Yeter ki muhalefet hata yapmasın. Erdoğan’a asla hak etmediği bir beş yıl daha verip Türkiye’nin daha da çıkmaza girmesine seyirci kalmasın.”

-“Şu notu da düşmek gerek: Erdoğan, bu kez ilk defa erken seçime yeşil ışık yakabilir ki, göstergeler o doğrultuda. Bütçeden ve yılbaşından sonra gelişmelerin hızı baş döndürecek. Kahin olmak gerekmiyor bunu görmek için, öyle gözüküyor.”

XXX

Evet, henüz ittifak siyasi partiler yasasına girmemişken, Dr. Bahçeli’nin ittifak ve Erdoğan’ın ortak aday önerisi gelmemişken söz konusu analizin son paragrafında ne demişim; “Erdoğan, bu kez ilk defa erken seçime yeşil ışık yakabilir ki, göstergeler o doğrultuda. Bütçeden ve yılbaşından sonra gelişmelerin hızı baş döndürecek. Kahin olmak gerekmiyor bunu görmek için, öyle gözüküyor.”

DR. BAHÇELİ ÖNEMLİ BİR DÖNEMEÇTE YİNE ROL ÇALDI

Sonunda İktidar blokunun koltuk değneği MHP genel başkanı Dr. Bahçeli daha önce birkaç kez yaptığı gibi ön aldı ve “beka” gerekçesiyle “26 Ağustos’ta baskın seçim” dedi! Ak Parti Genel Başkanı-Cumhurbaşkanı Erdoğan ise bu çıkışa “24 Haziran’da süper baskın seçim” karşılığını verdi.

Oysa 16 Nisan 2017’deki referandumla yürürlüğe giren Anayasa değişikliğine göre Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerinin tarihi 3 Kasım 2019’du! Demek ki seçimler normal tarihinden tam 16 ay önce ve “süper baskın” olarak gündeme getirilmiş oluyor. 68 yılı bulan çok partili dönemde eşine rastlanmayan bir kararla tek başına mecliste elinde çoğunluğu tutan, istediği yasayı çıkarabilen, cumhurbaşkanlığı koltuğunu da uhdesinde bulunduran16 yıllık bir iktidar ne oldu da seçimleri kendince erkene -muhalefet açısından süper baskın- alıyor? Şimdiye kadar Erdoğan liderliğindeki Ak Parti hiç erken seçime başvurmadı. Hatta Erdoğan’ın erken seçime yüz vermeyen net sözleri çoktur. Bu bağlamda ne oldu da Ak Parti Genel Başkanı-Cumhurbaşkanı Erdoğan adeta tükürdüğünü yaladı?

GİZLİ AJANDANIN GEREĞİ OLAN ACELE İŞLER

Konuya girmeden önce ajandadaki süper baskın seçimin gereği olarak Doğan Grubu’nun nasıl alelacele “Er-Doğan Grubu”na dönüştüğünü de hatırlayalım. Sadece o değil; OHAL’in uzatılmasını ve böylelikle seçimlerin OHAL’le yapılmasının da önünün açılmasını da hatırlayalım.

Dahası var; bendenizin söz konusu dört ay dört gün önceki analizinden sonra hatırlamamız gereken birkaç “ayrıntı” daha var: Erdoğan, partisinin kongreleri için il il dolaştı, hatta Başbakan Yıldırım’ı da ilçe ilçe dolaştırdı, il gençlik kolu, kadın kolu kongrelerine kadar gittiler. Bunun anlamı, örgütlerini seçime hazırlamak; kanatlarını açmak, reflekslerini geliştirmekti. Keza, Erdoğan parti örgütleri ve yerel yönetimler için “metal yorgunluğu” eleştirisi getirerek kamuoyunda bunu giderdiği izlenimi oluşturmak istedi; bir çeşit “bağırsak temizliği” görüntüsü vermek istedi. Son olarak da Erdoğan, çok su alan MHP gemisini edebildiği kadar her türlü imkanını kullanarak rektifiye etmeye çalıştı.

ERDOĞAN TÜKÜRDÜĞÜNÜ NEDEN YALAMAK ZORUNDA KALDI?

Şimdi Erdoğan’ın neden “tükürdüğünü yaladığına” gelebiliriz…

Birincisi, Erdoğan muhalefetin cumhurbaşkanlığı seçimi için optimal bir aday çıkarmasının, rasyonel bir ilk tur ve ikinci tur yönelimine girmesinin önünü kesmek istedi. Bu bağlamda rakiplerini zamansız ve hazırlıksız yakalamak istedi.

İkincisi, İyi Parti etkeni. 24 Haziran tarihinin İyi Parti’yi seçime sokmama ve Meral Akşener’i böylelikle doğrudan aday olamama ve ancak 100 bin imzayla aday olabilme doğrultusunda sıkıştırmakla bir ilgisi olmadığını düşünmek için saf olmak gerekir (26 Ağustos ve 24 Haziran tarihlerinin ortaya atılmasının da bir danışıklı döğüş olduğunu açık; MHP değil, Ak Parti kesmiş olacak güya İyi Parti’nin önünü).

Üçüncüsü, Saadet Partisi etkeni. İktidar, SP’yi yanına çekemeyince rahatsız oldu. Karamollaoğlu da bayağı rahatsız ediyordu doğrusu Ak Parti’yi ve başındaki Erdoğan’ı. Hatta, Erdoğan SP’yi Kurtulmuş eliyle yaptığı gibi bir kez daha bölmek için Fatih Erbakan kozuna bile başvuracak noktaya gelmişti.

Dördüncüsü, ekonomik gidişat. Ekonomi alarm veriyor, faizler yükseliyor (Cumhurbaşkanı kendi memuru eliyle yükseltiyor hem de karşıymış gibi esip gürlüyor!), enflasyon artıyor ve yüzde 15’e doğru evriliyor en iyimser yaklaşımla (Enflasyonu düşük göstermek için de sepette numaralar çevriliyor), dolar artık 4 TL, Euoro ise 5 TL’nin altına inmeyecek gözüküyor. Dar gelirli perişan; sosyal yadımlarla nereye kadar? Yama tutmuyor. Orta halliler gittikçe alta doğru kayıyor. İktidar zenginleri daha zengin, orta halliler ve alt gelir grupları ise daha fakirleşiyor. İzlenen dış politika ve Orta Doğu’da atılan yanlış adımlardan dolayı ihracat olanakları azaldı ve inşaat sektöründe oluşan balon da patlamaya başladı. İnşaat da içinde olmak üzere farklı sektörlerdeki önemli holdinglerde de çatırdamalar başladı. Bu tablo iktidarı ürkütüyor.

İktidar Bloku’nun, başka bir deyimle “cumhurun bir kısmının blokunun” süper baskın seçime bir gerekçesi de 16 Nisan’dan sonraki fiili durumla 2019 Kasım’a kadar gidilmeyeceği, yani bir yönetim krizinin olduğunun itirafıydı.

18 NİSAN 2018’DE İKİ BLOKTA TABLO

Özetlersek, “Başkanlık sistemi bloku”nda tablo şimdi şöyle: “Cumhurun bir kısmının” ittifakı tamam. Adayı tamam. Medya operasyonu tamam.  

Ya “parlamenter demokratik sistem bloku” ne alemde? Zamansız ve hazırlıksız bir süper baskın seçime yakalanan bu blokta İyi Parti’nin durumu oldukça flu. 24 Haziran tarihi hiç de iyiye alamet değil. Muhalefet sandıkta hile bekliyordu ama daha sandığa gitmeden bu kadarını da beklemiyordu! Bu blokta henüz aday belli değil; ilk tura nasıl gidilecek, ikinci turda nasıl olacak?.. Soru çok. CHP’nin cumhurbaşkanı adayının kim olacağı, nasıl belirleneceği henüz bir soru işareti. Keza milletvekili adaylarının nasıl belirleneceği de.

Erdağan’ın süper baskın seçimden muradı, muhalif seçmenin daha seçime gitmeden gardını düşürmek… Zihinlere operasyon yapmak… Sandığa küstürmek… (Buna algı oluşturmaya dayalı “psikolojik harp” deniliyor) Böylelikle ilk turda “işi bitirmek”.

CUMHURİYETÇİ MUHALEFETİN VE ÖZELLİKLE CHP’NİN TARİHSEL GÖREVİ

İşte bu noktada muhalefete, başta CHP’ye çok büyük bir görev düşüyor; memleketin, milletin ümidini canlı tutmak ve sandığa kadar bu ümidin güçlenmesini sağlamak… Yılmadan en geniş seçmen yığınlarını kucaklamak… Bir büyük şemsiye açmak… Milletin yeniden parlamenter demokratik sistem için sandığa tıpış tıpış değil coşkuyla gitmesini sağlayacak bir adayı en geniş mutabakatla ve mutlaka sağlıklı bir kamuoyu yoklamasıyla pekiştirerek belirlemek. İktidarın algı operasyonlarını, psikolojik harp taktiklerini boşa çıkarmak… CHP bu noktada genel milletvekili seçimi de eş zamanlı yapılacağı için listelerini en güvenilir, en karakterli, en çalışkan, en donanımlı isimlerden oluşturmak durumundadır. Yöntem zaman dar olduğu için en doğrusu olmayabilir ama isimler en doğrusu olmalıdır. Lamı cimi yok, kesinlikle en doğrusu…

Atatürk Türkiyesi’nin potansiyelini, gücünü, imkanlarını sandığa taşıyacak olan muhalefet yenilmez! Mesele, bu gücü, imkanı, potansiyeli sandığa yansıtmakta. Mesele yürekte. Mesele samimiyette. Mesele seçmeni coşkuyla sandığa sel gibi akıtacak ve oy kullanma oranını yüzde 95’lere çekecek pırlanta gibi bir adayı bulup çıkarmakta. Hatta altın gibi yardımcılarını da.

Ak Parti’ye bir beş yıl daha vermemek, 2023 hedefini kursağında bırakmak muhalefetin elinde. Tabii elini iyi, doğru kullanabilirse…

Odatv.com