Altın için Manisa’ya mı mahkum ediliyoruz?

Efemçukuru Köyü’nde bulunan Efemçukuru Altın Madeni’nin Çevresel Etki Değerlendirme olumlu kararının iptali için temyize başvuruldu. Maden, Çamlı Barajı’nın yapımında engel olduğu için de tepki topluyor

ÇEVRE 18.10.2019, 09:09 18.10.2019, 09:23
Altın için Manisa’ya mı mahkum ediliyoruz?

ASYA YAŞARİKİZ / İZ GAZETE - Menderes’e bağlı Efemçukuru köyü, Kanadalı Eldorado Gold Mandecilik firmasının Türkiye’deki şirketi Tüprag’ın Efemçukuru Altın Madeni ile tehlike altında. Altın madeni, sadece Efemçukuru Köyü’nün değil İzmir’in suyunu, doğasını tehdit ediyor.

Efemçukuru, İzmir kentinin içme suyunun yaklaşık %40’ını karşılayan Tahtalı Barajı koruma alanı sınırında ve yaklaşık 200 bin kişinin içme suyunu karşılamak için planlanan Çamlı Barajı’na su sağlayacak derelerin mutlak koruma alanı içinde yer alıyor.

Efemçukuru’nda 1 Haziran 2011 tarihinden bu yana altın aranıyor. Uzmanların ‘büyük risk yaratarak’ faaliyetini sürdürüyor dediği işletme, 10 yıllık maden arama süresini 17 yıla çıkardı.

EGEÇEP, bölgede yaşayan ve topraklarını söz konusu madene satmayarak tek başına direnen Ahmet Karaçam ve ekolojist avukat Arif Ali Cangı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından; Tüprag şirketine Efemçukuru altın madeni kapasite artışı projesi için verilen 31.12.2012 tarihli Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu kararının iptali için temyize başvurdu. Davacılar yanında İZSU da yer alıyor.

TEMYİZE GİDİLDİ

19.09.2019 tarihli 2018/1054 E. 2019/1059 K. sayılı kararın bozulması için yapılan temyiz başvurusu, hukuka aykırı olan işlemin doğurduğu çevresel risklerin önüne geçmek için öncelikle dava konusu işlemin yürütülmesinin durdurulması, ivedi yargılama usulünde, temyiz aşamasında davanın esastan sonuçlandırılması olasılığı bulunduğundan temyiz incelemesinin duruşmalı yapılması, temyiz incelemesi sonunda yerel mahkeme kararının bozulması istemiyle yapılıyor.

1. İdare Mahkemesi 16.04.2015 tarihinde şirketin kapasite artırımı ÇED olumlu belgesinin iptaline karar verdi. Bu karar, analizlerin yapıldığı İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Laboratuvarının akredite olmadığı ve bilirkişilerin İzmir üniversitelerinden olduğu gerekçesiyle Danıştay tarafından bozuldu. Danıştay’ın bozma kararı doğrultusunda 01.06.2017 tarihinde maden işletmesi sahasına keşfe gidildi. Ancak, keşfin başlangıcında, mahkemenin bilirkişilere açıklayıcı bildirim yapmaması ve bilirkişilerin hazırlıksız gelmelerinden dolayı pasadan, kuru atıklardan, yüzeysel ve yeraltı sularından örnekler alınıp tahlil yapılmasının mümkün olamayacağı belirtildi. Davacılar tarafından bu eksikliğin giderilmesi için "bilirkişiler tarafından verilecek ön rapor doğrultusunda, Mahkemenin yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi kararı alması" talep edildi. Yapılan itirazlara rağmen İzmir 1.İdare Mahkemesi'nin 25.10.2017 tarihli kararı ile davanın reddine karar verildi.

4 YIL ÖNCEKİ GİBİ

08.03.2019 tarihinde yapılan keşif duruşmasına, İzmir 1. İdaresi Mahkeme heyeti ve bilirkişilerin yanı sıra davacı İzmir Tabip Odası'nın avukatı Mithat Kara, EGEÇEP'in avukatı Arif Ali Cangı, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Helil İnay Kınay, İZSU'nun avukatı Kaan Karaca ve davalı Tüprag Şirketinin temsilcileri katıldı.
İZSU ve EGEÇEP avukatları ile ÇMO şube başkanı mevcut kirlilik yükünün öğrenilmesi için atık su toplama havuzu ve doğu havuzundan numune alınmasını talep etti fakat 4 yıl öncesinde olduğu gibi bu talep şirket yetkilileri tarafından gerekli ekipman ve donanım olmadığı gerekçesiyle geri çevrildi.

Konu ile ilgili görüştüğümüz avukat Arif Ali Cangı, Mart ayında yapılan keşfin usul ve yasalara uygun olmadığını ve bilimsellikten uzak yapıldığını söylüyor. Temyize giden avukat, madenin büyük risk taşıdığını söyleyerek Enerji Bakanlığı tarafından verilen ruhsat iptal davasında alınan Prof. Dr. Gültekin Tarcan tarafından düzenlenen rapora dikkat çekti.

RİSK FAKTÖRÜ

Tarcan’ın raporuna göre, maden alanındaki yer altı suyu akım yönü Kokarpınar Deresi’ne doğru. Kokarpınar Deresi ise İZSU’nun yapmayı planladığı Çamlı Barajı’nı besleyen ana derelerden biri. Çamlı Barajı’nın su toplama alanında kalan alanda bölge halkının içme ve sulama suyu olarak kullandığı su koyuları mevcut. Organik tarımın yapıldığı bölge madencilik faaliyetinden dolayı, ek kimyasal maddeler kullanılmasa bile, mineralojik değerlendirmelerde değinilen ağır metal içeren minerallerin madencilik etkinlikleriyle suda çözünürlüklerinin artması nedeniyle yeraltı sularının kalitelerinin bozulmasına neden olması açısından çok önemli tehlikeler içeriyor.

KAVACIK DA TEHLİKEDE

Tarcan’a göre, maden asit maden sularının ve bunların çözeceği başta arsenik, kurşun, bakır ve çinko olmak üzere ağır metallerin yer altı ve yer üstü sularına bulaşmasına neden olacağından, sadece Efemçukuru Köyü değil, başta üzüm festivali ile öne çıkan Kavacık Köyü olmak üzere çevre köylerin içme ve sulama sularının kirlenmesine yol açacak.

Efemçukuru Altın madeni, insan ve doğa yaşamın önünde bir risk olmasının yanı sıra Çamlı Barajı’nın önünde de bir engel.

İZSU BARAJ İSTİYOR

Görüşünü aldığımız TMMOB Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Helil İnay Kınay, içme suyu ve atıksu tesislerinin sayısı ve kalitesi bakımından İzmir’in önde gelen kentlerinden biri olduğunu söyleyerek şu uyarıda bulundu; “İzmir yeterli suya sahip olamadığı için kilometrelerce öteden Gördes Barajı’ndan su temini sağlamak için bir planlama yapılmıştır. Bir taraftan kilometrelerce öteden yüksek maliyet ve işgücü harcanarak su temin eden İzmir, gelecekteki su kaynağı olan Çamlı Baraj Havzasında Altın Madenciliğinin getirdiği kirlilik riski ile karşı karşıyadır."

İzmir’in su kaynaklarının geri dönüşü olmayan bir sürece girebileceğini söyleyen Kınay “Kentimizde Gediz, K. Menderes, Kuzey Ege, Gördes Havzalarını değerlendirdiğimizde kalite ve miktar olarak bulunduğu durum; su kaynaklarımızın karşı karşıya bulunduğu çevresel risklerin yönetilemediği ve acil planlama ve yönetim süreçleri gerçekleştirilemezse geri dönüşü mümkün olmayan noktalara ilerlediğinin de bir göstergesi. Kentimizin İçme suyu kaynağı olan Tahtalı Baraj Havzası İle İZSU Yönetmelikleri ile de koruma altında tutulmaya çalışan havzada kentleşme ve sanayi baskısı mevzuat değişiklikleri ile koruma kapsamının yumuşatılması yaşam kaynaklarımızın da bu baskılara feda edilmesinin önünü açacaktır. Mevcut durumu ile karanlık bir tablo olarak karşımıza çıkan su yönetimi; İklim Değişikliğinin getirdiği diğer olumsuz süreçlerle de su kaynaklarımızın korunmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göz önüne seriyor. İklim olaylarındaki değişimler, yağış ve sıcaklık rejimi değişiklikleri, sel, afet, kuraklık süreçleri ile kentlerimiz altyapı eksiklikleri ile su kaynaklarımız da büyük risk altında.” değerlendirmesini yaptı.

FARKLI GÖRÜŞLER

Kınay, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İZSU’nun Çamlı Barajı’nı zorunlu gördüğünü fakat DSİ’in Çamlı Barajı’nı istemediğine dikkat çekti. “Kentin su yönetiminden sorumlu iki kuruluş politikaları İzmirliyi sağlıklı suya ulaşma konusunda tehlikede bırakmaktadır. Bununla birlikte maden işletmesinin mevcut hali ile yarattığı kirlilik mahkeme kararları ve bilirkişi raporları ile ortaya konulmuş ve ÇED kapasite artışına ilişkin ÇED olumlu kararı İptal edilmişken; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından tüm bu aşamalar göz ardı edilerek ÇED kapasite artışına ilişkin ÇED süreci yeniden yürütülmüş ve ÇED olumlu kararı yenilenmiştir.” diyen Kınay, İzmir’in Efemçukuru’nun kirlilik riski ile baş başa bırakıldığının altını çizdi.

Kınay, maden bölgesinde yapılan bilirkişi keşfine de itiraz ederek “Mahkeme tarafından oluşturulan son bilirkişi incelemesinde, mevcut kirlilik yükünün tespitine yönelik olarak atık su toplama havuzu ve doğu havuzundan alınması talep edilen numunelerin, numune alınmasına yönelik ekipman ve teknik yetersizlik nedeni ile alınmaması, firma tarafından kova, ip vb. teşkilatın ve iş güvenliğinin sağlanamaması gerekçeleri ile yerine getirilmemesi keşfin yetersizliğini ortaya koymuştur.” dedi.

COĞRAFYAYA İHANET

Jeoloji Yüksek Mühendisi Savaş Dilek,bilirkişi keşif raporuna tepki göstererek, “Bu yüzde stoklanacak 3.8 milyon ton kuru atığın ne kadar tehlikeli olduğu; toprağın, suyun ve ekosistemin ne kadar büyük risk altında kalacağını göstermektedir. ÇED’e kuru atık tabanının jeomembranlı geçirimsizlikle ne kadar sızdırmazlık güvencesi verilmeye çalışılırsa çalışılsın, kapasite artışı ile 3,5 misli artacak kuru atığın tehlikesi ortada iken bunu masum göstermek bu coğrafyaya ihanettir.” dedi

Ekolojist avukat Cangı İzmirlileri meseleye ortak olmaya davet ederek şu açıklamayı yaptı; "Altın madeni ile ilgili İzmir’in su havzası, damı Efemçukuru yöresi 1 Haziran 2011'den bu yana çalışan Efemçukuru Altın Madeninin tehdidi altında. Kapasite artırımına ilişkin 31.12.2012 tarihli ÇED olumlu kararının iptali davasının üçüncü aşaması da davanın reddi ile sonuçlandı. 08.03.2019 tarihinde yapılan keşif;maden şirketinin müsaade ettiği ölçüde yapılabildi, İzsu'nun istediği havuzlardan örnek alınmasına izin verilmedi, ağır metal kirliliği tespiti açısından asıl incelenmesi gereken pasaya ulaşılması Şirket tarafından engellendi. Sanki bunlar hiç olmamış gibi; kirliliği asıl ortaya çıkartacak davacıların istediği örneklerin alınamadığı, keşif ve bilirkişi incelemesi yeterli bulundu ve davamız reddedildi. Kararı temyiz ediyoruz. Sonucu ne olur bilinmez. Şunu söyleyelim; bu iş, dava dosyalarına sıkıştırılmayacak, usul tartışmalarına kurban edilemeyecek, "bilirkişi"lerin insafına bırakılmayacak kadar önemli. Bu konu tüm İzmirlilerin meselesi olamadığı sürece; bu kent susuzluğa ve ağır metalle kirlenmiş suya mahkum olacak, bilesiniz."

Yorumlar (3)
Baha ŞENKÖK 1 ay önce
Elektrik çarpmasının insanı öldürdüğü bilinmekte, bu bir "Postülat". O nedenle ne ne istatistiki değerlendirme, ne de bilir-bilmez kişilerden buna dair bir rapor istenmiyor. Bilimsel olarak zararlı olduğunun tahmin edildiği durumlarda, postülatif olarak kanıt istenmeksizin, daima her ihtimale karşı insan, canlı, HABİTAT lehine kararla uygulama yapılması esastır. Durum tespiti: Altın madenlerinin Dünyadaki örnekleri vahim ötesi, bir felaket. Kaldıki onlar yerleşim alanlarından çok uzakta. İzmir'e ve diğer yerleşim alanlarına bu denli yakın, hem de yaşam kaynağı SU ve SUHAVZALARI civarında böylesi bir rant kaynağı OLAMAZ. Buna olumlu rapor veren sözde bilim insanları ise, ya kör, ya dehşetli yarı cahil, ya da tamamen rantın bir parçasıdır. Başka izahı yok! Kanadalı ve yerli yandaşları zengin olacak diye, bizim şimdi ve geleceğimizi öldürenlere lanet olsun!
Kimya Yük.-Müh. Rezzan ÖZKÖK 1 ay önce
Ülkemizin yağmalanışına "olur" raporu veren bilirkişi adında yetkisi olup sorumluluğu olmayan kişi ve kurumların hain olduklarının bir kanıtını daha görmüş olduk. Ülkemiz sözde demokratik seçimlerle gelen işgal çizmeleri altında ezilmektedir. Altıncı-Filo subayını red eden Abanoz Sokağı sakini meslek kadını, bu yağmalanışa çanak tutanların yüzlerine tükürmelidir.
Emine Ayan 1 ay önce
Kazdağlarını mahvettikten sonra, sıra İzmir'e mi geldi.... Doğal yaşamı, insan sağlığını mahvedip, ülkemizin yağmalanmasını istemiyoruz artık.!!!!
banner96
banner177
10°
açık
Günün Karikatürü Tümü
Anket Tümü
İstanbul hezimetinin ardından AKP iktidarı erken seçime gider mi?