Aysel Çelikel gerici eğitime tepki gösterdi

LABEP, Eğitim ve Gelecek panelinin üçüncüsünü İzmir’de yaptı. Panelde laik ve bilimsel eğitim mücadelesinin Türkiye’nin sınır ve zeminini de oluşturacağından toplumsal bir mücadele olması gerektiği belirtildi

EĞİTİM 09.10.2017, 11:31
Aysel Çelikel gerici eğitime tepki gösterdi

Laik ve Bilimsel Eğitim Platformu (LABEP), altı şehir için hazırladığı Eğitim ve Gelecek başlıklı panelin üçüncüsünü İzmir’de, Konak Belediyesi Dr. Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi’nde çok sayıda sivil toplum kuruluşunun temsilci ile üyelerinin yanı sıra eğitimciler, öğrenciler, İzmirlilerin katılımıyla gerçekleştirdi. Eğitimin öncelikli sorunlarının anlatıldığı ve çözüm önerilerinin sunulduğu panelde kültür merkezi salonu tamamen doldu, bazı kişiler paneli ayakta dinledi. LABEP sözcüsü ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Aysel Çelikel yaptığı açılış konuşmasında, eğitime yapılan tahribatın topluma yapılmış bir kötülük olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Cumhuriyetin laik, bilimsel, ulusal, demokratik eşitlikçi ilkeleri terk ediliyor. Çocuklarımız gelişmiş dünyayla rekabet edemeyen, kalitesiz, bireysel, toplumsal ve ekonomik yararı olmayan, ezberci bir eğitim almaktadır. Ezberci eğitim felakete götürür. Çocuklarımızın okul öncesinden başlayarak her eğitim kademesinde dinsel bilgi ve inanç sistemine yönlendirilmeleri, bu kuralların öğrencilere başat renk olarak öğretilmesi, toplumu her gün evrensel kural ve bilgilerden uzaklaştırıyor.”

BİLİMSEL VE ÇAĞDAŞ YAKLAŞIM

Yapılması gerekenin bilimsel ve çağdaş yaklaşımı ön planda tutmak olduğunu belirten Aysel Çelikel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi eğitimde eşit fırsattan küçük bir grup yararlanıyor. Yalnız çocukları okula giden veliler değil, bütün toplumun bunun bilincinde olarak mücadele etmesi gerekiyor. Bu nedenle bazı meselelere LABEP olarak ‘Hayır’ diyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) bilimsel gerçeklerden uzak, dindar ve kindar nesil yetiştirmelerine, Atatürk ve cumhuriyeti unutturmaya yönelik müfredatına ‘Hayır’ diyoruz. Yine MEB’in eğitimi, cemaat ve tarikatlara havale etmesine ve biat kültürünü dayatmasına ‘Hayır’ diyoruz. Adı proje okulu konulan yüz akımız başarılı liselerimizin, başarısızlığa gitmesini kabul etmiyor ‘Hayır” diyoruz. Okullarımızın sürekli olarak imam hatip ortaokul ve lisesine dönüştürülmesine, düz liselerin kapatılarak öğrencilerin imam hatip liselerine gitmek mecburiyetinde bırakılmasına ‘Hayır’ diyoruz. Eleştirel düşüncenin yerine ezberci ve dogmatik eğitimin uygulanmasına, siyasal iktidarın öğrencilerin geleceklerini karartmasına, adaletsiz, eşitlikçi olmayan, ayrıştırıcı sonuçlar doğuran sınav sistemine ‘Hayır’ diyoruz.”

AKIL VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ

Etkinliğin konuk konuşmacısı gazeteci-yazar Merdan Yanardağ, yapılması gerekenin kültürel, ideolojik bir mücadele olduğunu belirterek, “Siyasal mücadelenin belirleyeni budur” dedi. Merdan Yanardağ, verdiği örneklerle de Türkiye’de insanların sınıfsal konumlarıyla seçmen davranışı arasındaki pozitif ilişkinin koptuğuna dikkat çekerek, “Bir insan yoksulsa, eziliyorsa sol ya da muhalif, cumhuriyetçi bir partiye oy vermiyor. Kendi celladına, efendisine oy vermeye devam ediyor. Bunun sebebi de özgür bir akla ve vicdana sahip olmamasıdır. Bu nedenle bilinciyle, aklıyla değil inancıyla oy veriyor. Laiklik; insan aklının ve vicdanın özgürleşmesi demektir. Aysel hocamın dediği gibi, ezberci eğitim felakete götürür. Bugün İslam diye dayatılan, emevi İslamıdır. Yani İslam’da ortaçağı başlatan, akıl kapısını kapatan, itaatlere dayalı, İslam’ı camiye, oruca, ritüellere hapseden dar muaviye islamıdır. Bu Anadolu İslamı’na uymaz” dedi. IŞİD liderinin birçok video konuşmasını Türkçe’ye çevirterek sabırla dinlediğini belirten Merdan Yanardağ, “IŞİD’in medreselerdeki eğitimiyle, şu zamandaki imam hatip eğitiminin referansları aynıdır. Tele 1’de bu konu ile ilgili bir program yaptık. Bekledim ki Milli Eğitim ‘Olur mu böyle şey?’ diye bir açıklama göndersin. Gönderilmedi. Yani bu durumu örtülü bir şekilde kabullenmiş oldular. Batı, İbn Rüşd’ün yolunda, Doğu da İmam Gazali’nin yolundan gitti. İslam dünyasının sefaletinin temelinde bu yatar. Bu ülkeyi kan gölü olmaktan kurtaracak tek şey cumhuriyet devrimi ile gerçekleştirdiğimiz laikliktir” diye konuştu.

LABEP ALTI İLDE

Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) Genel Başkanı Prof. Dr. Kemal Kocabaş’ın yönettiği panelde Projeniz Değiliz İnisiyatifi’nden Hülya Şen, Eğitim-İş Temsilcisi, tarih bölümü öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Oktay Gökdemir, YKKED GYK Üyesi Dr. Semiha Özalp Günal, Eğitim-Sen MYK Üyesi Özgür Bozdoğan konuştu. Panelistlerden önce konuşan Prof. Dr. Kemal Kocabaş, aydınlanmanın kişinin kendi aklını kullanmaya cürek etmesi olduğunu belirterek, “Mustafa Kemal Atatürk 1923’de ‘Ben, manevi miras olarak hiçbir âyet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır” diyor. Ancak 2017’de başka referanslara sahip çıkılıyor. Oysaki cumhuriyetin kurucu kadrolarının eğitim felsefeleri, kamucu, demokratik, laik, karma, bilimsel, fikri hür, irfanı hür kuşaklar yetiştirmeyi temel almış eğitim politikalarıydı” dedi. Kemal Kocabaş, köy enstitülerinin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç’un eğitim anlayışına değinip bu alanda emek veren Hasan Ali Yücel ve diğer tüm köy enstitüsü mezunlarını da saygıyla anarak LABEP’in birçok sivil toplum kuruluşunun işbirliğiyle gerçekleştirdiği çalışmalarını anlattı. İlk buluşmada, öğrenci yurdu yangınında yanarak ölen ailelerin acılarını paylaşmak ve sosyal devlet olmanın gereğini anımsatmak için yedi, sekiz otobüsle Aladağ’a gittiklerini belirten Kemal Kocabaş, “Tarikat ve cemaatlerin okullardan, yurtlardan dışarı çıkarılmasını gerektiğini vurguladık” dedi. Kemal Kocabaş, “LABEP olarak Türkiye’nin altı ilinde eğitim toplantısı yapma kararı aldık. İlkini İstanbul’da, ikincisini Bursa’da yaptık, şimdi de İzmir’deyiz. Ankara, Eskişehir ve Adana’da toplantılarımızı sürdüreceğiz” diyerek Türkiye’nin durumunu ortaya koyan OECD raporlarını paylaştı.

ÇOCUĞUN OKULDAKİ HAKLARI

Panelin ilk konuşmacısı Projeniz Değiliz İnisiyatifi’nden Hülya Şen, okullara gelen birtakım kurum ve kişilerin kitap dağıtma, konferans, öğrencileri bir yere götürme gibi keyfi uygulamalarını anlattı. Hülya Şen, hukuksal bir yolda bu uygulmalara karşı mücadele edilebileceğine dikkat çekerek, LABEP’in panele gelen dinleyicilere dağıtılan Bilimsel-Laik Eğitim İçin Veli El Kitabı’ndaki dilekçe örneğiyle karşı konulabileceğini söyledi. Özel okula giden çocukların da bu durumlarla karşılaştığına dikkat çeken Hülya Şen, “Okul aile birliklerinde yer alarak okulumuzu denetleyebilir, söz söyleyebilir, karar alabiliriz. Her okulda bilimsel-laik eğitim için bir kişi görev almalıdır. Böylelikle keyfi uygulamalara hukuksal olarak dava açabilecek altyapıyı oluşturmuş oluruz. Gönüllü hukukçulardan oluşan hazırlıklı bir ekibimiz de var. Bunu başarabilirsek, domino etkisiyle eğitimdeki pek çok sorunu çözebiliriz. Sayısal ve sosyal bilimlere yönelik seçmeli dersler için talepte bulunmalıyız. Cemaatlere, tarikatlara karşı dikkatli olmalıyız, okullarda etkinliklerine izin vermemeliyiz. Değişen müfredat doğrultusunda ders kitaplarını kontrol etmeliyiz, yanlışları tespit edip paylaşmalıyız. Belirli gün ve haftalarda yapılacak etkinliklerin içeriklerini öğrenmeliyiz. Her şeyden önce çocuğumuzun okulda haklarının ne olduğunu bilmeliyiz” dedi.

21. YÜZYILIN ÇAĞDAŞ TÜRKİYESİ

Eğitim-İş Temsilcisi, tarih bölümü öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Oktay Gökdemir ise, eski sistemin değerleri üzerine bir mücadele inşa edilemeyeceğini söyledi. Oktay Gökdemir, “Mustafa Kemal’i referans alarak, devrimcilik ilkesinden hareket ederek 21’nci yüzyılın çağdaş Türkiyesi’ni oluşturacak değerler ortaya koymalıyız. Benim babam köyde sığırtmaçmış. Cumhuriyet onu alıp Savaştepe Köy Enstitüsü’ne götürüp öğretmen yapmış. Bu devrimci tavır ve heyecan olmasaydı babam köyde sığırtmaç olarak kalacaktı. Ben de muhtemelen bugün sizlerle olmayacaktım. İşte biz, o cumhuriyetten geri kaldık. Biz 19’uncu yüzyılın pozitivist bilim felsefesinin ortaya koyduğu değerlerle, 21’nci yüzyılda kendimize bir yön çizemeyiz. Düşünme zihniyetlerini değiştirmemiz lazım. Bu değişikliği yaparken de aydınlanma değerlerine, o değerlerin ortaya koymuş olduğu eleştirelliğe, akılcılığa vurgu yaparak 21’nci yüzyılda nereye gitmemiz gerektiğini insanlarla paylaşmamız lazım. Projelerimizi insanlara anlatmalıyız” diye konuştu. Sosyal Bilgiler müfredatı hakkında da konuşan Oktay Gökdemir, şöyle dedi: “Bu müfredat her şeyden önce cinsiyetçi. Değerler eğitimi altında vermek istediği temel yaklaşımlar, muhafazakar değerlerdir. Ensar Vakfı’ndan bir kişi Talim Tarbiye Kurulu’nun başına getirildi. Tamamı düşünen, sorgulayan, 21’nci yüzyılda hayal dünyasını geliştirecek projeler ancak siyasal iktidarlarla geliştirilir.”

FELSEFEYİ YASAKLIYORUZ

Kadınların kamusal hayata girmemesi gerektiği düşüncesini oluşturan çok sayıda yanlış bilginin tarih ders kitaplarında yer aldığını belirten Oktay Gökdemir, “Olayları, olguları düşünümsel bir şekilde ortaya koyup öğrencinin fikir dünyasını açmak yerine, tarih ve sosyal bilgiler dersinde temel amaç; hayatın, geçmişin de ezberlenmesi. Geçmişte de bugün de ezberi ölçüyoruz. Ancak şimdi ezberi bile ölçemiyoruz. ÖSYM diye bir şey kalmadı. Sınav sistemleri sürekli değişiyor. Bir standardımız yok. Bilgiyi ölçmüyoruz. Düşünmeyi, sorgulamayı, yeni bilgilere ulaşmayı, sentezlemeyi umursamıyor, 21’nci yüzyılı bu yollarla anlamlandırmıyoruz. Fransa’dan örnek vereyim. Orada çoktan seçmeli sorular yok. Liseyi bitirirken tek soru soruluyor; ‘felsefe niçin gereklidir?’. Bu soruyu cevaplayan mezun oluyor. Biz ne yapıyoruz felsefeyi yasaklıyoruz. 50 ya da 70 yıl sonra dünyanın kaynakları tükeneceğinden terk edilecek. Mars’a, başka gezegenlere yatırım yapılıyor. Bu mantıkla biz o zaman, dünya ile ay arasında dolmuşçuluk yapacağız. Çünkü itiraz etmiyoruz.”

TOPLUMSAL BARIŞ VE ULUSAL BİRLİK

YKKED GYK Üyesi Dr. Semiha Özalp Günal, Türkiye’de ne oluyorsa kapitalizmle, sınıfsal yapıyla, emperyalizmle ilgili olduğunu söyledi. Semiha Özalp Günal, “İnançlar, geleneksel bilgiler, bilimsel bilgi yerine geçiyor. Artık okullarımızla bunlar eşdeğerdir. Her ne kadar müfredatlarımız kötü olsa da 30, 40 yıl önce bu ülkeyi yıkacak kadar laiklikten, bilimsellikten uzak insanlar yoktu. Cumhuriyetin toplumsal barış ve ulusal birlik ilkelerini de kaybediyoruz. MEB, bütün enerjisini eğitimi, okulları dinselleştirmeye ayırıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı beş ilde okul öncesinde dört ve altı yaş için ücretsiz kuran kursları başlattı. Bu kursları verenler de formasyona sahip değiller. Ücret karşılığı bu işi yapıyorlar” dedi. Yapılan araştırmalara değinen Semiha Özalp Günal, kadın cinayetlerine, imam hatipte okuyan öğrenci sayıları gibi birçok konuya değinerek, “Dinle değil bilimle öğrenim görmemiz gerekir. Bilimsellikle bağdaşmayan eğitimlere son verilmeli” diye konuşmasını bitirdi.

LAİKLİK PİYASALLAŞTIRILIYOR

Eğitim-Sen MYK Üyesi Özgür Bozdoğan da, siyasi iktidar tarafından devletin tüm kurum ve aygıtlarının, tüm mekanizma ile olanaklarının kullanılarak yeni bir rejim inşa edildiğini belirterek, şunları söyledi: “Bu inşa sürecinin en kritik aracı eğitimdir. Eğitim burada kurucu bir görev yapıyor. Bugün laik ve bilimsel eğitim, sadece eğitimle ilgili bir mücadele değil. Nasıl bir Türkiye’de yaşayacağımızı ve o Türkiye’nin sınırlarını ve zeminini de oluşturan bir mücadeledir. Bu nedenle laik ve bilimsel eğitim sadece öğretmenlerin, öğrencilerin, velilerin mücadelesi değil tüm toplumun ortaklaşa yürütmesi gereken bir mücadeledir. Piyasacı ve gerici eğitim bugün birbirini destekliyor. Neredeyse MEB’in kamu okullarından daha fazla özel okulların açıldığı bir dönemden geçiyoruz. Neden özel okullar açılıyor? Laiklikle kaygısı olan veliler bu okullara yöneliyor. Siyasi iktidar her şeyi piyasallaştırdığı gibi laikliği de piyasallaştırıyor ve alınıp satılır hale getiriyor. Tüm liselere Anadolu ibaresi geldi ve öğrenciler imam hatip liselerine, meslek liselerine gitmeye zorlandı çünkü düz liseler kapandı. Anadolu öğretmen liseleri kapatıldı. Pansiyonlu yani yoksul aile çocuklarının kalacağı yerler şimdi imam hatip okulları ya da tarikat yerleri. Yaz döneminde halk eğitim merkezlerindeki öğretmenlerin norm kadroları değiştirildi ve halk oyunları yasaklandı. Temmuz’da Ensar Vakfı ile protokol yapıldı. Türkiye genelindeki 20 milyon örgün eğitim ve yaygın eğitimdeki tüm öğrencileri kapsayan sınırları ve denetimi olmayan bir protokol yapıldı. Buralarda Ensar Vakfı faaliyet gösterecek.” TEOG’un kaldırılmasının da öğrencileri imam hatip liselerine yönlendirmek olduğuna dikkat çeken Özgür Bozdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çünkü o yaşta o öğretim programıyla LYS’ye yerleşme oranları ortada. Yapılmak istenen imam hatip liselerine gitmeyi sağlayan bir sınav sistemi ortaya koymaktır. Yapılabilecek mi? Yapamayacaklar, mümkün değil. İlkokul ikinci ve üçüncü sınıftaki serbest zamanın da kuran kursu ile geçirilmesi protokolü 27 Ekim 2017’de kabul edildi. Bu protokolun ilk olarak uygulanacağı Bolu’da 8 Ekim Pazartesi günü faaliyetlerimiz olacak. Proje okulları, içerikleri boşaltılması için hedef halindedir. Buna toplum olarak karşı çıkmalıyız. Mülakatla alınan öğretmenler, sözleşmeli istihdam edilecek. Bu da bir baskı aracı olarak kullanılacak. Öğretmen örgütlenmelerinin önü tıkanacak. Her gün MEB ile ilgili bir düzenleme yapılıyor. Çıkan yönetmelik ve yasalar için, ilgili kişi ve kurumların görüşleri alınmıyor. Bu alanda her kesimde toplumda duyarlılık oluşturmalıyız. İmam hatip liseleri, siyasi iktidarın aracı olmaktan çıkarılmalıdır. Bu mücadeleyi kazanabilir miyiz? Eğitim alanı; bizlerin meşru olduğu, haklı olduğu, neredeyse yüze 99’u temsil ettiğimiz bir alandır. Yoksulluğu bir kader gibi yaşanması gereken gerçeklik olarak tüm topluma kabul ettirmeye çalışan, bu nedenle de ‘herkes kendi mahallesindeki okula gitsin’ diyen bir iktidara karşı laik, bilmsel, kamusal eğitimi, okulları savunmak bizler için görevdir. Bu kadar haklı, bu kadar meşru, bu kadar çokken de kazanmamız kesindir.”

DEVLETİMİZ YURT YAPABİLİR

Başka bir etkinlikte bulunması nedeniyle panelin sonuna doğru dinleyici olarak gelen Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri İzmir Milletvekili Prof. Dr. Kamil Okyay Sındır da konuşma yapması için sahneye davet edildi. Kamil Okyay Sındır, eğitimin toplum için en temel öge olduğunu belirterek, “Belediye başkanlığından üniversitedeki görevime döndüğümde eğitimdeki protokolü gördüm ve tüylerim diken diken oldu. Az önce konuşmacılar da anlattı, o günden bugüne eğitim sisteminde çocuklarımızın nereye yönlendirilmek istendiğini görüyoruz. Üç çocuğu olan bir ailenin eğitim masraflarını düşündüğümüzde, eğitimde fırsat eşitliğinin ne kadar önemli olduğu fark ediliyor. Üniversitelerde özellikle yurt sorunu var. Devletimiz, Başbakanlık TOKİ, rahatlıkla yurt yapabilecekken, kasıtlı olarak yapmayıp öğrencileri tarikat ve vakıfların kucağına itiyor. Bilimsel ve laik, Atatürk milliyetçiliğine bağlı bir eğitimin, sorgulayan, sentezleyen, analitik düşünen, düşünce üreten gençlerin yetiştirilmesi için müfredatın çok önemli olduğunu belirtiyoruz. Partimiz de bu konuda ciddi bir çalışma yapmıştır, raporlarını iletmiştir” diye konuştu.

2019 seçimlerine kadar bilimsel, laik eğitimin tekrar uygulanır hale gelmesi için mücadele edilmesi gerektiğinin vurgulandığı, sorunların yanı sıra çözüm önerilerinin de sunulduğu panel sonrasında, sivil toplum kuruluşları başkanları ve eğitimciler, veliler söz aldı.

Yorumlar (0)
Günün Karikatürü Tümü
banner96
banner178
25°
açık
Anket Tümü
'Yeni normal'e geçişi erken buluyor musunuz?