DERLEYEN: YAĞIZ BARUT/ İZ GAZETE- Basın, sosyal medya ve internet haberciliğine ilişkin düzenlemeleri içeren, AKP ve MHP milletvekillerinin imzasını taşıyan Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşmeleri Meclis komisyonlarında devam ediyor.

Kamuoyunda ‘dezenformasyon yasası’ olarak bilinen, muhalefetin ve gazetecilik meslek örgütlerinin ise ‘sansür yasası’ olarak tanımladığı teklifi, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi ile İZ Medya Yayınlar Koordinatörü Murat Attila İZ TV’de değerlendirdi.

Dezenformasyonla mücadele edilirken özgür basına büyük yaralar açacağı düşünülen yasayla ilgili çekincelerini açıklayan Gappi ve Attila, Basın İlan Kurumu’nun (BİK) yazılı basın için yeni bir RTÜK görevi üstlenebileceğinin tehlikelerine işaret etti. Ayrıca her iki konuk da yasa teklifinde yer alan ucu açık, öznel ve siyasi iktidarlar tarafından istismar edilebilecek maddelere karşı uyarılarda bulundu.

‘BAŞTAN ANTİDEMOKRATİK’

Geleneksel medyanın çok uzun yıllardır Türkiye’de kamu yararı adına ‘eşik bekçiliği’ yaptığını ancak tekelleşmenin de etkisiyle siyasetin medya üzerinde giderek tahakküm kurmaya başladığını, siyasi iktidarların medya eliyle istediği gibi toplumu şekillendirebildiğini ifade eden Başkan Dilek Gappi, en öncelikli itiraz noktalarının bu gidişat olduğunu, yeni yasa teklifini de bu düzenin bir parçası olarak gördüklerini vurguladı.

Yeni basın yasasının basın meslek örgütleri ile yapılmamasını eleştiren ve “Bir toplum, sivil ve mesleki örgütlenmelerle demokratikleşebilir. Bu anlamda yapılan yeni yasa en baştan antidemokratik” diyen Gappi, tek bir merkezden tüm medyanın regüle edilmeye çalışıldığı bir yasayla karşı karşıya kaldıklarını ifade etti.

‘İYİ HAZIRLANMAMIŞ!’

Özgür basını daraltarak dezenformasyonla mücadele edilemeyeceğini de sözlerine ekleyen Gappi, “Yaklaşımlar birbirine çok karışmış durumda; haber ne, gazeteci kim, sosyal medya ne, blogger kim gibi soruların cevabını vermeden ve bunları ayırmadan toptan bir çözüm getirmeye çalışmak, sadece sistemi belli bir elden yönlendirmeye çalışmaktır. Kanunda bu karışıklıklar çok ve iyi bir alt yapı ile hazırlanmamış! Bu bir dezenformasyon yasası değil, bana tehdit olanları ne kadar engelleyebilirim yasasıdır” diye konuştu.

‘YASADA ZATEN YERİ VAR’

Dezenformasyonun suç kapsamına alınmasını da değerlendiren Gappi, “Basının zaten kendi meslek ve etik ilkeleri mevcut. Ceza yasasında da dezenformasyonun yeri var. Ancak şunu unutmamak gerekir; bazen siz bir gazeteci olarak gerçekleri yazarsınız ama o gerçekler ne iktidarın ne de o günün koşullarına uymayabilir. Buna Uğur Mumcu’nun, ‘Tarikatlarda yetişen gençler, bir gün gelecek cumhuriyeti yıkmaya başlayacak’ sözlerini örnek veriyorum. O günün koşullarında haberin gerçekliğini bilemezsiniz! Öyle ki Mumcu’nun o gün söylediği şeyler bugün gerçek çıktı. Haberin gerçekliği; haber örgütleri, etik ilkeler ve meslek ilkeleri kapsamında değerlendirilmelidir” dedi.

‘BİK DAHA ADİL OLMALI’

Türkiye’nin büyük bir ekonomik kriz yaşadığını, bundan en çok basının etkilendiğini söyleyen ve dezenformasyonla mücadelede basının önemine vurgu yapan Gappi, “Gazetelerin tüm girdi maliyetleri artıyor ama bunun karşılığında aldıkları ilanlar, reklam payları artmıyor. Basın tam bir kıskaç içinde. Bu anlamda gazeteler, her geçen gün zayıflarken dezenformasyonla mücadele etmeniz imkânsız! Aslında dezenformasyona karşı elinizdeki en büyük güç yazılı basındır. Çünkü buralarda bir haber, birkaç elden geçerek, doğruluğu teyit edilerek, eşik bekçiliği yapılarak yayımlanır. BİK de bu anlamda, yani gazetelerin yaşaması anlamında çok önemli bir güçtür. Ancak siz BİK’i gazeteleri yaşatan bir güç olmaktan çıkarıp denetleyici bir güç yaparsanız sorunları büyütürsünüz. Öte yandan kaynakları kullanan bir mekanizmaya çok fazla denetleme verdiğinizde bir süre sonra siyasi olarak da kullanılmaması çok zordur. Bu yeni yasayla birlikte BİK’in yazılı basın için yeni bir RTÜK olma tehlikesi taşıdığını görüyoruz. Keşke BİK için daha adil bir anlayış ortaya konabilse. BİK’in denetleyiciliği büyük soru işaretleri yaratacak. Çünkü haberle ilgili denetleyicilik ancak evrensel ilkelere ve ilgili meslek örgütlerine bırakılmak zorundadır. Evet BİK çok önemli ve güçlendirilmelidir ancak üzerinde sorun yaratacak tahakkümlerin de olmaması gerekir. Dezenformasyona karşı önlem alalım derken halkın gerçeği öğrenme hakkının elinden alınması gibi bir tehlikeyi de söylemek zorundayız” diyerek önemli uyarılarda bulundu.

DOĞRU KRİTERLERİ BELİRLEMEK ÖNEMLİ

“Web sitelerinin destek alması elbette gerekir ama peki hangi web siteleri destek alacak. Haber sitelerine destek verilecekse kriterleri ne olacak?” diyerek internet haberciliği adına yasada boşluklar olduğunu söyleyen Gappi, bu sorunların BİK eliyle çözüleceğini ancak BİK Genel Kurulu’nun yüzde 70-80’inin bağımsız olmadığını, en önemlisi de sektörün içinden olmadığını aktardı. Gappi, “Yerel gazetelerin zaten zor yaşadığı bir dönemde web sitelerini de işin içine alırsanız o havuzu da çökertirsiniz. Üstelik basının en çok zedelendiği, her isteyenin gazetecilik yapabildiği bir dönemde doğru kriterleri belirlemek çok önemli. Hangi web sitesinin haber sitesi olduğunu bıraksınlar meslek örgütleri tartışsın. Sorunları çözmek isterken tüm sistemi kendinize göre düzenlemeye kalkamazsınız. Ayrık otlarını yok ederken tarlayı baştan sürmeye de gerek yok” dedi.

YASA ÇIKARSA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ KALMAZ!

İz Medya Yayınlar Koodinatörü Murat Attila ise yeni yasadaki ucu açık, öznel değerlendirmeler yapılabilecek maddeleri ve BİK’in denetleyici yetkilerinin genişletilmesini eleştirdi. Attila, “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma gibi yeni bir ceza oluşturuluyor ve bunu da halk arasında panik yaratmak, genel kamu düzenini bozmak gibi çok ama çok ucu açık kavramlarla yapmaya çalışıyorlar. Hâlbuki Türk Ceza Kanunu basın yoluyla işlenen suçları zaten belirlemiş. Burada Basın İlan Kurumu’na (BİK) da ‘güçlendirme’ adı altında çok geniş yetkiler veriliyor. BİK’e Basın Ahlak Esasları diye başka bir sopa daha veriliyor. Gazetecinin görevi gerçekleri doğru bir biçimde yazmaktır, eğer siz bunu çok öznel ve hamasi sözlerle kurgulamaya kalkarsanız kötü niyetli bir erk bu yasayı toplum yararı için değil, kendisi için kullanır. BİK’in 1961 yılındaki kuruluş gerekçelerine baktığımızda iktidar tarafından basın üzerine uygulanan sansür, baskı, kayırmacılık gibi olumsuzlukların ortadan kaldırılması olduğunu görüyoruz. BİK; özerk, düzenleyici, eşit kaynak yaratıcı ve basının hem iktidarlardan hem de sermayeden bağımsız olarak ayakta kalabilmesi için kurulan bir kurum. Çok iyi niyetle kurulmuş bir kurum ve her zaman söylüyorum BİK olmasa Türkiye’deki yerel basının yüzde 80’i kapısına kilit vurmak zorunda kalır. Ayrıca sosyal medya olgusunu da biliyoruz ve elbette devlet bu konuda düzenleyici görevini yapması lazım ama bunu herkese eşit mesafede yapmak zorunda. Ancak yıllardır hükümetlerin kendini devlet gibi görmesine, siyasi iktidarların kendi bekasını devletin bekasıymış gibi göstermesine şahit oluyoruz. Burada da ‘Biz yaptık oldu’ anlayışı olduğunu görüyoruz. Dezenformasyon gerçekten üzerine gidilmesi gereken ve bizim mesleğimizi zedeleyen bir olgu. Çünkü her önüne gelen, kendine gazetecilik tanımı yapabiliyor ve mesleğimizi kötü anlamda kullanabiliyor. Ancak bütün bunlarla mücadele etmenin yolu da bu işe hepimizin katkı koymasından geçiyor. Örneğin, gazetecilik meslek örgütlerimizin oda statüsüne kavuşması gerekiyor. Bugün herhangi bir kimse; doktorum diyerek ameliyat yapamaz, avukatım diyerek mahkemeye çıkamaz. Ancak maalesef herkes istediği gibi ‘Ben gazeteciyim’ diye ortaya çıkabiliyor” diye konuştu.

HOTAR ÖRNEĞİNİ VERDİ

Başkan Dilek Gappi’nin de söylediği gibi BİK’in yazılı basın üzerinde yeni bir RTÜK olması endişesini taşıdığını kaydeden Murat Attila, “Yasa bu haliyle çıkarsa gerçekten Türkiye’de basın özgürlüğünden bahsetmemiz pek mümkün olmayacak. Net bir örnek vereyim; yakın zamanda Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Rektörü Nükhet Hotar, İzmir’deki 8 gazeteyi birden BİK’e şikâyet etti. Şikâyet konusu da CHP İzmir Milletvekili Özcan Purçu’nun DEÜ ile ilgili Meclis’e verdiği bir soru önergesini haberleştirmekti. BİK de bu 8 gazeteden savunma istedi. Diyorlar ki gazeteler, soruşturulması imkan dahilinde olan konuları soruşturmadan haber yapamaz. İyi de zaten vekil o konu soruşturulsun diye Meclis’e sorular soruyor, biz de bunun haberini yapıyoruz. O zaman biz sayın cumhurbaşkanının da her söylediğini soruşturacak mıyız mesela? Yasada bu tip sakıncalar var ve burada BİK Genel Kurulu 36 üyeden 42 üyeye çıkıyor. Bu eklenecek 6 yeni üyeden biri de haberlerimiz için bizi BİK’e şikâyet eden Sayın Nükhet Hotar olacak. Şimdi böyle bir zihniyetteki isim, basın yasasının alt yapısını nasıl yapacak, şimdi biz buna nasıl güvenelim? Bu anlamda da BİK’in içerik ve haber denetlemesi yapmasını çok tehlikeli görüyorum. Yasalar zaten gerekli cezaları tarif etmiş. Yani mahkemelerin görevlerini RTÜK ve BİK gibi kurumlara veremezsiniz. Siz objektif kriterleri denetleyin; bir gazete kaç fikir işçisi çalıştırıyor, günlük kaç tane gazete satıyor bunlara bakın. İçerik değerlendirmek sizin göreviniz olamaz. Aksi takdirde basın özgürlüğünden bahsedemeyiz” ifadelerini kullandı.

İZMİR’İN GÜCÜNÜN VE MİRASININ FARKINDAYIZ

İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, cemiyetin tarihi projesi olan ve bugün akşam 18.00’da Alsancak Tarihi Havagazı Fabrikası’nda açılışı yapılacak Uluslararası Basın Merkezi’ni de İz TV’de anlattı. Gazetecilerin mesleki gelişimlerini ve dünya medyası ile bağ kurmalarını sağlayacak, genç gazetecilerin dünyadaki teknolojik gelişmelere erişimini kolaylaştıracak Uluslararası Basın Merkezi’nin önemine değinen Gappi, şunları söyledi:

“Gazeteciliğin tekrar idealist yaklaşımına geri dönmesini istiyoruz. Doğru habercilik ve halkın doğru bilgiyi alma hakkının arttırılması gerekiyor. Basın bitmez; gerçek habere olan ihtiyaç bir toplum var olduğu sürece devam eder. Bir toplumun yaşamı ve onurlu duruşu aslında özgürlüğü, bağımsızlığı ve doğru haber almasıyla orantılıdır. Bu noktada bizim şikâyetleri kesip proje ve çözüm odaklı ilerlememiz gerekiyor. Biz de İzmir Gazeteciler Cemiyeti olarak İzmir’in gücünü ve mirasını doğru kullanmak istiyoruz. Çünkü İzmir, özgür basının ve Hasan Tahsin’in mirasını taşıyor. O zaman bunları simgeleyecek yapı ve sistemlere ihtiyacımız var. Bu anlayışla uluslararası projeler yürütmeye başladık. Küçük kalıplardan sıyrılıp dünya basınını bir bütün görmek zorunda olduğumuzu düşünerek Uluslararası Basın Merkezi arayışına giriştik. Bunun için de bir mekân aradık ve bu mekânda özellikle genç gazetecilerin donanımlarını arttırmamız gerektiğini düşündük. Nihayet bu mekâna kavuştuk. 13 Haziran Pazartesi günü açıyoruz. Merkezimizde; konferans salonumuz, büyük bir stüdyomuz, laboratuvarımız, uluslararası basına erişim mekanizmalarımız, serbest gazeteciler için çalışma alanlarımız var. Burada, Avrupa’daki önemli kentlerin meslek örgütleriyle de iletişim halinde olacağız. Daha çok yurtdışı projesi yapabileceğimiz bir alt yapımız olacak. Gelişen dünyayı doğru okuyarak ve gençlere güvenerek gelecekte yol alabileceğiniz pek çok alan var. Bunu gerçekten inanarak söylüyorum. Asıl mesele bu mesleğe gönül vermiş gençleri kazanabilmek. Bunun için daha doğru ve sistemli projeler üretmeye devam edeceğiz.”