İZ GAZETE- Eğitim Sen, 15 Temmuz 2016 sonra ihraç edilen KESK üyeleri için yaptığı oturma eyleminde 183. haftaya geldi. Karşıyaka İskelesi önünde gerçekleştirilen eylemde, Eğitim-Sen üyelerinin yanı sıra KESK üyeleri de yer aldı. Eğitim-Sen adına basın açıklamasını Eğitim-Sen Üniversiteler Şube Başkanı Ümit Akıncı okudu. Kesk adına basın açıklamasını ise KESK İzmir Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Veysel Beyazadam yaptı.

KESK: 'SENDİKAL FAALİYET SUÇ DEĞİLDİR'

KESK tarafından yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

"İktidar, uzun süredir siyasallaşan yargı ve kendisine bağlı emniyet güçleri aracılığıyla, karşısında tehdit olarak gördüğü herkesi, her kurumu hedef haline getirmeyi ve itibarsızlaştırmayı temel politika olarak benimsemiştir.

Sırf iktidar politikalarına ters düştüğü için çerçevesi Anayasa, yasalar ve uluslararası sözleşmelerle çizilmiş olan sendikal eylem ve faaliyetler, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamındaki sosyal medya paylaşımları sık sık soruşturma konusu yapılmaktadır.

Bu şekilde temel insan hakları yok sayılarak KESK’e bağlı sendikaların üye ve yöneticilerine yönelik olarak sayısız soruşturma, sürgün, gözaltı ve tutuklama gerçekleştirilmiştir. Bağlı sendikalarımızın yönetici ve üyelerinin işyerlerinde ve alanlarda engelleyemedikleri mücadelesini yıpratmayı hedefleyenler, bu mücadelenin önünü kesmek için emniyetiyle, yargısıyla el ele vererek elindeki bütün olanakları kullanmaktadır.

Üye ve yöneticilerimizi sendikal faaliyetleri nedeniyle suçlu gösterme gayreti içinde olanlar, sendikaların nasıl kurumlar olduğunu ve nasıl işlediğini çok iyi bilmelerine rağmen, hukuk dışı ve zorlama yorumlarla suç ve suçlu yaratmaya çalışmaktadır.

'GÖZDAĞI VE MEYDAN OKUMA AMAÇLANIYOR'

Bunun son örneği Diyarbakır’da yaşanmış, aralarında bağlı sendikamız EĞİTİM SEN Merkez Denetleme Kurulu üyesi Arzu Koç ve SES Diyarbakır şube yöneticisi Gülhan Tekin’in de olduğu, KESK’e bağlı iş kollarının üye ve yöneticileri sendikal faaliyetleri nedeniyle hukuksuz bir şekilde tutuklanmıştır.

Diğer birçok gözaltı ve tutuklama operasyonunda olduğu gibi bu kez de gelecekten kaygı duyan, hak ve çıkarları için mücadele etmekten başka çıkar yol görmeyen tüm mücadeleci kesimlerine yönelik açık bir gözdağı ve meydan okuma amaçlanmaktadır.

Dosya kapsamından da biliyoruz ki, savcıların elinde KESK üye ve yöneticilerini suçlayacak, kamu emekçilerinin de ortak karar alıp ortak katıldıkları, herhangi bir sendika yöneticisi ve üyesinin yapması gereken eylemler dışında hiçbir ‘suç unsuru’ yoktur. Bugüne kadar benzer suçlamalarla yapılan gözaltı ve tutuklamaların tamamı boşa düştüğü gibi, söz konusu tutuklamaların da hukuksuzluğu er geç ortaya çıkacaktır.

Gözaltındaki sendika üye ve yöneticilerine sorulan soruların yöneltilen suçlamaların tamamen sendikal faaliyetlerle ilgili olması, KESK ve KESK’e bağlı sendikaları yıpratmaya çalışanların siyasi iktidarın baskıcı ve otoriter çizgisinde hareket ettiklerini, sendikal mücadeleye tamamen ‘iktidarın gözü’ ile baktıklarını göstermektedir.

Sendikal eylemlerin tamamen siyasi baskı ve yönlendirmelerle suç kapsamında değerlendirilmesi anti demokratik bir tutum olduğu kadar, gücünü yasalardan alması gerekenlerin hukuku ayaklar altına alması anlamına gelmektedir.

Ancak şu çok iyi bilinmelidir ki, sendikalarımız üzerlerindeki bütün baskı ve sindirme politikalarına rağmen, yıllardır savunduğumuz ilke ve değerlerin rehberliğinde fiili ve meşru mücadelesine devam edecektir.

EĞİTİM-SEN: 'EMEK VE BARIŞ İHRAÇ EDİLEMEZ !'

Eğitim-Sen tarafından yapılan açıklama ise şu şekilde:

"Arkadaşlarımızın kamudan ihraç edilişinin  ardından başlattığımız direnişimizin 186. haftasında  birlikteyiz. Bu buluşmamızda da yine  KHK hukuksuzluğu ile ihraç edilen, işlerinden uzaklaştırılan arkadaşlarımız için , “geri dönecekler” demek için bir aradayız.

Bu gün 2016 yılının Ocak ayında yayınlanan “Bu suça ortak olmayacağız” metnine imza atan, hemen ardından hedef gösterilen Barış için akademisnyenler  için de buradayız. 1 Eylül 2016 daki ilk KHK i ve  bunu izleyen KHK lar ile hukuksuz bir biçimde işlerinden uzaklaştırılan arkadaşlarımız için buradayız. Yeniden “barış” demek yeniden, emekten yana olduğumuzu haykırmak  ve yeniden hukuksuzluklar son bulsun demek için buradayız.

'RET KARARLARI HUKUSUZDUR'

Barış için akademisyenlere geçtiğimiz haftalarda OHAL komisyonundan ret kararları gelmeye başladı. Hep söylediğimiz gibi OHAL komisyonunun bu kararı hukuksuzdur . Bu  karar siyasidir. Üstelik kutuplaşmış toplumdan, biten ekonomiye, bozulan toplum barışından, kalmayan demokrasiye kadar her anımızda gördüğümüz bitmiş bir siyasetin verdiği karardır.  Arkadaşlarımız hakkında açılan tüm davalar, arkadaşlarımızın lehine sonuçlanmış, üzerlerine atılan tüm suçlardan beraat etmişlerdir. Arkadaşlarımızın barış talebini dillendirmesi AYM tarafından da “akademik özgürlük” kapsamında değerlendirilmiştir. İsimsiz ihbar mektupları ile,  hakim siyasetçe yerleştirilmiş Rektörlerinin hazırladığı listelerle işlerine son verilen, öğrencilerinden, çalışma arkadaşlarından  ve akademiden uzaklaştırılan  KHK adaletsizliğine maruz bırakılan tüm hocalarımız işlerine en kısa sürede dönecektir. Tıpkı aynı süreçlerle işlerinden edilmiş kamudaki tüm emeklçi arkadaşlarımız gibi. Direnişimiz son arkadaşımız işine dönesiye kadar sürecektir.   

Bu gün talebimiz yine tüm  KHK'lar ın tüm sonuçları ile birlikte iptal edilmesidir. Tüm KHK lar iptal edildiğinde ülkenin üzerindeki kara bulutlar dağılmaya başlayacak; kamunun tüm alanlarında olduğu gibi üniversiteler de daha özgür, bilimsel, katılımcı bir renge bürünecektir. Arakdaşlarımızın ihracı ilk gündeme geldiği günden beti söylediğimiz gibi, “Yine Gelecekler, yine güzelleştirecekler!”