Victor Hugo’nun “İzmir bir Prensestir” dediği bu güzel şehre ismini bir Amazon Kraliçesi vermiştir. Belki de kurucularının kadın olması İzmir’i tarih boyunca hep farklı kıldı. Doğunun yıldızı olarak nitelenen İzmir şehri dışında, işgal edilmesiyle savaş başlatan ve işgalden kurtulmasıyla bir savaş bitiren başka bir şehir yoktur.

Kurtuluş Savaşı yok edilmek istenen bir milletin topyekûn kadın, erkek, çocuk varoluş destanıdır. l. Dünya Savaşı bitip cepheden köylerine dönen Anadolu insanı artık yıkılan bir İmparatorluktan elinde kalan Anadolu coğrafyasında barış içinde yaşamak istiyordu. Mondros Ateşkes Anlaşması ise barıştan çok Osmanlı’nın son topraklarının da paylaşımı projesiydi. İzmir’in işgali Anadolu insanının bu gerçeği görmesini sağladı. Mustafa Kemal işgalin ertesi günü İstanbul’dan Bandırma Vapuru ile Samsun’a yola çıkarken,15 Mayıs’ta Hasan Tahsin’in attığı ilk kurşunun sesi Anadolu’nun en ücra köşelerine ulaşmıştı. İstanbul’dan Erzurum’a kadar ülkenin birçok ilinde işgali protesto mitingleri düzenlendi.

15 GÜN SONRA İZMİR’DE BULUŞURUZ

3 yılı aşkın süren savaşın ardından Büyük Taarruz bir Milletin varoluş mücadelesinin son halkasıdır. 26 Ağustos sabahı Mustafa Kemal Paşa Batı Cephesi Komutanı İsmet Bey’e her bakımdan baskın şeklinde yapılacak bir saldırı emrini verir. Büyük Taarruz Atatürk’ün askeri dehasının ve diplomasiyi medyayı kendi lehine kullanmasının zirve yaptığı bir süreçtir. Savaşın bu kadar kısa bir süre içinde kazanılacağına hiçbir ülke ihtimal vermiyordu.

26 Ağustos’ta başlayan Taarruzun ardından Avrupalı ülkeler TBMM Hükümeti’ni barış görüşmeleri için Avrupa’da bir şehirde toplanmaya davet ettiler. Atatürk ise “15 gün sonra İzmir’de buluşuruz” yanıtını verdi. Batı bu yanıtı ciddiye almadı. Çünkü Türk Ordusu’nun bu kadar kısa sürede İzmir’e ulaşmasını imkânsız görüyorlardı. Unuttukları en önemli şey ise Atatürk’ün hayatı boyunca tutamayacağı sözler vermeyen bir lider olduğuydu. Bu sözünü de tutacaktır.

Avrupalı ülkeler İzmir’in Yunan’da kalamayacağını Türkler’e de verilemeyeceği fikrinden hareketle İzmir’de bir muhtariyet yönetimine sıcak bakıyorlardı. İzmir’den ve ticaretin kalbi İzmir Limanı’ndan vazgeçmeye hiç niyetleri yoktu. Times Gazetesi’nde bu düşünce şu cümlelerle ifade ediliyordu. “İzmir ve çevresinin Türkiye'ye geri dönmesi imkân dışındadır. Yunanistan'a katılması da mümkün değildir. O halde en iyi çözüm mahalli bir muhtariyet oluşturulmasıdır.”

İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR İLERİ…

26 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde Yunan ordusu büyük bir yenilgiye uğradı. Bu tarih ve savaş 1699 Karlofça Antlaşmasından beri uzun yıllardır süren gerileme sürecinin de dönüm noktası olacaktır.

1 Eylül 1922 de Atatürk Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir İleri… emrini verir. Peki hiç düşündük mü neden Akdeniz kelimesini kullanmıştır Atatürk? Coğrafyacılar, Ege Denizi’nin Akdeniz’in uzantısı olduğunu belirtirler. Kurtuluş Savaşı’nda Yunanlılar İzmir’i işgal ederken, Ege Denizi’nde hakimiyetlerini ilan etmek için Ege Denizi dediler. Atatürk özellikle Akdeniz diyerek, Yunanlıların bu topraklardaki saldırgan politikalarına karşı çıktı.

2 Eylül'de Uşak'a girildi. Dumlupınar Meydan Muharebesi'nde kendisinin de haberdar olmadan Yunanistan Küçük Asya Ordusu'nun başkomutanlığına getirilmiş General Nikolaos Trikupis tutsak edildi. Yunan Ordusu’nu Takip Harekâtı insan üstü bir hızla ilerliyordu. Türk askeri dinlenmek ve uyumak istemiyordu. Çünkü kurtardığı her kasabanın, köyün, şehrin Yunanlılar tarafından yakıldığını, bölgedeki Türklerin de acımasızca katledildiğini görmekteydi.

9 Eylül günü Türk süvarileri üç yılı aşkın süredir yas çeken İzmir halkının sevinç göz yaşları arasında İzmir’e girdi. Süvarilerimiz, İzmir’e girerken birkaç yerde hafif ateşle karşılaşmaktan başka bir olay olmadı. Kordonboyu’ndan geçerken bir İngiliz müfrezesi tarafından selamlandı. Türk Bayrağı Hükümet Konağı’na ve Kadifekale’ye çekildi.

Birinci Süvari Tümeni Komutanı Mürsel Paşa bir Fransız harp gemisi telsizi vasıtasıyla, İzmir’e girildiğini Ankara’ya bildirdi. İzmir’de Türk halkının sevinci o denli büyüktü ki askerlerimiz çiçek yağmuru altında kaldı.

9 Eylül günü 3’ncü Kolordumuz Bursa’daYunan birliklerini geri atarak şehri kurtardı. Torbalı ve Menderes Vadisi’nden çekilen Yunan birlikleri, Seydiköy civarında kısa bir çarpışmadan sonra süvarilerimiz tarafından esir alındı. 9 Eylül günü; Menemen yakılmadan kurtarıldı, Seydiköy Türk kuvvetlerinin eline geçti. Akıl almaz bir hızla ilerleyen piyade birlikleri de bir gün sonra Başkomutan ile birlikte İzmir’e gelmişti.

Başkomutan İzmir’in alınışı dolayısıyla ordulara şu tarihi mesajını yayınladı:

İlk verdiğim Akdeniz hedefine varmakta orduların gösterdiği gayret ve fedakarlığı hürmet ve takdirle anarım. Elde edilen büyük muzafferiyetin yapıcısı olan kıymetli arkadaşlarıma en içten teşekkür ve tebriklerimi bildiririm. Orduların bundan sonra verilecek hedeflerin alınmasında da aynı fedakârlık yarışmasını göstereceklerine inancım tamdır.

Mesajından sonra 10 Eylül günü Mustafa Kemal İzmir’e gelir ve Hükümet Konağı’nda o kısa ama çok derin anlamı olan konuşmasını yapar: “Bu başarı milletindir.”

Gelin gibi kırmızı-beyaz renklerle süslenmiş otomobili Konak Meydanı’na girerken ağaçlar arasında gördüğü kuzu için “Aman şu kuzuyu kesmesinler” diyecek kadar hassastır ve hayvan sevgisi ile doludur. Atatürk’ün hassasiyetlerinden biri de bayraktı. Yunan orduları tarafından yakılıp yıkılmış 3,5 yıla yakın işgal altında kalmış bir milletin aslında ne kadar onurlu olduğunu şu tarihi anı anlatır. İzmir halkı gördüğü zulüm sonrasında yeniden özgürlüğüne kavuşmanın etkisiyle Yunan bayrağını bir atın kuyruğuna bağlarlar. Bayrak yerlerde sürünmektedir. Bunu gören Mustafa Kemal tüm dünyaya ve günümüze de örnek olacak şu sözleri söyler: “Bayrağı ters taşıyabilirler fakat yerde süründürmesinler. Bu bizim adetlerimize yakışmaz!”

Daha sonra Karşıyaka’da konuk olacağı İplikçizade Köşkü’nün kapı eşiğine serilen ipek Yunan bayrağının üzerinden geçmesini bekleyen kalabalık halka şu cevabı verecektir: “Bir milletin istiklalini temsil eden bayrak çiğnenmez…” Bayrağı kaldırtır ve içeri girer. Ruşen Eşref Ünaydın İşte sen İzmir’e ilk gün zaferinle böyle girdin diyecektir.

VE SAVAŞ BİTERKEN ATEŞ BU KEZ KALBE DÜŞER…

Mustafa Kemal Paşa, önce Karşıyaka’daki İplikçizade Köşkü’nde kalır; daha sonra ise Uşakizadelerin Göztepe’deki Köşküne taşınır. Bu taşınmanın en önemli sebebi belki de bu kez askeri diplomatik ya da stratejik değildir. Bu kez Mustafa Kemal kalbine hükmedememiştir. Uşakizadelerin kızı Latife Hanım’a gönlünü kaptırmıştır. Ve onun daveti üzerine bu Köşkte çalışmalarını sürdürecektir. Mustafa Kemal’in hayatına belki de amazonların ruhunu taşıyan çağdaş İzmirli bir hanımefendi girecektir. Eğitimli donanımlı ve yürekli bu Türk kızı ile çok kısa bir süre sonrada evlenerek İzmir’in damadı olacaktır.

MUSTAFA KEMAL HEMŞEHRİMİZ OLUYOR

İzmirliler için belki bugün bile en büyük onurlardan birisi hiç kuşkusuz ki 24 Eylül 1922’de, kendisine İzmir Hemşeriliği verilen Mustafa Kemal Paşa ile hemşehri olmaktır. “Ben, bütün İzmir’i ve İzmirlileri severim. Güzel İzmir’in temiz kalpli insanlarının da beni sevdiğinden eminim” der. İzmirliler dün olduğu gibi bugünde Atalarını büyük bir coşku ile sevmektedir.

9 Eylül sadece İzmir’in ya da bir ülkenin işgalden kurtuluşu değildir. Aslında kadınların özgürlüğünü kazandığı savaşın simge şehri olmuştur. Bugün Türkiye’de İzmirli kızların özgüvenleri ve bu şehrin özgürlüğün simgesi olması hiç kuşkusuz tarihsel atmosferinin sonucudur. 9 Eylül 1922 İzmir’in Kurtuluş Bayramı olarak kutlanmıştır. Kurtuluş Bayramımızın 100. Yılı kutlu olsun…