Bir şeyi kırk kere söylersen olur sözü aslında kolektif bilinç tanımlamasının en primitif hali olabilir.
Bir toplum, birbirini tanımayan insanlar aynı zamanda aynı şeyi düşünüp bunu dillendirirse olmayacak denilen olur, değişmeyecek denilen değişir.
Söylersen değil “söylersenizdir” o belki...
Bir kişi bir şeyi kırk kez söylerse gerçekleşecek olan bakarsın 40, 40 bin, 40 milyon kişi olursa bir devri, bir dönemi, çürümüş bir anlayışı, kalıplaşmış sanılan, artık değişmez denilen düşünceleri, hayallere set çeken kuralları, yasakları değiştirmeye yarayabilir.
Bir kesim o kadar uzun zamandır akıl almayacak bir kaosun içindeydi ki sonunda uyandı.
Öğrenilmiş çaresizlik bu topraklar için geçerli değil.
Burada yaşayanların genleri hayatta kalmak üzerine kodlanmış.
O yüzden yok edilemez. Boyun eğmez.
Burada Ata'dan gelen öğrenilmiş zafer var!

***

Yine dönelim kolektif bilince…

"İngiltere’de tüm otlaklar koyun sahipleri tarafından çitle çevrilir.
Bu çitler, koyunun kısa bacaklarının üstünden atlayamayacağı kadar yüksektir.
Ancak yakın bir geçmişte bir koyun tepede otlarken, yuvarlanarak aşağıya kadar düşer ve yuvarlanarak çitin altından geçer. Bir anda kendini bambaşka bir otlakta ve taze otlar içinde bulur.
Bunu gören diğer koyunlar da tepeye çıkar ve kendilerini tepeden aşağıya bırakırlar.
O çiftliğin tüm koyunları bunu yapıp diğer otlağa geçtiğinde (yaklaşık 100 koyun) sanki ülke genelinde birisi bir düğmeye basmışçasına tüm koyunlar aynı işi yapar.
Kilometrelerce uzaklıktaki koyunların birbirlerine haber vermesi imkânsızken bunun tüm ülkede görünmesi hayretle karşılanır.
Çiftlik sahipleri çitlerini değiştirmek zorunda kalırlar."

***

Bu kolektif bilinç ile açıklanabilir. Her birimiz birbirimize görünmez bağlarla bağlıyız.
Fikir bulutlarımız var.
Koyunların bile!
İşte şimdi koyunlar da uyandı.
Onların kuzuları da...
Bir anda sihirli değnek değmeyecek.
Bundan sonrası son yokuş...
Hiçbirimiz 20 yıl önceki biz değiliz.
Yok artık bu da olmaz deyip, geniş geniş yayılmamamız gerektiğini gördük.
Önümüzde son bir dalga kaldı.
Aşacağız. Genimizde, kimyamızda, dört bir coğrafyadan gelip uyuşmuş kanımızda var.
Ayağa kalkacağız diye ümit etmiyorum.
Ayağa kalktık. Sizin gibi biliyorum.