İzmir’e 15 Mayıs 1919 sabahı kıyıdan, üç koldan çıkan Yunan ordusunun ilk işlerinden birisi Göztepe Tramvay Caddesi ile Hükümet Caddesi köşesinde yer alan Askeri Otel’in ismini 2 Mayıs Oteli olarak değiştirmek olmuştu. Zira Ortodoks takvimi kullanan Yunanistan için İzmir’in İşgali 2 Mayıs idi. Ancak 9 Eylül 1922 sonrasında, kendi ifadeleri ile Küçük Asya Felaketi (Μικρασιατική Καταστροφή, Mikrasiatiki Katastrofi) sonrasında ülkelerindeki pek çok yeni düzenleme ile 16 Şubat 1923'te Miladi takvime geçtiler. Bu nedenle 9 Eylül tarihi bir açıdan, dönemindeki Yunanistan’ın kendini güncellemesi veya rüyasından uyanması için olumlu bir gün olmuştu.

Dedesi Venizelos Krevattis 1770 Orlof, babası Kiriakos Venizelos hem 1821 Mora hem de 1866 Girit ayaklanmalarında yer almış bir ailenin çocuğu olan Eleftherios Venizelos 1910 yılında Yunanistan’da askeri yönetimin başkanlığına getirilmiş, 1912 yılından sonra Yunan siyasi tarihinde önemli bir kişi olmuştu. Kral 1. Konstantinos ile olan fikir ayrılığı 1917 yılında Konstantinos’un tahtı bırakmasına sebep olmuş ise Yunanistan içindeki Kralcılar ve Venizeloscular arasındaki sürtüşme Ege’deki işgal ordusuna da yansımıştı. Bu ayırım içine bir de Bolşevik ayaklanması sonucu komünistler eklenince ordu içinde üç başlılık ortaya çıkmıştı. Savaş karşıtı olarak görülen Konstantinos 1886'da Berlin Prusya Savaş Akademisinde eğitim almış 15 Ekim 1889’da Alman İmparatoru (Kaiser) II. Wilhelm'in kız kardeşi Prenses Sophia ile Atina'da evlenmişti. Bu nedenle 1. Dünya Savaşına Almanya yanında katılmak istemekte idi ancak Venizelos’un baskıları ile tahtı bırakınca Venizelos başa geçti. Artık Magali İdae Anadolu topraklarında gerçekleşecekti.

14 Kasım 1920’de Yunanistan’da yapılan genel seçimleri Venizelos’un kaybetmesi ve Kralcıların tekrar başa geçmesi ile 1921 yılında İzmir’e gelen Yunan Kralı Konstantin’in küçük kardeşi iyi bir süvari subayı olan Prens Andreas, Yunan Küçük Asya Ordusu Komutanı General Papoulas’ın emrinde 2. Kolordu Komutanı olarak atandı. Prens Andreas’ın 2. Kolordusunun Ankara’ya ilk giren birlik olması için elden gelen yapılıyordu. Ancak, Prens Andreas, Küçük Asya Orduları Komutanı Papoulas’ın emrini dinlemeyerek kolordusunu Sakarya’da başka yönlere kaydırması ordunun bölünerek geri çekilmesi ile sonlanmıştı.

Doğumuyla Yunanistan ve Danimarka Prensi unvanlarına sahip olan Prens Andreas, Danimarka Kralı IX. Christian'ın torunu ve 1903 yılında Kraliçe Victoria'nın büyük torunu olarak Windsor Sarayında dünyaya gelen Prenses Alice ile evlenmişti. Koyu bir Helen ve Türk düşmanı olan Prens Andreas, İngiltere Kraliçesi Elizabeth’in kocası ve Edinburgh Dükü unvanını alarak Kral olacak Philipe’in babasıdır.

Prens Andreas, oğlunun Korfu Adasında doğumu sırasında Anadolu’da Türklerle savaşmaktadır. Andreas’ın biyografilerinin bazılarında “hut burner” / “kulübe yakıcı” olarak anılması Eskişehir havalisinde pek çok Türk köyünün yaktırılması emrini vermesinden ortaya çıkmış olup bu eylemleri Eylül 1922’ye kadar, Yunan ordusunun İzmir’e geri çekilişi sürecine kadar devam ettirmişti.

9 Eylül’de Türklerin İzmir’e girişinden sadece 2 gün sonra, 11 Eylül 1922'de Yunanistan’da darbe olmuş, Kral Konstantin İtalya’ya kaçarken, Prens Andreas da ailesi ile birlikte Fransa’ya sığınmak zorunda kalmıştı.

Ancak daha önceleri, 30 Ağustos 1922 sonrasında geri çekilmeye başlayan Yunan ordusunun hızla işgal ettiği toprakları ve yerleşmeleri yakarak terk etmeye başlaması ile bu yerleşmelerde yaşayan Rum halkın çoğunluğu da İzmir’e doğru göç etmekteydi. Göç edecek gücü olmayanlar ise Türklerle yıllarca beraber dostane yaşadıklarını ileri sürerek yerlerinde kalmaya çalışmaktaydılar. Bununla beraber kısa süre içinde İzmir’e doğru göç edenlerin sayısı 600 bin kişiye erişmeye başlamıştı. Bunların bir kısmı İzmir dışındaki kıyı yerleşmelerden adalara geçmenin yolunu aramaktaydılar. Ancak, Metropolitlerinin müttefik devlet temsilcilerinden aldığı sözlü teminatlara dayanarak kendilerinin korunacağı ümidiyle, yoğun olarak İzmir’e göçülüyordu.

Rıhtıma yığılmalar İzmir Metropoliti Hrisostomos’un çabalarının tersine 6-7 Eylül, hatta daha önceleri başlamış ve kısa sürede sadece rıhtıma 150 bin kişi eşekleri, keçileri, balya ve denklerini taşıyan arabaları ile yığılmışlardı. Açıkta bekleyen gemilere gitmek için kendi ırkdaşları sandalcılara yalvarsalar da fahiş fiyatlarla karşılaşmakta, gidebildilerse ve açıkta bekleyen Müttefik Donanması gemilere tırmanmak isteseler de ellerine vurulan dipçik darbeleri ile denize düşmekteydiler. Hrisostomos her ne kadar önceleri 15-50 yaş arasındaki Anadolu Rumlarının ve Ermenilerinin, Yunan Ordusuna katılması gerektiği, aksi davrananların cezalandırılacağını hatta aforoz edileceğini bildirmiş olsa da Eylül ayında İzmir’de asker kaçağı yüzlerce Rum ve Ermeni dolaşmakta idi.

İzmir'de daha ılımlı bir politika izleyen Yunan Genel Valisi Stergiadis ile devamlı sürtüşen ve katı bir “megali idea” savunucusu olan İzmir Metropoliti Hrisostomos son dönemde hemen taraf değiştirmiş, maddi manevi desteklediği Yunan işgaline karşı İzmir’de yayınlanan Rumca gazetelerin yayın politikalarını tamamen değiştirmelerini sağlamıştı. Yayınlar artık Anadolu topraklarında Müslüman ve Hristiyanların birlikte yaşamaları gerektiğini savunmaya başlamıştı. Hatta İzmir Müftüsü ve başta Ermeni Metropoliti olmak üzere İzmir’deki tüm cemaat temsilcilerinden oluşan grubu 6–7 Eylül 1922 tarihinde toplayarak tüm şehir halkını sükûnete davet eden bir bildiri yayınlanmasına ön ayak olmuştu.



DERGİNİN TAMAMINA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ


Bu arada başta İzmirli Ermenilerin oluşturduğu Ermeni Gönüllü Ordusunu kurup Başkomutanlığına oturan Ermeni General Turkom, örgütlediği “Kara Bölükler” isimli Ermeni çetecilerini, vahşet, zulüm, kundakçılık, yangın çıkarıp yayma, Türklerin katliamı konularında özel olarak eğitmişti. Bu konuda İzmir’de, Basmane yöresine odaklanmış Protestan Misyonerlerin Ermeni gençleri, Anadolu’nun içlerinde olduğu gibi Birleşik Devletler ve İngiltere desteği ile işgal kuvvetlerine katılmaya ikna edici manevi ve maddi iknaları olmaktaydı.

Bu karmaşa ortamında 9 Eylül 1922 Cumartesi günü, Türk Süvarilerin İzmir Rıhtımına girişi, ki saat öğlenden sonra 16.00 civarıdır, zira sabah saatlerinden öğleye kadar şehirde kalan Yunan Birlikleri şehri terk etmeye devam etmişti, kalan bazı Yunan ve Emeni milisleri yer yer bazı semtlerde direniş gösterdiyse de sonuçta teslim olmuşlardı. Bu saatlerden önce Yunan Ordusunda radyo-telsiz istasyonu kurulmuş olduğu Kadife Kaleye Türk Bayrağı çekilmişti.

13 Eylül günü Büyük İzmir Yangını ortaya çıkmış ise de 11 ve 12 Eylül günleri şehrin özellikle Ermeni Mahallesi ve ona kuzey batıdan komşu olan ve günümüzde Kahramanlar ve Mimar Sinan Mahalleleri, (Kültürpark dahil) sınırlarında yer alan Agia Catherina, Hadjı Franko ve Psomalani adları ile anılan Rum Mahallelerinde yer yer küçük çapta yangınlar çıkartılmış ancak kısa sürede kontrol altına alınmıştı. Bu mahalleler kendi ölçüsünde göreceli dışa kapalı orta ve daha ziyade alt gelir gruplarının oturduğu yasa dışı işlerin yoğun olduğu bölgeler idi. Bu kesimlerde ortaya çıkan Büyük Yangın için yüzlerce senaryo ortaya atılmış ise de gerçek olan ve bugün artık Yunanlı yazarlar tarafından da kabul gören söyleme göre yangının Ermeni Mahallesinde, Ermeniler tarafından birden fazla yerde çıkarıldığıdır. Takiben yangın şehrin çeşitli yerlerinde kundaklamalar sonucunda artmıştır. Yaptığımız araştırmalar sonucunda yangının odağı Ermeni Mahallesinde, Suzan Sokak olarak doğrulanmış olup bu sokağa Surp Stepanos (St. Etienne) Ermeni Katedrali cephe vermektedir. Diğer bir çıkış odağı ise düşük gelirli Ermenilerin barınağı olarak kullanılan Basmane’de, İzmir Tabakhanelerinin arkasında yer alan Büyük ve Küçük Murtekie Hanlar ve Agia Catherina Rum Mahallesinde yer alan Rumların kullandığı Chikodia (Tchicuria) Hanlardır.

28 Eylül 1922 tarihli raporda yer alan hususlardan, İzmir Sigorta Şirketleri Yangın Servisi Müdürü Sigortacı Ernest Bon’un ifadesi açık olarak; “İzmir’de çok iyi organize itfaiye ekipleri çok sayıda Hıristiyan’ın gitmiş olmasından dolayı ne yazık ki kargaşa içindeydi. İtfaiye ekipleri mümkün olduğu kadar çabuk harekete geçtiler, ama onlar şehrin birçok noktasında aynı anda çıkan yangın karşısında bulunuyorlardı, bu durum Türk yağmacılara atfedilmeyecek bir organizasyonu gösteriyor. Bu yangınlar mevcut yeteri miktardaki yanıcı malzemeyle daha da artmış ve çok kısa sürede yaygınlaşmıştır. Kundakçılar (Rumlar ve Ermeniler) görevlerini yapmakta olan Hıristiyan itfaiyecilere bile saldırmışlardır” şeklinde idi.

Öz olarak İzmir yangını münferit yerlerde oluşturulmuş ise de ana odak 13 Eylül Çarşamba gecesi saat 02.00 sıralarıdır ve 4 gün sürmüştür. İlk zamanlar fakir işçilerin yaşadığı, daha sonra Ermeni çetecilerin yatağı olan bağdadi han yapıları alevlerin çabuk yayılmasına sebep olmuştu. Burada hatırlamakta yarar bulunmaktadır ki Yunan ordusunda ‘Kara Şeytan’ lakaplı General Nikolaos Plastiras, Prens Andreas’ın emri ile “kundakçı müfrezeleri” kurmuştu. Türk köylerini, kasabalarını, şehirlerini ateşe vererek, ekinleri, hayvanları, doğayı ve üzerindeki tüm Müslümanları yok ederek İzmir’e ulaşılmış ve son ateş burada şehre büyük zarar vermiş, 200 kişiyi evsiz bırakmıştı. Kara Şeytan Plastiras, Türk askerleri şehre varmadan çok önce İzmir’e gelip, Cumhuriyet sonrası Yalova Kaplıcalarını da işletecek Naim Mulaliç tarafından çalıştırılan Grand Hotel Splendid Palace’a yerleşmişti. Burası aynı zamanda Yunan Ordusunun karaya ilk çıktığı yer idi.

İstiklal Mücadelesi süresinde Türk Ordusuna karşı savaşan Yunan Birliklerinin yaklaşık yüzde 30’u Anadolu’da Türklerle birlikte yaşayan yerli Rumlardan oluşmaktaydı. Ankara Hükümeti veya Büyük Millet Meclisi Hükümeti almış olduğu kararla Anadolu Rumlarının Yunan Ordusuna katılmasını kısmen engellemeye çalışmakta idi. Bu kapsamda savaş esnasında Osmanlı vatandaşı olduğu halde Yunan Ordusuna katılarak Türk Ordusuna karşı savaşacakların esir alındığında esir muamelesi görmeyerek Ankara İstiklal Mahkemesinde vatana ihanet suçu ile en ağır cezaya çarptırıldığı bilinmekte idi. Bu nedenle ordudan kaçan yüzlerce Rum son durak olarak sığındığı İzmir sokaklarında başıboş dolaşmakta idi. 9 Eylül öncesinde İzmir’de 300-350 bin kişinin sığınmacı durumunda olduğu varsayıldığında Yunan Ordusunda, kaçamayan ve şehirde düzensizlik yaratan asker kaçakları takip eden günlerde yakalanarak düzensizlik yaratan bu kişiler engellenmeye çalışıldı, esir muamelesine tabi tutuldu. İngiliz kayıtlarına göre Yunanistan’da esir tutulan 520 subay 6002 asker geri kalanları sivil olan 22 bin 71 Türk esiri sayıları azalmış olsa da zaman içinde değiştirildiler. Geri kalanların Yunanistan’da uygulanan ağır esaret şartları altında hayatını kaybettiği düşünülmektedir. Sivil esirler herhangi bir askeri hüviyeti olmayan kişilerdi ve Türkiye’deki Yunan esirleri ile becayişte özellikle sayı üstünlüğü elde etmek için götürülen kişilerden oluşmakta idi.