'Asıl hedef Çeşme olsa da, tüm yarımadayı işgal planları var'

TMMOB’un hazırladığı ‘Kent Suçları Haritası’nda yer alan; doğal yapısı, temiz denizi ile Çeşme’nin en değerli alanlarından biri olan Altınkum’daki plan revizyonunun neden kent suçu olarak nitelendirildiğini Şehir Plancısı Uğur Bayrak ile konuştuk.

ÇEVRE 07.02.2020, 11:23 07.02.2020, 11:53
'Asıl hedef Çeşme olsa da, tüm yarımadayı işgal planları var'

YAĞIZ BARUT / İZ GAZETE - Kent Suçları Yazı Dizimizin 17’nci konusu, Çeşme Altınkum’da yapılmak istenen ve 223 hektarlık devasa bir alanı kapsayan imar planı değişikliği oldu. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca 4 Eylül 2013 tarihinde onaylanan ‘Çeşme Altınkum Turizm Merkezi 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Revizyonu’na, TMMOB’a bağlı Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi dava açmış ve plan revizyonu İzmir 1.İdare Mahkemesi tarafından 13 Kasım 2015 tarihinde iptal edilmişti. İptal gerekçelerinde ise bilirkişi raporunda da yer aldığı şekliyle; ekolojik yapıya ilişkin bilimsel çalışmaların yeterli olmaması, yapılaşma oranını arttırıcı olması, planlama esaslarına, şehircilik ilkelerine, imar mevzuatı hükümlerine aykırı olması ve kamu yararına uygun olmaması gösterildi.

Dünyanın sayılı zenginleri arasında sayılan ve bölgede 12 yıl önce 175 dönüm arazi satın alarak planların onaylanmasını dört gözle bekleyen Rus milyarder Mihail Prohorov’un da otel projesinin bulunduğu alanın neden kent suçu sayıldığını Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi 2’nci Başkanı Uğur Bayrak ile konuştuk.

‘SİT DERECESİ DÜŞÜRÜLDÜ’

İmar planı değişikliğinin yapıldığı alanın, Urla-Çeşme-Karaburun yarımadasının içerisinde ekolojik olarak çok değerli bir bölge ve flora, fauna açısından zengin bir alan olduğunu dile getiren Şehir Plancısı Uğur Bayrak, plana ilişkin dava gerekçelerini anlattı. Alan içerisinde çok fazla endemik bitki türünün olduğuna dikkat çeken Bayrak, “Alanın bir kısmı 1. derece sit alanı, bir kısmı 2. derece sit alanıydı. Daha sonradan sit dereceleri değişti. Ekolojik açıdan çok değerli bir bölge, İzmir’in bakir alanlarından birisi. Çeşme’nin oksijen deposu. Ayrıca denizi de çok temiz. Bilirkişi de bizimle benzer görüşleri savunuyor. Onlar da plan içerisinde 30 metrelik ve 15 metrelik yolların ekosisteme zarar vereceğini söylüyor. Biz de bu sebeplerle, plana karşı itiraz ve dava sürecini başlatıyoruz. Plan revizyonu 223 hektarlık bir alanı kapsıyor. Planda, 65 hektar turizm alanı, 15 hektar da günübirlik turizm alanı olarak belirleniyor. Toplam yatak kapasitesi 4 bin… Şöyle bir inceleme yaptığımızda bütün Çeşme’nin yatak kapasitesi 6 bin civarında, Dikili’nin yatak kapasitesi ise 3 bin civarında. Bu planın olduğu Altınkum bölgesine önerilen yatak kapasitesi yarım bir Çeşme’yi oluşturuyor. Bu yatak kapasitesi bölgeyi ekolojik olarak yok edecek. Böyle bir doluluğa ulaşması da zor. Dolayısıyla burası bir arsa spekülasyon aracı haline geldi.” diye konuştu.

‘YAPILAŞMANIN ÖNÜ AÇILDI’

Plan notlarında golf sahaları yapılacağına dair hükümlerin olduğunu ancak plan üzerinde bu golf sahalarının nereye yapılacağının gösterilmediğini de vurgulayan Bayrak, “Planda neyin nerede olacağı açıkça bildirilmek zorunda ama bunu yapmıyorlar. Çünkü yatırımcıya bırakmak istiyorlar. Böyle bir durumda da spekülasyon olarak kalıyor ve bu doğru bir yaklaşım değil. Aynı zamanda plan notları ile günübirlik alanlarda emsal artışı veriliyor. Yapılaşmanın önü açılıyor.” şeklinde konuştu.

‘DEĞER KAYBOLACAK’

Plan değişikliği ile öngörülemez bir yoğunluğun bu bölgeye geleceğini vurgulayan Bayrak, “Turizmde böylesi doğal bölgeler birbiriyle çelişir mi? Şöyle çelişmez; turizmin aslında birçok çeşidi var ama biz turizmi sadece beton yapmak, otel dikmek olarak algılıyoruz. Buraya gelecek yoğunluğun ne olacağı belli değil. Bu turizmin kendi içyapısına da aykırı. Yoğunluktan kaynaklı birçok atık oluşacak, alandaki ağaç varlıkları yok edilecek. Bu, önüne geçilemeyecek bir tahribat yaratacak. Turizm anlayışını daha farklı görmek gerekiyor. Turizm; bir tane otel yapıp, insanların sadece denize girip çıkmasını sağladığınız bir şey değildir. Bu tür klasik anlayışa sahip yerler de var, belki olmalıdır da ancak her alanı böyle görürsek, turizmi de sürdürülebilir kılamayız. Dünya farklı bir noktaya gidiyor. Dünya eko-turizme gidiyor. Bu da doğal ve kültürel değerleri koruyarak oluyor. Biz de ise tam tersi olmaya başlıyor ve turizmin kendi kaynağını yok etmesine sebep oluyor. 10-20 yıl sonra bu alanlar ve denizler kirlendiği zaman, doğa tahribata uğradığı zaman, buranın şehirden hiçbir farkı kalmayacak. Bir süre sonra turizm anlamında var olan değer de kaybolacak” ifadelerini kullandı.

‘BELEDİYENİN SORUMLULUĞU VAR’

Çeşme Belediyesi’nin plan değişiklikleri bakımından herhangi bir yetkisi olmadığını ancak bölgeye ve vatandaşa yönelik çok büyük sorumluluğu olduğunu vurgulayan Bayrak, “Belediyenin illa resmi açıdan yetkisinin olmasına gerek yok ama söz söylemesi gerekir. Çünkü burası belediyenin yetki sahası içerisinde. Belediye sadece imar planı ile ilgili kısımda onaylama yetkisine sahip değil. Ancak buralara tesisler yapıldığı zaman bölgeye hizmet götürmesi yine belediyenin sorumluluğunda. Ortaya çıkan atık problemi veya doğal alanların korunması sorumluluğu yine belediyenin. O yüzden bu tür uygulamalarda belediyelerin karşı duruş sergilemesi, halkı bilinçlendirmesi gerekiyor. Belediye başkanları o görevlere seçimle gelirler, bu sebeple de seçmene karşı sorumlulukları vardır.” şeklinde konuştu.

‘KANUNA AYKIRI’

Türkiye’de yönetmeliklerin ve uygulamaların birbirlerinden çok farklı ilerlediğini vurgulayan Uğur Bayrak, “Kıyı kanunu, kıyı şeritlerinin ilk 50 metresinin halkın kullanımına açık olduğunu söyler. İkinci 50 metresinin de günübirlik turizm için, o plajı kullanan insanların ihtiyaçlarını (tuvalet, duş alanı vs. olarak) karşılamak için kullanılması gerektiğini ifade eder. Ancak İlk 50 metresinin kesinlikle halkın kullanımına kapatılamayacağını söyler. Bu bir kanundur fakat uygulamalarda böyle olmuyor. Bu ilk 50 metredeki kısım, özellikle planda yapılan teknik hilelerle vatandaşın kullanımına kapatılıyor. Örneğin; planda yeşil alan yerine rekreasyon alanı olarak belirtiyorlar, çünkü rekreasyon alanı bir ada ve parsele sahiptir. Bu alan, ada-parsel üzerinden otel sahiplerine kiralanıyor. Kiralayanlar da tel çitleri çekerler ve orası sadece belirli bir zümreye ait olur. Bu, ülkenin kendi kanunlarına aykırıdır ama maalesef ülkemizde gelişen anlayış bu. Şimdi Altınkum da böyle olacak. Oraya yapılacak otele kim para veriyorsa sadece o faydalanabilecek. Herhangi bir vatandaşımız o alanlara giremeyecek. Bu da kamu yararı ilkesine sonuna kadar aykırı zaten.” açıklamasında bulundu.

‘İŞGAL PLANI’

AKP iktidarı döneminde bütün imar ve planlama politikalarında yıkıcılığın en üst seviyeye çıkmış olduğunu, ‘Kamu Özel Ortaklığı’ adı altında belirli bir gruba hizmet etmeye yönelik bütün kamu kaynaklarının tüketildiğini kaydeden Bayrak, “Sermayenin hükmettiği bir alan olması açısından İzmir, İstanbul gibi olmasın diyoruz. Maalesef ki İzmir de yavaş yavaş böyle olmaya başlıyor. Urla-Çeşme-Karaburun yarımadası uzun yıllardır, doğal güzellikleri ile anılan bir bölgeyken, son 5 yıl içerisinde ranta yönelik uygulamalar haline gelmeye başladı. İstanbul-İzmir otoyolunun yapılması, Çeşme’ye ulaşılacak yolun kolaylaştırılması için kullanılan argümanlardan biriydi. Alaçatı’da ise uzun süreden beri bir havaalanı yapılmak isteniyor. ‘Çeşme Kanalı Projesi’ için acele kamulaştırılan alanların da hemen yanında burası. Büyük uçakların gelebileceği bir teknik kapasiteye sahip değil. Bu yüzden de sadece belirli bir zümrenin yararlanabileceği havaalanı yapmak istiyorlar. Bunu yaparken de çevresini ranta açmayı planlıyorlar. Hükümet, çokça ‘millilikten’ bahsetse de tamamen yabancılara yönelik bir pazarlama aracı haline gelmiş durumda. Çeşme Altınkum ile ‘acele kamulaştırma’ kararlarının olduğu yer birbiri ile benzeşik özellikler gösteriyor. En büyük hedefleri Çeşme olsa da tüm yarımadanın doğal güzelliklerini işgal etme planları var.” diye konuştu.

‘YARGILANMALILAR’

İptal edilen planların, ilgili kurumlarca yeniden yeniden onaylandığını ve son planın hala istinaf mahkemesinde beklediğini dile getiren Bayrak, “Bu kadar uzun hukuki işlemlerin olmaması ve kararların biran önce verilmesi gerekiyor. Bununla birlikte hukuksal anlamda da sorgulama yapmamız lazım. Örneğin; planlar yapılıyor, mahkemeler ise bilirkişi raporları doğrultusunda bu planları ‘bilime aykırılık ve kamu yararı olmaması’ bakımından iptal ediyor. Ama nasıl oluyorsa 1 ay sonra bakanlıklar ya da başka idareler aynı planları tekrardan onaylıyorlar. Aslında hukuka karşı geliyorlar ve bu hukuka karşı gelenlerin de bizce hesap vermesi, yargılanması gerekiyor.” diye konuştu.

'KAMU YARARI İLE BAĞDAŞMAZ'

Bölgede, doğal değerlerin korunduğu bir planlama anlayışının geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Bayrak, “En basiti yapılaşmanın olabildiğince az, belki de hiç olmayacağı şekilde planlama gerekiyor. Gelişmekten tez, her tarafı imara açmak değildir. Bunu da sadece o bölge özelinde değil, yarımadanın bütününü düşünerek yapmak lazım. Mesela, bisiklet veya yürüyüş rotaları tasarlanabilir. Bu alanlar ise bu rotanın bir durağı olarak düşünülebilir. Turizme bu şekilde de katkı sağlayabiliriz, önemli olan o doğallığı korumaktır. Bu bir bakış açısıdır. Kamu yararı, toplumun büyük bir kısmının menfaatine olacak şeylerdir. Bu bölgedeki planlar ise, toplumun büyük kısmına değil, küçük kısmına da değil, çok ufacık bir zümrenin ekonomik anlamda getirisine olacak kullanımladır. O yüzden kamu yararı ile bağdaşmasının imkanı yok.” dedi.

Yorumlar (0)
banner96
banner177
parçalı bulutlu
Günün Karikatürü Tümü
Anket Tümü
Koronavirüs sebebiyle sokağa çıkma yasağı ilan edilmeli mi?