Konuşamayan, yazamayan kadınların kalemi oldular

Kadın Yazarlar Derneği, hayatı kadınların gözüyle yeniden yazdırıyor.

Konuşamayan, yazamayan kadınların kalemi oldular

Kadın Yazarlar Derneği, hayatı kadınların gözüyle yeniden yazdırıyor.

05 Mayıs 2017 Cuma 16:56
Konuşamayan, yazamayan kadınların kalemi oldular

Gülsen Candemir - Bir araya gelip öykülerini yazıyor, okudukları kitapları eleştiriyorlar. İzmir’de kadınların edebiyat ve yazı ile ilgilenmek istediğinde kapısını çaldığı sekiz yıllık bir dernekleri var. 2008 yılında İzmir’de kurulan Kadın Yazarlar Derneği, pek çok kadının kendini yazın dünyasında ifade etmesine olanak sağlıyor. Her çarşamba yaptıkları atölyede, önceden belirledikleri bir kitabın eleştirisini yaparken, yeni öyküler de çıkaran kadınlar, günlük hayatlarından başka bir dünyaya, çoğu zaman da iç dünyalarına yolculuk yapıyorlar.

YAZI BAŞKALDIRIYA DÖNÜŞTÜ

""Kadın Yazarlar Derneği yöneticisi Sevim Korkmaz Dinç derneğin amacını İz Dergi’ye şöyle anlattı; “Sanat, eğitim, kültür ve bilim alanlarında yazılar yazan ve yayımlayan, kadından yana pozitif ayrımcılık yapmayı yaşam felsefesi edinmiş, dinle yönetilmeye, ırkçılığa, savaşlara, her çeşit emek sömürüsüne karşı çıkan ve mücadele veren pek çok kadın yazar bir araya geldik. Sadece kadın ve erkekliğin çetrefilli konularına değil dünyada ve toplumlarda var olan adaletsizliğe, çarpıklıklara, yoksulluğa, bilgisizliğe, gericiliğe tüm içtenliğimiz ve inatçılığımızla başkaldırdık. Bu başkaldırı, kadının kalemi eline alıp kendisini dile getirmesi, kendi adını kendisinin koyması, simge olmaktan çıkıp simgeleyene dönüşmeye kalkışması demektir. Geleneksel kadın-erkek ilişkilerini ters yüz etmek, egemen ideolojinin kadına yönelik ayrımcılığını ortadan kaldırmak demektir.

Düşüncelerini, duygularını yazarak anlatan, yayımlayan, edebiyat, eğitim, sanat, politika ve bilim alanında yazan kadınları yazar olarak tanımladık ve eril dili reddederek kadınların duyguları, düşünceleri, kadınlık deneyimleri ve değerleriyle yaratılmış yeni bir dilin oluşmasında emek veren kadınlar buluşsun istedik. Her yıl İzmir ve İzmir dışındaki kitap fuarlarına da katılmaya önem veriyoruz. Değişik kadın örgütleriyle okuma ve yazma atölyeleri düzenliyoruz. Yazmanın değiştirip, dönüştürüp, özgürleştireceğine inanıyoruz.”

Derneğin, 2008 yılından bugüne kadar dernek bünyesinde süreli çıkan F Feminist Düşün, Edebiyat, Kültür Sanat dergisi var. Beş yıldır yayına devam eden dergi, dağıtım ve maddi sıkıntılara karşın üyelerin emeğiyle devam ediyor.

Her projelerini kitaplaştıran derneğin eserleri şunlar: Tanıklıklarla12 Eylül/ Kadınlar Anılarını Paylaşıyor, Yaz İzmir/ Kadınlar Edebiyatla Buluşuyor, Söz kesmek, Kına yakmak, Nikah Kıymak/ Kadın öyküleri, Konan Göçen Kadınlar/ Göç Öyküleri, Karadeniz Sakla Beni- Meryem Gülbudak, Küba’da On Gün- Sevim Korkmaz Dinç, Tuhaf /Cesur Bir Kadının Hikayesi.

O kitaplardan birini kaleme alan emekli edebiyat öğretmenlerinden Meryem Gülbudak, İz Dergi okurları için hem kitabını hem de Kadın Yazarları Derneği ile olan yolculuğunu anlattı.

Kadın yazarlar Derneği ile asıl tanıştınız?

2011 yılında Kadın Yazarlar Derneğinin" YAZİZMİR" adlı İzmir' de kadınları yazmaya davet eden projesine katıldım. Bu proje sürecinde kadın yazarlar, yazmak isteyen birçok kadınla atölye çalışmaları yaptılar. Bu çalışmalar çok geliştirici, verimli ve keyifliydi. Derneği bu önemli projeye katılarak tanıdım.

Dernek faaliyetlerinin sizin yazma merakınızın gelişmesinde ne gibi katkıları oldu?

""Dernekte öykü atölyesi kurmuştuk. Bu çalışmalarda iki yıl kadın öykücülerin eserlerini okuduk. Leyla Erbil, Sevgi Soysal, Aslı Erdoğan, Firuzan, Nezihe Meriç bunlardan bir kaçı. Ayrıca, Çehov, Sait Faik Abasıyanık gibi birçok yazarın yapıtlarını okuyup inceledik. Bir yandan da öyküler yazdık. Yazdıklarımızı atölye çalışmalarında paylaşıp eleştirdik. Kolektif çalışmalarla hepimizi zor ama keyifli olan yazma ikliminde yaşattı. Artık yazmak, yaşamımın bir parçası oldu. Ben daha önce de gazete ve dergilere yazıyordum. Bireysel çalışmalar dernekteki ortak çalışmalar kadar keyifli ve geliştirici değildi. Dernekteki atölyede birlikte yürüttüğümüz edebiyat etkinlikleri bana bu alanda çok birikim ve beceri kazandırdı.

Kitap yazma düşüncesi dernek çalışmaları içerisinde mi gelişti? Yoksa siz kitap yazmayı düşündüğünüz için mi dernek faaliyetlerine dahil oldunuz?

Ben edebiyat öğretmeniyim. Edebiyatın insanı derinleştirici ve dönüştürücü gücünü hem aldığım eğitimle hem de bu eğitimi yıllarca birçok gence vererek yaşadım. Hep kitap yazmayı hayal etmiştim. Dernek çalışmalarında bu hayalin gerçekleşebileceğini gördüm ve kolları sıvadım. Dernek çalışmalarına yazma ikliminde yaşamak için yer aldım. Yazdıklarım geliştikçe ve birikince kitaplaşması düşüncesi ortaya çıktı.

Kadın yazar sayımız çok değil bildiğim kadarıyla. Buna dair neler söylemek istersiniz?

Bizde ve dünyada erkeklere oranla kadın yazar daha az. Çünkü edebiyat alanı da eril. Binlerce yıldır dünya nüfusunun yarısı kadındı. Kadınlar da hayatın içinde üreten, emek veren dünyanın yükünü çekendi. Kadınlar, Ataerkil sistemlerin gelenek, kültür ve inançların kuşatmaları altında ezilmişler yok sayılmışlar. Sadece kadınlık rolleriyle kuşatılmışlar. Okula gidememişler ki nasıl kitap yazsınlar? Başta eğitim, çalışma, seçme seçilme gibi birçok haklarını erkek egemen iktidarlardan çok zor mücadelelerle almışlar. Bugün bile biz kadınların omuzlarına yüklenen ev işleri, çocuk bakımı gibi sayısız değeri bilinmeyen işler yüzünden okumaya hele de yazmaya zamanı mı var? Yazmak hem donanım hem zaman hem yoğun emek isteyen  güzel bir uğraş. Ama kadınların bu uğraşa ne zamanları ne eğitimleri ne de bütçeleri uygun. Bu koşullarda nasıl yazar olacaklar? Ekonomik durumu iyi olan, iyi bir eğitim alan ve sadece kadınlık rolleriyle değil bilimle, sanatla, siyasetle de uğraşan kadınlar yazabilmişler. Şimdi biz kadınların öykülerini anlatan çok başarılı ve epeyce kadın yazar var. Çünkü bizim öykümüzü en doğru, en güzel biz anlatırız. Erkek yazarlar sözümüzü elimizden almayacaklar artık.

Son olarak bize kitabınızdan söz eder misiniz? Okuyucular kitabınızda neler bulacak?

Kitabımın adı, KARADENİZ SAKLA BENİ. Ben Karadeniz Bölgesinin insanıyım. Orada doğdum, büyüdüm, yetiştim, oralı biriyle evlendim ve öğretmenlik yaşamımın çoğu da Rize'den Samsun'a dek bu bölgede geçti. Öyle kadınlar tanıdım, öyle hikayelere tanık oldum ki bunları yazmalıydım. Kitaptaki öykülerin çoğu Karadeniz Bölgesindeki insanları özellikle Karadeniz kadınlarını anlatıyor. Okuyucular kitapta bölgemize bir yolculuk yapacak. Benzeri olmayan yeşille mavinin doğaya kattığı güzelliği, enerjiyi, kültürü, insanın doğayla, hayvanlarla, ağaçlarla nasıl dost olduğunu HES'lerle yıkılmak istenen doğal varlıklarını nasıl korumaya çalıştığını, zor koşullarda yaşayan fındık emekçilerini, balıkçıları, Amazon kadınlarından gelen kültürle güçlü, dirençli, cesaretli, çalışkan Karadeniz kadınlarını bulacaklar.

YALNIZ KADININ YAŞAM MÜCADELESİ

Emine Şimşek Emiral ise, iki kadının hayat mücadelesini anlattığı romanı ile konuğumuz oluyor. İlk romanının basım aşamasında Kadın Yazarlar Derneği ile tanışan Emine Şimşek Emiral, ikinci romanını dernek faaliyetlerine katılarak ortaya çıkarıyor.  

Yazmak sizin için yeni bir eylem mi, yoksa uzun bir zamana mı yayılıyor yazarlığınız?

Yurdumuzun çeşitli illerinde ziraat yüksek mühendisi olarak çalıştım. O sıra meslek dışında yazmaya fırsat bulamamıştım, ancak romanlar, öyküler, yazın dergilerini kısa notlar alarak okumayı hiç bırakmadım. Şu sıralar emekliyim, beni rahatsız eden konuları, özellikle kadın sorunlarını ele aldığım öyküler, romanlar yazıyorum. Benim için yazmak bir alışkanlığa dönüştü ve yaşantımda önemli bir yer alıyor. Uzun yıllardan beri hayalimdi yazmak, üretebilmek. Yazabildiğim için mutluyum.

Kadın Yazarlar Derneği ile nasıl tanıştınız?

“Umut Kuşun kanadında” romanımın basım aşamasında (2012) dernek sözcümüz Sevim Korkmaz Dinç’le tanıştım. Çalışırken de kadın kuruluşlarını yakından izliyor, içlerinde olmayı arzuluyordum ancak o günlerde buna fırsat bulamamıştım. Kooperatifçi, feminist bir kadınım. Yazın dünyasında varlık gösterebilmek için kadınların birlikteliğinin önemine, dayanışmanın gücüne inandığım için derneğe üye oldum, o günlerden beri aktif olarak çalışmayı sürdürüyorum.

Kadınlar yaşadıklarını içlerine atmayı ya da en fazla çevresiyle paylaşmayı tercih eder, yazmak akla gelen en son şeylerden biri belki de. Bu konuda kadınlara tavsiye ve önerileriniz olacak mı?

Kadınların yaşadıklarını anlatmaları, yazmaları (aile mahremiyeti nedeniyle) toplumda benimsenmez. Bu yüzden içlerine atmayı ya da yakın çevreleriyle paylaşmayı tercih ederler. Ayrıca yazmak kolay değildir. Birikim, emek ister. Özellikle cinsiyet rolleri nedeniyle kadınların, çeşitli uğraşlar arasında zaman ayırıp yazmaya odaklanmaları güçtür. Evle iş arasındaki koşturmacaya çocuklar eklenince daha da zorlaşır kendisi için zaman ayırması. Hele bizim gibi çalışan kadınların yazmaları farklı bir özveri gerektirir. Yazma isteği, farkındalığı, nedeni olanlar her koşulda yazabilirler.  Yaşamdaki çıkmazlarıyla nasıl baş ettiklerini, kederlerini, sevinçlerini, sorunlarını yazmalı kadınlar. Çünkü yaşadığımız çağın tanığı olarak geleceğe bırakabileceğimiz, en değerli kalıt yazdıklarımız. Ayrıca yazdıkça kendimize güvenimiz de artar.  

Kırsaldan kente hayatında ilkleri yaşayan bir kadınım. Kadınların birey olması, özgürleşebilmesi için bilimsel eğitimin önemini vurguladığım Umut Kuşun Kanadında anı romanımı kadınların yaşadığı sorunları vurgulamak amacıyla yazdım.

Son romanınız hakkında okuyucularımıza neler söylersiniz?

TUHAF- Cesur Bir Kadının Hikâyesi özünde yalnız kadınların ataerkil toplumdaki sıkıntılarını anlatıyor. Romanımda iki kadın karakter var. Farklı kentlerden İzmir’e gelmişler. Emekli öğretmen İlkay, eşinden ayrılınca annesine gidiyor. Boşandığı için annesi yanında kalmasını istemiyor. ‘Nereye istersen oraya git, beni âlemin diline düşürme’ diyor. Kardeşleri de yalnız bırakıyorlar onu. Bir süre değişik yerlerde tutunmaya çalışan İlkay, İzmir’e geliyor. Karşıyaka’da pahalı bir ev tutuyor. Mine ile o sıralarda tanışıyorlar. Emekli aylığına katkı için ilkokul öğrencilerine özel ders veriyor. Onun kadar geliri olan pek çok kişi aylığına uygun yerlerde yaşarken; gösterişli yaşam alışkanlığı, büyük kent koşulları İlkay’ı darboğaza sokuyor. Ergen kızının durumu, 2001 ekonomik krizi işleri iyice karıştırıyor. Farklı bankalardan aldığı kredileri ödeme çabası ise tam bir macera.  İlkay’ın yaşadığı maddi-manevi sorunlar romanımın konusudur.


İZ DERGİ'YE İZMİR'DEN YA DA ŞEHİR DIŞINDAN NASIL ABONE OLUNUR? TIKLAYIN

SUNU YAZISI İÇİN TIKLAYIN

HAYIR DAHA BİTMEDİ: ‘KÖY KÖY UMUDU ÖRÜYORLAR’

Son Güncelleme: 05.05.2017 16:56
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.