'Altın madeni çalışırsa çeşmelerimizden zehir akacak'

TMMOB’un hazırladığı İzmir Kent Suçları Haritası’nda yer alan Efemçukuru Altın Madeni, Kent Suçları Yazı Dizisi’nin bugünkü konusu. 1 Haziran 2011 tarihinden bu yana altın çıkaran şirket İzmir’in suyunu kirletiyor.

ÇEVRE 27.01.2020, 10:42 28.01.2020, 11:51
'Altın madeni çalışırsa çeşmelerimizden zehir akacak'

ASYA YAŞARİKİZ / İZ GAZETE - Kanadalı Eldorado Gold Mandecilik firmasının Türkiye’deki şirketi TÜPRAG’ın işlettiği Efemçukuru Altın Madeni sadece Menderese bağlı Efemçukuru Köyü’nün suyunu, ekolojisini değil İzmir’in yaşamını da tehdit ediyor.

Kent suçlarından biri olan Efemçukuru Altın Madeni, İzmir’in içme suyunu sağlayan Tahtalı Baraj Havzası ve İZSU tarafından yapımı planlanan Çamlı Barajı Havzası’nda bulunması bakımından ayrı bir önem taşıyor.

Peki Efemçukuru’nda ne oldu, söz konusu altın madeni bu aşamaya nasıl geldi?

Efemçukuru’nda 1 Haziran 2011 tarihinden bu yana altın çıkarılıyor. Uzmanların ‘büyük risk yaratarak’ faaliyetini sürdürüyor dediği işletme, 10 yıllık maden arama süresini 17 yıla çıkardı.

EGEÇEP, bölgede yaşayan ve topraklarını söz konusu madene satmayarak tek başına direnen Ahmet Karaçam ve ekolojist avukat Arif Ali Cangı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından; TÜPRAG şirketine Efemçukuru altın madeni kapasite artışı projesi için verilen 31.12.2012 tarihli Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu kararının iptali için temyize başvurdu. Davacılar yanında İZSU da yer alıyor.

TEMYİZE GİDİLDİ

19.09.2019 tarihli 2018/1054 E. 2019/1059 K. sayılı kararın bozulması için yapılan temyiz başvurusu, hukuka aykırı olan işlemin doğurduğu çevresel risklerin önüne geçmek için öncelikle dava konusu işlemin yürütülmesinin durdurulması, ivedi yargılama usulünde, temyiz aşamasında davanın esastan sonuçlandırılması olasılığı bulunduğundan temyiz incelemesinin duruşmalı yapılması, temyiz incelemesi sonunda yerel mahkeme kararının bozulması istemiyle yapıldı.

1. İdare Mahkemesi 16.04.2015 tarihinde şirketin kapasite artırımı ÇED olumlu belgesinin iptaline karar verdi. Bu karar, analizlerin yapıldığı İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Laboratuvarının akredite olmadığı ve bilirkişilerin İzmir üniversitelerinden olduğu gerekçesiyle Danıştay tarafından bozuldu. Danıştay’ın bozma kararı doğrultusunda 01.06.2017 tarihinde maden işletmesi sahasına keşfe gidildi. Ancak, keşfin başlangıcında, mahkemenin bilirkişilere açıklayıcı bildirim yapmaması ve bilirkişilerin hazırlıksız gelmelerinden dolayı pasadan, kuru atıklardan, yüzeysel ve yeraltı sularından örnekler alınıp tahlil yapılmasının mümkün olamayacağı belirtildi. Davacılar tarafından bu eksikliğin giderilmesi için "bilirkişiler tarafından verilecek ön rapor doğrultusunda, Mahkemenin yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi kararı alması" talep edildi. Yapılan itirazlara rağmen İzmir 1.İdare Mahkemesi'nin 25.10.2017 tarihli kararı ile davanın reddine karar verildi.

4 YIL ÖNCEKİ GİBİ

08.03.2019 tarihinde yapılan keşif duruşmasına, İzmir 1. İdaresi Mahkeme heyeti ve bilirkişilerin yanı sıra davacı İzmir Tabip Odası'nın avukatı Mithat Kara, EGEÇEP'in avukatı Arif Ali Cangı, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Helil İnay Kınay, İZSU'nun avukatı Kaan Karaca ve davalı Tüprag Şirketinin temsilcileri katıldı.
İZSU ve EGEÇEP avukatları ile ÇMO şube başkanı mevcut kirlilik yükünün öğrenilmesi için atık su toplama havuzu ve doğu havuzundan numune alınmasını talep etti fakat 4 yıl öncesinde olduğu gibi bu talep şirket yetkilileri tarafından gerekli ekipman ve donanım olmadığı gerekçesiyle geri çevrildi.

1 Haziran 2011 tarihinde verilen deneme izni ile faaliyete geçen altın madeni birçok sebepten dolayı kent suçu işliyor.

Konuyla ilgili görüşünü aldığımız ekolojist avukat Arif Ali Cangı, madenin hukuk süreci ile ilgili davanın çevre sağlığı ve canlı yaşamı lehine sonuçlanması gerektiğine dikkat çekerek “Dava konusu işlem sayesinde yürütülen faaliyetin yaratacağı felaketlerin önüne geçilmesi için öncelikle dava konusu işlemin yürütülmesinin durdurulması, itiraz ve taleplerimizi yüz yüze anlatmak istediğimizden duruşma açılması, temyiz incelemesi sonunda kararın bozularak, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi istemli olarak bir kez daha temyiz başvurusunda bulunuyoruz.” dedi.

NEYE İTİRAZ EDİLDİ?

Cangı temyiz itirazı ile ilgili olarak, maden sahasındaki keşfin usüle uygun yapılmadığının, bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığının, dosyada çürütülmemiş bir rapor bulunduğunun ve raporun hükme esas alınamayacağının altını çizdi.

İzmir’in kendi havzasının dışından gelecek suya muhtaç olduğunu söyleyen avukat Cangı, “İzmir'e 100 küsur km mesafedeki Gördes barajından neden su getirilmeye kalkışılıyor?” diye sorarak Çamlı Barajı’nın yapımının önemine değindi. Cangı şöyle konuştu; “Bir türlü deliği kapatılamayan Gördes barajının maliyeti neden İzmirlilere yükletilmek isteniyor? Neden mi? İzmir’in en önemli yüzeysel su havzasında Efemçukuru’ndaki dava konusu altın madeni işletmesi yüzünden. Dava konusu işletmenin İzmir’e ödettiği bir başka bedel daha vardır; maden yüzünden yaklaşık 200-300 bin kişinin içme suyunu karşılamak için planlanan Çamlı Barajı’nın yapılmasına izin verilmemektedir. Çamlı Barajı yaptırılmadığından İzmir başka havzaların suyuna muhtaç hale getirilmiştir. Özet olarak, dava konusu uyuşmazlık İzmir'de yaşayan herkesin sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkını doğrudan etkilemektedir. Bu işletmenin sonuçlarından bölgenin ekosistemi ve İzmir Kenti’nde yaşayan herkes doğrudan etkilenecektir.”

Efemçukuru ile ilgili çalışmalar yapan Jeoloji Yüksek Mühendisi Savaş Dilek, Efemçukuru Altın Madeni’nin İzmir’in su havzası için büyük risk yaratacağının şimdiye kadar pek çok bilimsel rapor ile belgelendiğini ve bu raporlara dayanarak mahkemelerce pek çok karar verildiğini söyledi. Madene açılan davanın ilk aşama yargılamasında yapılan keşif çalışmalarına dikkat çeken Dilek, keşif sırasında bilirkişiler tarafından pasadan, flotasyon atıklarından, yan kayaç ve ekonomik olmayan kayaçlardan, gözlem kuyularından alınan örnekleri hatırlatarak şöyle konuştu, “Hakim ve davanın taraflarının gözü önünden alınan bu örnekler İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü laboratuvarında analiz edildi. Analiz sonucunda ‘arsenik (As), kadmiyum (Cd), bakır (Cu), kurşun (Pb), mangan (Mn), nikel (Ni), selenyum (Se), kükürt (S), çinko (Zn) elementlerinin dünya kabuk ortalaması (DKO) seviyelerini aştığı’nı tespit eden 107 sayfalık bir bilirkişi raporu hazırlandı.”

Düzenlenen bilirkişi heyeti raporu sonunda İzmir 1.İdare Mahkemesi'nin 16.04.2015 tarih ve 2013/801 Esas, 2015/577 Karar sayılı kararı ile kapasite artırımı ÇED olumlu belgesinin iptal kararı verdiğini hatırlatan Dilek, daha sonraki keşifler için gelen bilirkişi heyetinin hazırlıksız geldiğini söyledi.

‘SU HAYATTIR’

Hukukun yok sayıldığını da söyleyen Dilek, “Her yanıyla hukukun usul ve esas kuralları yok sayılarak verilen karara karşı temyiz yoluna başvurulmuştur. Yargılama sonucu ne olur bilemiyoruz, ancak İzmir’in su havzası 1 Haziran 2011 tarihinde bu yana kapasitesi artırılarak kirletildiği gerçeğini bir kez daha belirtmek istiyoruz. Ne yazık ki yargı süreci, kirletmenin kılıfı işlevini görmeye başlamıştır. Bu aşamadan sonra, İzmir’in yerel yönetimi, demokratik baskı grupları ve İzmirliler olarak sesimizi daha fazla yükseltmemiz gerekiyor. Su hayattır, su havzasında altın madeni işletilemez, Efemçukuru Altın Madeni derhal kapatılmalıdır.” dedi.

İzmir Tabib Odası Çevre Komisyonu’ndan Oya Otyıldız, Dokuz Eylül Üniversitesi’nin bilirkişi raporuna dikkat çekerek keşif sırasında alınan örnekleri hatırlattı. “Alınan örneklerde arsenik (As), kadmiyum (Cd), bakır (Cu), kurşun(Pb), mangan(Mn), nikel (Ni), selenyum(Se), kükürt (S), çinko(Zn) elementlerinin dünya kabuk ortalaması (DKO) seviyelerini astığını, bu elementler arasında As, Cd, Cu ve Zn elementlerine ait değerlerin ÇED raporları içeriğinde belirtilmiş seviyelerin üzerinde olduğunu, özellikle Cd (1397 ppm) ve Cu (7806 ppm) metallerinin (DKO) değerlerinin çok üzerinde olduğu"nun tespit edildiğini belirttiler.” diyen Otyıldız, şirketin hazırlattığı bilirkişi raporunu eleştirdi. İzmir dışından gelen bilirkişilerin yanlarında hiç bir malzeme getirmediğinden pasa ya da su gibi örnek alınmadığına 7 sayfalık bir bilirkişi raporu ile şirket güzellemesi yapıldığının altını çizen Otyıldız, tüm itirazlara rağmen uygun olmayan yerlerden örnek alınması sonucu davayı kaybettiklerini söyledi.

AĞIR METALLAR TEHDİT EDİYOR

Efemçukuru’nun arsenik açısından zengin olduğunu sözlerine ekleyen Otyıldız şöyle konuştu; “Bu işletme ile milyonlarca yıldır doğayla barışık halde sessiz duran arsenik ve diğer ağır metaller hareketlenip yer altı ve yer üstü sularına karışacak, bir anlamda çeşmelerimizden zehir akacak. Ayrıca madende yapılan cevher zenginleştirme işlemi sırasında azotlu ve sülfürlü bileşikler atmosfere salınarak havamızı kirletecek. Arsenik DSÖ tarafından kanserojen yani kanser yapıcı madde ilan edilmiş durumda. Mesane ve cilt kanseri başta olmak üzere çeşitli sistem kanserlerine neden oluyor. Ağır metaller vücutta birikirler, atılamazlar. Ağır metallere maruz kalmanın sıklığı ve miktarı ile orantılı olarak kanser, kansızlık, düşük doğum ağırlıklı bebekler, anomalili bebekler, tiroid hastalıkları, dolaşım bozuklukları, çeşitli nörolojik bozukluklar gibi pek çok hastalığa neden olurlar. Hekimlikte aslolan hastalanmayı önlemektir. Geliyorum diyen hastalıklara neden davetiye çıkaralım? İzmirliler neden böyle bir risk alsınlar?”

Efemçukuru’nun kapasite arttırarak çalışması sonucunda ne olacağını sorduğum Otyıldız, “Bunu düşünmek bile kötü. Temiz ve sağlıklı su olmadan sağlıklı yaşam olmaz. Çeşmelerinden arsenik akan İzmir bir kanser kenti haline gelir. Ayrıca İzmir su fakiri bir kent ve önümüzde kurak dönemler olduğu söyleniyor. Efemçukuru'nda daha önce yapılması planlanan Çamlı Barajı (ki 300 000 kişinin su ihtiyacını sağlayacak) altın madeni yüzünden yapılmıyor, yani su altına feda ediliyor. Su olmadan sağlık olmaz. Temiz hava olmadan sağlık olmaz. Suyumuzun havamızın kirlenmesine, geleceğimizin yok edilmesine izin vermeyelim. Su havzamızdaki bu işletmenin derhal kapatılması gerek.” sözleriyle Efemçukuru Altın Madeni’nin kapatılmasını talep etti.

Avukat Cangı da bilirkişi raporunu eleştirerek Enerji Bakanlığı tarafından verilen ruhsat iptal davasında alınan Prof. Dr. Gültekin Tarcan tarafından düzenlenen rapora dikkat çekti. Tarcan’ın raporuna göre, maden alanındaki yer altı suyu akım yönü Kokarpınar Deresi’ne doğru. Kokarpınar Deresi ise İZSU’nun yapmayı planladığı Çamlı Barajı’nı besleyen ana derelerden biri. Çamlı Barajı’nın su toplama alanında kalan alanda bölge halkının içme ve sulama suyu olarak kullandığı su koyuları mevcut. Organik tarımın yapıldığı bölge madencilik faaliyetinden dolayı, ek kimyasal maddeler kullanılmasa bile, mineralojik değerlendirmelerde değinilen ağır metal içeren minerallerin madencilik etkinlikleriyle suda çözünürlüklerinin artması nedeniyle yeraltı sularının kalitelerinin bozulmasına neden olması açısından çok önemli

İZMİR'DE SU NEDEN BU KADAR PAHALI?

Tarcan’a göre, maden asit maden sularının ve bunların çözeceği başta arsenik, kurşun, bakır ve çinko olmak üzere ağır metallerin yer altı ve yer üstü sularına bulaşmasına neden olacağından, sadece Efemçukuru Köyü değil, başta üzüm festivali ile öne çıkan Kavacık Köyü olmak üzere çevre köylerin içme ve sulama sularının kirlenmesine yol açacak.

Efemçukuru İçin El Ele’den Barış Özel ise madenin sadece Efemçukuru Köyü’nü değil Kavacık Köyü’nü de kirlettiğini de söyleyerek, köyde Halim Çatıkkaş adlı keçi çobanının 55 tane keçisinin maden açıldıktan 1,5 yıl sonra suya karışan atıklar yüzünden öldüğünü iddia etti. Özel ayrıca dönemin belediye başkanı Aziz Kocaoğlu’nun önceleri madene karşı olduğunu fakat Bakan Veysel Eroğlu ile görüşmesi sonrasında fikrinin değiştiğini söyledi. Özel şöyle konuştu; “Bu bir ‘kirli sözleşmedir’ Bakan Eroğlu, maden şirketi ile anlaşarak Çamlı Barajı’nı yaptırmadı. Çünkü uluslararası tahkime yüklü miktarda tazminat ödeyecekti. Eroğlu tazminat ödememek için de Gördes’ten su getirmek istedi.” 

Gördes’teki Zorlu Holding’in nikel madenini de hatırlatan Özel, maden nedeniyle suya arsenik bulaştığını iddia etti. Gördes’ten İzmir’e, döşenen 120 km.’lik isale hattıyla yıllık olarak 60 milyon m3 su getirilmesi planlandığını, su arsenikli olduğu için Manisa Nuriye’de 2011’de 20 milyon liraya, Bornova Kavaklıdere’de 2015’te 56 milyon liraya arıtma tesisleri yapıldığını belirten Özel, “Gördes Barajı’nın tabanındaki çatlaklar giderilemediği için hiçbir zaman bu su akışı sağlanamadı ve hâlâ sağlanamıyor” dedi. 

Tüm bu olayların vatandaşın su faturasına yansıdığını söyleyen Özel şöyle konuştu; “İzmir’de katı atık bedeli neden bu kadar yüksek? Sadece katı atık sorunu yüzünden mi yoksa suyu pahalıya mal ediyoruz diye mi? İzmir’de su da pahalı katı atık bedeli de. Vatandaşa çok yüksek su faturaları ödetiliyor. İzmir katı atık da ve su da kötü yönetiliyor. İzmir’de yaşayan insanlar kötü su ile tarım yapıyor. O ürünler belki semt pazarlarına geliyor. Altın zenginleştirme yöntemleri kullanılırken havaya bazı gazlar karışıyor. Burada kimyasallar kullanıyorlar. Kullandıkları kimyasallar havada sülfürik asite dönüşüyor. Bunlar bitkilerin üzerine yağıyor. Bazı ceviz ağaçları kurudu. Cevizler neden kurudu? Sağlık taramaları yapılıyor mu? Hiçbir bölgede sağlık taraması yapılmıyor. Yapılsa bile yayınlanmıyor. Bölge halkının sağlığı etkileniyor ama açıklanmıyor. Veysel Eroğlu’nun tazminat ödememesi için vatandaşın sağlığı ile oynanıyor. Vatandaşın sağlığını maddi olarak satmak zorundayız. Bu artık sefalet durumudur.”

Yorumlar (0)
banner96
banner178
11°
parçalı bulutlu
Günün Karikatürü Tümü
Anket Tümü
İstanbul hezimetinin ardından AKP iktidarı erken seçime gider mi?