Kanser üreten faaliyet: Gemi söküm tesisleri!

TMMOB’un ilan ettiği Kent Suçları Haritası’nda yer alan suçları ele aldığımız Kent Suçları Yazı Dizisi’nin bugünkü konusu Aliağa gemi söküm faaliyetleri. Bölge, İzmir’in doğasına zarar verdiği gibi işçi sağlığı açısından da tehlikeler barındırıyor.

ÇEVRE 09.03.2020, 17:41 09.03.2020, 19:54
Kanser üreten faaliyet: Gemi söküm tesisleri!

ASYA YAŞARİKİZ/İZGAZETE - Kent Suçları Yazı Dizisinin bugünkü konusu Aliağa gemi söküm faaliyetleri. Aliağa’da gerçekleştirilen, gemi sökümünün yarattığı çevre kirliliği ve işçi sağlığına yönelik oluşturduğu riskler bölge için ciddi bir sorun teşkil ediyor.

22 Mart 2013 tarihinde gerçekleşen bir gemi kazası sonucu petrol çamuru denize döküldü ve Dikili ilçesi Çandarlı sahili petrol çamuru ile kaplandı. Bu kazadan iki yıl sonra söküm için Aliağa'ya getirilen günlük 100 bin varil petrol işleme kapasiteli Kuito adlı tanker hakkında 2013’te inceleme yapıldığı ve olması gereken değerlerden 5 kat fazla radyoaktivite tespit edildi. Bu süreçte gemi söküm işleminin iptali için İzmir Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) ve İzmir Barosu tarafından dava açıldı. Fakat söküm işlemi tamamlandıktan aylar sonra İzmir 3. idare mahkemesi tarafından yürütmeyi durdurma kararı verildi. Sökümü yapılan gemiden çıkan atıkların türü ve miktarı, nasıl bertaraf edildiği, radyoaktivite içerip içermediği, sökülen parçaların nereye gönderildiği yönünde herhangi bir bilgi bulunmuyor. Kuito Gemisi ile yaşanan süreç ETHANE adlı Geminin sökümü sırasında da yaşandı. Açılan davalar ve alınan yürütmeyi durdurma kararlarına rağmen gemi sökümü yine de gerçekleştirildi. Son olarak 2018 yılında gemi sökümü için gelen Harrier isimli gemiden bilinçli olarak petrol boşaltıldığı ortaya çıktı ve petrol kirliliği Foça kıyılarında gözlemlendi.

UZMANLAR NE DİYOR?

Umarsızca devam eden gemi söküm faaliyetlerini ÇMO İzmir Şube Başkanı Helil İnay Kınay, Halk Sağlığı Uzmanı EGEÇEP üyesi Prof.Dr.Ali Osman Karababa ve Tabip Odası Çevre Komisyonu’ndan Dr. Ahmet Soysal ile değerlendirdik.

ÇMO İzmir Şube Başkanı Helil İnay Kınay, sözlerine kent suçu tanımını vererek başladı. Kınay, toprak üzerinde yapılan her türlü insan yapımı faaliyetin; canlı yaşamı, ekolojik döngüler, kentsel yaşanabilirlik ve sağlıklı bir çevre üzerinde yarattığı veya yaratacağı tahribat ve bozulmanın ortaya çıkmasına neden olarak işlenen suç olarak tanımladıklarını hatırlatarak şöyle konuştu; “Hava kalitesinin, tarım topraklarının, hayvancılığın, su kaynaklarının (yeraltı ve yerüstü) miktar ve kalitesinin, biyoçeşitliliğin, ekosistemlerin ve yaşam alanlarının zarar görmesine sebep olacak, çeşitli çevre sorunlarına yol açan ayrıcalıklı imar hakkı sağlayan, altyapı kapasitesinin üstünde yoğun yapılaşmaya neden olan çeşitli uygulamalar ile; kamu arazilerinin özelleştirilmesi sonucu satışı gerçekleşmiş arazilerinde rant sağlayıcı ayrıcalıklar getiren, kentsel adaleti ortadan kaldıran, kent siluetini bozan, tarihsel, doğal ve kültürel olarak korunması gerekli alanları tahrip eden, kent belleği açısından önemli değerlerin yok olmasına neden olan, sosyal dokuyu olumsuz etkileyen, barınma, ulaşım, beslenme gibi temel insan haklarını gasp eden, kamuyu zarara uğratan, kamu yararı içermeyen parsel bazlı plan değişiklikleri ve proje bazlı uygulamalar, kent suçunun kapsamını oluşturmaktadır”

TELAFİSİ YOK

Aliağa’nın çevresel kirlilik yükünü doldurduğunu ve bölgenin petrokimya tesisleri, demir çelik endüstrisi diğer sanayi tesisleri mevcut ve planlanan termik santraller ile en önemli çevresel risk bölgesi olduğunun altını çizen Kınay, “Gemi sökümü tesislerinde çevreyi kirleten unsurlar madensel yağlar, ağır metaller, polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH), poliklorlu bifeniller (PCB), asbest, organotin bileşikleri, dioksin gibi kirleticileridirler. Ekonomik ömrünü tamamlamış gemilerde özellikle asbest başta olmak üzere bulunan tehlikeli ve özel atıkların yarattığı kirlilik ve insan sağlığına etkileri anlaşıldığından Avrupa ve Amerika 1980’li yıllardan sonra bu sektörden çekilmiş ve gemi sökümü Türkiye, Hindistan, Pakistan, Bangladeş gibi ülkelerde gerçekleştirilmektedir. Aliağa gemi söküm tesislerine gelen gemilerin çoğu 20 yaş üstü eski gemiler ve depolarında, gövdelerinde ve makine ve ekipmanlarının bir parçası olarak asbest başta olmak üzere, madeni yağlar, ağır metaller, poliaromatik hidrokarbonlar, poliklorlu bifeniller gibi tehlikeli ve toksik maddeler içeriyorlar. Çevre ve iş sağlığı güvenliği ile ilgili gerekli çalışma ve tedbirler alınmadan yapıldığında söküm işlemi sırasında bu maddeler kontrolsüz bir şekilde çevreye yayılarak, geri dönüşü olmayan çevre ve sağlık riskleri yaratmaktadır.” dedi.

MÜCADELE GÜÇLENMELİ

Çevre Mühendisleri Odası olarak, Türkiye’nin tehlikeli atık çöplüğü haline gelmemesi, denizlerin kirlenmemesi, doğanın ve toplumun ekolojik krizden korunması adına çaba harcadıklarını ve toplumsal hassasiyeti arttırmayı hedeflediklerini söyleyen Kınay, “Bugün gündeme getirdiğimiz gemi söküm konusu ülkemizin ve diğer bir çok çevre sorunu ile birlikte Aliağa’nın kanayan yarasıdır. Bu nedenle de şeffaf ve doğayı koruyan bir perspektifle süreç yürütülmelidir. Bu çalışmayı ve sonuçlarını paylaşmaya devam edeceğiz. Haritada paylaşılan kent suçları ile ilgili idarelerin, yerel yönetimlerin gerekli değerlendirmeleri yapmasını, suçların azalmasını; yaşanabilir kentlerde, sağlıklı bir çevrede yaşam hakkımızı korumak ve savunma sürecinde İzmirlilerin ve bu sürecin tüm bileşenlerinin farkındalığı ve mücadele sürecinin güçlenmesini diliyoruz.” şeklinde konuştu.

HAVAYA ETKİSİ


EGEÇEP Üyesi Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Ali Osman Karababa, Aliağa’daki gemi söküm faaliyetlerinin İzmir’in havasına olan etkileriyle ilgili bilgi verdi. Hava kirliliğinin hurda metallerinin ark ocaklarında işlenmesi sürecinde oluştuğunu söyleyen Karababa, “Bu fabrikalarda çok büyük miktarlarda elektrik kullanılarak hurdalar eritilmekte, ürün olarak da metal kütük veya levha ruloları tesislerden çıkmaktadır. Bu sürecin tamamı değerlendirildiğinde ortaya çıkan kirleticiler ise artık madde olarak nitelenen toz, cüruf; atık gaz olarak nitelenen uçucu tozlar, asitler (hidroflorik ve hidroklorik asitler), toksik kimyasallar (PAH-polisiklik aromatik hidrokarbonlar, PCB-poliklorlu bifeniller, PCDD/F-dioksin ve furanlar) havaya karışmaktadır. Fabrikaların bulunduğu bölgede özellikle durgun havalarda yoğun bir hava kirliliğinin varlığı hem gözle görülebilmekte hem de soluk alıp verirken algılanabilmektedir. Ayrıca fabrikaların her tarafından havaya karışan dumanların varlığı da rahatlıkla görülebilmektedir.” dedi.

ARK OCAKLARI

Aliağa’daki fabrikalarda ark ocaklarında hurda metalleri eritmek için çok miktarda elektrik enerjisinin kullanıldığının altını çizen Karababa şöyle konuştu; “Konuyla ilgilenen mühendis arkadaşlar kullanılan elektrik miktarının İzmir’de kullanılan günlük miktara denk geldiğini söylüyorlar. Bu sürece bir ek daha yapmak gerekiyor, tüketilen enerjinin garantiye alınması için Aliağa’ya bir de kömürle çalışan termik santral yapıldı, tüm ekoloji mücadelesi veren örgütlerin, demokratik kitle örgütlerinin ve yörede yaşayan yurttaşların tüm itirazlarına karşın. Ki bu santralın kurulması ile ilgili hukuksal süreç hala sürmektedir. Şimdi kullanılan bu büyük miktardaki elektrik enerjisi talebini karşılamak için Aliağa’da kurulan termik santralın ürettiği hava, toprak ve su kirliliğini; buna ek olarak da enterkonnekte sistemden (Türkiye’deki elektrik enerjisi üretilen tüm tesisleri ve tüketilen merkezleri birbirine bağlayan nakil ağı) alınan elektriğin önemli bir bölümünün kömür yakılarak sağlandığını ve bu kömür yakma işlemi sonucunda çok ciddi hava, toprak ve su kirliliği oluştuğunu düşündüğümüzde çevresel ve toplumsal maliyet giderek büyümektedir.”

Karababa, Aliağa bölgesinde oluşan hava kirliliğinin yöredeki yaşamı olumsuz etkilediği gibi hakim rüzgarlar tarafından taşınarak İzmir’de yaşayanların sağlıkları açısından da ciddi sorunlara neden olduğuna dikkat çekti.

İŞÇİ SAĞLIĞI

Gemi söküm tesisleri petrol ve yağ, poliklorlu bifeniller, polisiklik aromatik hidrokarbonlar, organotinler, dioksin, ağır metaller ve asbest gibi ciddi sağlık etkilerine neden olan maddelerin çevreye yayıldığını hatırlatan Karababa, gemi söküm işlemlerinin, insan sağlığı ve özellikle işçi sağlığı açısından büyük riskler barındırdığını söyledi. Karababa konu ile ilgili “Gemi sökümü işlemleri yarattığı çevre kirliliği, insan sağlığı ve özellikle işçi sağlığı riskleri nedeniyle Avrupa Birliği ülkeleri ve diğer gelişmiş ülkelerde yapılmamaktadır, yasaklanmıştır. Tesislerden kaynaklanan risklerin önlenmesi ve iş sağlığı, güvenliği için ödenmesi gereken maliyetin yüksekliği de bu yasaklamanın bir başka nedeni. Gelişmiş ülkelerin ödemek istemedikleri bu maliyetler nedeniyle yasakladıkları gemi sökümü işi, bu maliyetlerin ödenmediği içinde Türkiye’nin de bulunduğu ülkelerde yapılabilmektedir. Aliağadaki gemi söküm faaliyetlerinin yol açtığı çevre kirlenmesini araştıran G. Neşer, A. Kontaş ve çalışma arkadaşları, denizden alınan örneklerde ağır metaller ve polisiklik aromatik hidrokarbonların seviyesinin normalden çok daha yüksek olduğunu ve bunun gemi söküm faaliyetleriyle ilişkili ciddi bir kirlilik olarak değerlendirilebileceğini belirtmişlerdir. Gemi söküm tesislerinde çalışanların çoğunun geçici işçi olması veya bu tesislerde iş yapan taşeron firmaların çalıştırdığı işçiler olması nedeniyle etkin bir iş sağlığı, güvenliği hizmeti verilmemekte ayrıca etkin izleme ve değerlendirme çalışmaları yapılamamaktadır” değerlendirmesini yaptı.

KANSEROJENLER

İzmir Tabip Odası Çevre Komisyonu’ndan Dr. Ahmet Soysal da bölgenin sağlık üzerindeki etkilerine değindi. Gemi söküm işinin çevre ve insan sağlığı açısından en riskli alanların başında geldiğinin altını çizen Soysal, gemi söküm tesislerinden çevreye yayılan zararlı maddelere dikkat çekti. Tesislerde çevreye yayılan madensel yağlar, ağır metaller, polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH), poliklorlu bifeniller (PCB), asbest, dioksin gibi kirleticilerin Dünya Sağlık Örgütüne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Örgütü (IARC) göre insanlar için Grup 1 veya Grup II A sınıfından kanserojenler olduğunu hatırlatan Soysal, bu kirleticilerin insanlar için ya kesin kanserojen ya da kuvvetli ihtimalle kanserojen maddeler olduğunu söyledi. Sökülen gemilerin büyük çoğunluğunun kesin kanserojen olan asbestin kullanımının yasak olmadığı dönemlerde yapılmış olduğundan çok miktarda bu madde ile yüklü olduğunun altını çizen Soysal şöyle konuştu; “Yasa ve yönetmeliklere göre bu asbest içeriği belli bir miktara kadar temizlendikten sonra geminin söküm yapılacak ülkeye gönderilmesi gerekiyor. Ancak sökülmek için gönderilen Otopan isimli gemide olduğu gibi bu kurala da uyulmadığı olabiliyor. Otopan bildiğimiz bir örnek; ya bilmediklerimiz? Ayrıca bu gemiler yanık madeni yağ ve diğer kimyasal atıklarla dolu geliyor. Hepimiz hatırlarız gemi söküm tesislerinden Ege Denizine yayılan yağ ve petrol atıklarını… En son 2018 yılında böyle bir olay yaşanmıştı; Foça’da… Petrol atıkları ile oluşan deniz kirliliğinin bu tesislere sökülmek için getirilen Harrier isimli gemiden kaynaklandığı basına yansımıştı. Bir de radyoaktivite sorunu var. Radyoaktif atıklarda olabiliyor bu gemilerde; basına yansıyan örnekleri ise Kuito ve Ethane gemileridir. Radyoaktif atıklarda herkesin bildiği gibi kanserojen atıklardır” dedi.

Bölgenin İzmir’in havasına olan etkisi hakkında da konuşan Soysal, bölgedeki kamuya ait hava kirliği ölçüm istasyonlarının biri dışında ölçüm verilerinin kamuoyu ile paylaşılmamasını eleştirdi. Söküm faaliyetlerinin işçi sağlığına etkilerine de değinen Soysal şu değerlendirmeyi yaptı; “Bu tesislerde çalışan işçilerin gerek bu tesislerde çalışırken gerekse daha sonraki yaşamlarında karşılaştıkları tehlikeli kimyasallar nedeni ile yakından izlenmesi gerek. Bu izlemin yapıldığına dair de bir bilgimiz yok.”

Yorumlar (0)
banner96
banner177
10°
parçalı az bulutlu
Günün Karikatürü Tümü
Anket Tümü
Koronavirüs sebebiyle sokağa çıkma yasağı ilan edilmeli mi?