'Bu projenin ne kente ne topluma hiçbir faydası yok'

TMMOB’un kent suçu olarak nitelendirdiği ‘Mahall Bomonti İzmir’ projesini, Şehir Plancıları Odası’ndan Zafer Mutluer ile konuştuk. Mutluer, imar planlarının maksimum rant doğrultusunda değiştirildiğini söyledi.

ÇEVRE 06.01.2020, 10:24 06.01.2020, 10:37
'Bu projenin ne kente ne topluma hiçbir faydası yok'

YAĞIZ BARUT / İZ GAZETE- Kent Suçları Yazı Dizimizin dördüncü konusu; ‘İzmir’in en yüksek gökdeleninde tarih ile iç içe yeni bir yaşam başlıyor’ mottosuyla geliştirilen ‘Mahall Bomonti İzmir’ projesi oldu. Konak’ın Halkapınar Mahallesi’nde yapımına devam edilen proje bugüne dek; ‘konut, ofis, otel, sosyal ve kültürel alanları ile İzmir’in en çok dikkat çeken projesi’ olarak lanse edildi.

Projenin tarihle iç içe olmasının sebebi ise arazinin aslında 100 yılı aşan bir maziye sahip olmasından kaynaklı. 1912’den 1928’e kadar bira, 1936’dan 1944’e kadar şarap, 1994’ten 2004’e kadar rakı fabrikası olarak kullanılan alan aslında TEKEL’e ait bir kamu arazisi... Öyle ki projenin reklam kampanyası da, ‘9 adet tarihi fabrika binasının restore edilerek kültür, sanat ve alışveriş alanları olarak tekrar hayat bulması’ üzerinden yürütüldü. Kamuya ait olan bu arazi, 2008 yılından sonra TEKEL’in özelleştirilmesi ile birlikte rant çevrelerinin de gündemine geldi.

Söz konusu proje için yaklaşık 71 bin m2’lik alanda, ‘Merkezi İş Alanı’ arazi kullanım kararları, imar planlarında ‘Ticaret Alanı + Konut’ olarak değiştirildi. Bu alana ilişkin ilk plan değişikliği 2013 yılında askıya çıktı. Şehir Plancıları Odası (ŞPO) tarafından plan değişikliğine açılan davada Danıştay, 1/1000 ölçekli uygulama imar planının 2016 yılında iptaline karar verdi. Ancak, 2018 yılında benzer nitelikteki imar planı yeniden askıya çıktı ve tekrar benzer gerekçelerle ŞPO tarafından dava açıldı.

NEDEN KENT SUÇU?

‘Mahall Bomonti İzmir’ projesini konuştuğumuz ŞPO İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Sekreteri Zafer Mutluer, projenin kent suçu olmasının sebebini, arazi için plan değişikliklerinin peşkeş çekilen şirket tarafından maksimum kar edilebilecek şekilde düzenlenmesi olarak özetledi.

Söz konusu arazi için 1/1000 ölçekli uygulamalı imar planı değişikliğinin mahkemece reddediliş gerekçelerini açıklayan Mutluer, “Bilirkişi raporundaki olumsuz görüşlerden birisinde, ‘Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’ kararı ile bölgedeki koruma altına alınmış olan ağaçlıklı yolu ortasından doğu-batı yönünde keserek geçen 17 metre genişliğindeki taşıt yolu ve bu yolun kuzeyindeki yaya yolu ile olan ilişkisinin kurul kararları doğrultusunda yeniden tasarlanması gerektiği görüşü var. İkincisi ise, Düzenleme Ortaklık Payı (DOP) yüzde 35 olarak belirlenmiş. Kamusal alanlar için yüzde 40’a kadar DOP alınabilir. Neden yüzde 35 alındığına ilişkin bir açıklama da yok. Bilirkişi heyeti DOP’un yüzde 40’a yükseltilmesi konusunda bir görüş belirtmiş. DOP, düzenlemeye konu olan arazinin belli bir oranının kamusal kullanım için idareye terk edilmesi anlamına geliyor. Burada maksimum inşaat alanı elde edebilmek adına DOP’u olabildiğince minimum tutmuşlar. Oysa DOP’u yüksek tutup sosyal donatı alanları (yol- meydan- park- otopark- yeşil alan) için ayırabilirlerdi” diyerek mahkemenin iptal gerekçesini de aktardı.

‘RANT OLABİLDİĞİNCE ARTIYOR’

Ancak 2018 yılında gelindiğinde ise Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından 1/1000 ölçekli plan değişikliğinin onaylandığını da aktaran Mutluer, kendi itirazlarını ise “Bizim itiraz gerekçelerimiz şunlar aslında: Mevzuatta belirtilen çizim ve gösterim tekniklerine uymuyor. Tescilli yapılar çekme mesafesi içinde bırakılıyor. Belediye hizmet alanı olarak belirlenen bir alan var ve bu alanın mevzuat doğrultusunda hangi fonksiyonu barındıracağı belirtilmesi gerekirken, belirtilmemiş. Bunların hiçbiri dikkate alınmadan ‘Merkezi İş Alanı’ kullanımının ‘Ticaret + Konut’ kullanımına dönüştürüldüğü görülüyor. Aslında bunlar teknik gerekçeler ama özü itibariyle Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın onayladığı bütün planlarda asıl kaygının, kamu mülkiyetinde olan bir alanın rantını olabildiğince arttıracak şekilde plan değişiklikleri yapılarak çeşitli kişilere, şirketlere aktarımı söz konusu olduğunu düşünüyoruz” şeklinde sıraladı.

Dava sürecinin devam ettiğini ancak ilk derece mahkemesinden aldıkları kararın kendileri için olumsuz olduğunu söyleyen Mutluer, “Dava reddedildi, biz de temyize taşıdık. Son yıllarda mahkemelerin tuhaf kararlar aldığını biliyoruz. Zaman zaman bilirkişi raporlarına aykırı kararlar alındığını da görüyoruz. Bunlar kenti zor duruma sokuyor. Süreç nasıl sonlanacak bekliyoruz” dedi.

‘TOPLUMA FAYDASI YOK’

Bu tür yapıların kenti ya da kentliyi geliştiren değil, mülkiyete sahip insanların cebini geliştiren bir takım projeler olduğunu vurgulayan Mutluer, “Kentin gelişmişlik seviyesini kamusal hizmetlerin ne kadar gelişkin ve eşit biçimde dağıtıldığı belirler. Toplu ulaşımın alternatif ve yaygın olması, kişi başına düşen yeşil alan miktarı, sosyal donatı alanlarının çeşitliliği, kamusal eğitim ve sağlığın erişilebilir olması gelişmişlik göstergesidir. Ayrıca bu çok katlı konut dokusu insan yaşamına yabancı bir şey. İnsan ölçeğini aşan yüksek binaların olduğu bir çevre, insanları merhabalaştıran değil anonimleştiren mekânsal kurgu, toplum için faydalı olmayacaktır. Bu tür yapıların gelişmişlik göstergesi olmadığı açık. Minimum toprak parçasından maksimum rant/kar elde edecek bir yapılaşma türü bu. Bunun ne kente ne de topluma bir faydası yok.” açıklamalarında bulundu. Kentlere paranın hakim olduğunu ve kent yaşamını daha uygun hale getirmek için bir hedefin de olmadığını belirten Mutluer, plan değişikliklerinin belirli rant çevrelerinin talepleri yönünde yapıldığını vurguladı.

‘HAKLI BİR ENDİŞE’

Arazi içindeki tarihi fabrika binalarının asla sadece mülkiyetini elinde bulunduran kişilere ait değerler olmayacağını da sözlerine ekleyen Mutluer, “Bunlar aslında tüm İzmir halkının ortak değerleri ve oradaki kullanımlar ve hatta çevresindeki yapılaşma da bu ortak değeri gözeterek yapılmak zorunda. Çok katlı yapıların olduğu bir yerde tarihi yapılara değer verilmesi ya da topluma açılması mümkün görünmüyor. Bu yapılar ancak o parsel içerisindeki insanları, oradaki ticari faaliyetleri besleyen bir şey olacaktır. Benzer durum Tarihi Elektrik Fabrikası’nın satılması sürecinde de gündeme geldi. İzmir halkı, ‘Satılacak alana bir gökdelen yapılırsa ne olur?’ şeklinde bir endişe duydu. Haklı bir endişedir bu. Bu endişenin somut hali Mahall Bomonti İzmir’dir aslında.” diye konuştu.

Yorumlar (0)
Günün Karikatürü Tümü
banner96
banner178
az bulutlu
Anket Tümü
Covid-19 önlemleri kapsamında hayata geçen açık alanlarda sigara içme yasağı hakkında fikriniz nedir?