Kötülüğün böylesine egemen olduğu bugünlerde her şeyin o kadar dışındayız ve o kadar bir şeylere ‘müdahale edemiyoruz’ ki... Ne yapsak, ne söylesek karşılığı da yok muhatabı da. “İnsan gerçekten hayret ediyor” ama yine her seferinde elbette “Böyle bir şey olabilir mi ya?” hayretine düşecek, “doğru bulmasak” da “Anayasa’ya -ve ahlaka- aykırı” olan her şeyi olağanlaştırmak suretiyle sessizliğimizi koruyacağız. Çünkü neden? Çünkü halka bunu açıklayamayız değerli arkadaşlar!

Meşru olmayan bir referandumun meşru olmayan sonuçları bir şekilde kanıksatıldı. Ülke gündemi: CHP’nin iç sorunları ve 2019 seçim çıkarları. Şahsen bunu doğru bulmuyorum!

Kusura bakmayın; “Eyyy blablabla... Yav sen kimsin yav?” ve “Böyle bir şey olabilir mi ya?” olmak üzere iki soru cümlesi üzerinden anılan noktaya gelen koskoca Türkiye siyaseti üzerine de, benim oyumu koruyup hesabını sormayan arkamda da durmayanlara dair de bir şeyler(!) söyleme ciddiyetimi tabii ki yitirdim.

Ne söylense, ne yazılsa yüreği bir türlü soğumayan bizler; -hala- öfkeliyiz.

Karşılık ve muhatap bulamamamıza rağmen, tarih yazanlara(!) şerh düşmekten ve tarihe yazıldığının farkında olmayanları dürtmekten(!) vazgeçmeyecek; inatla ve ısrarla susmayacağız.

Elbette bu susmayışlarımız bir şeylerin/birilerinin propagandasını yapmak, bir şeyleri dizayn(!) etmek ya da birilerine ihtar(!) çekmek değil.

Memleketin gidişatından endişe duyan, yarınla ilgili derdi olan, yaşam hakkı başta olmak üzere insan haklarını savunan ve adaleti, hakkı, hukuku, özgürlüğü, güvenliği herkes için isteyen yurtseverler olarak; “Nerede olursak olalım; içerde, dışarda, derste, sırada... Yürüyeceğiz üstüne üstüne...Tüküreceğiz yüzüne celladın, fırsatçının, fesatçının, hayının... Dayanacağız kitap ile... İş ile... Tırnak ile, diş ile... Umut ile, sevda ile, düş ile...”

Olan oldu, olanlar oluyor ve olacak. Hepimiz biliyoruz ki ‘bu böyle gitmeyecek.’

Filler tepişe dursun, biz de bir yandan yarın için ‘ne yapacağız’ı kurgulayıp ‘işimize’ bakalım.

Böylesine kaynayan(!) Türkiye’de 2019’un hesabını yapanlar bilmelidir ki, ‘biz kazanacağız!’

Referandumda verilen mücadele ‘hayır’dan sonrası için yükseltilmesi gereken -ve beklenen- mücadelenin ayak sesleriydi. O mücadele ki; mütedeyyin Anadolu insanından ‘militan’ yaratan bu güruhun karanlığına karşı verilecek olan mücadeledir!

***

Siyaset, referandum sonrası da kaosla devam ederken; tabii ki diğer yanda meşruiyetini kazanan faşizm de gereğini yapıyordu.

İzmir’de gayrımeşru olan referandum sonuçlarını protesto eden öğrenciler ve gazeteci/belgeselci arkadaşımız Kazım Kızıl tutuklandı.

Silopi’de yedi yaşındaki Muhammet ile altı yaşındaki Furkan kardeşler bir panzerin gece yarısı evlerine, uyudukları odaya, dalması(!) ile uykularında can verdi. Habertürk Gazetesi, bu katliamı “Panzer uykuda yakaladı” başlığıyla servis ederek -en kibar tabirle- basın tarihine kara leke olarak geçti. Whatsapp’ın çökmesi kadar, Wikipedia’ya erişim engeli kadar konuşulmadı uykularında üzerinden panzer geçerek katledilen iki çocuk...

“Silopi’de iki çocuğun ölümü anlatıldığı gibiyse şu anda kimsenin başka konuyla ilgilenmemesi gerekirdi. Rezil bir toplumuz” yazan Ümit Kıvanç’a ek yapan KHK ile ihraç ettikleri  Ege Üniversitesi akademisyenlerinden, kıymetli hocamız Melek Göregenli’nin dediği gibi: “Rezil olmayı bilsek keşke. Rezil bile değiliz.. Sonsuz bir emme kapasitesi olan kocaman süngerler gibi bir şey.”

77 yaşındaki Kemal Gün oğlunun cenazesini almak istiyor; aylardır açlık grevinde...

KHK ile ihraç edilen akademisyenler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ise işlerini geri istiyor; aylardır açlık grevinde... “İktidarın açlıkla terbiye etme politikasına karşı çok net bir cevap bu” diyen Nuriye hocanın da Semih hocanın da sağlık durumları ağırlaştı.

Ünsal Ünlü'nün, ‘Ölüm orucunu WhatsApp kesintisi kadar önemsediğimizde düzeleceğiz’ başlığıyla internet üzerinden yaptığı canlı yayında sorduğu şu soru üzerinde düşünüyorum: “Sesi kim yükseltecek de insanlar kulak kabartmak zorunda hissedecekler?”

K İ M?

Yasin Börü için istenen adalet neden Berkin için, Ali İsmail için, Ethem için, Hasan Ferit için, Muhammet ve Furkan kardeşler için istenmiyor?

Neden ölümler ve acılar yarıştırılıyor? Nasıl ölümler ve acılar bile ayrıştırılabiliyor?

N E D E N?

N A S I L?

Kendisinden başka kimseyi duymayanların baskın tek sesinin ‘ahengi’ içinde attığımız çığlıklar birer kakofoniden ibaretmiş gibi...

Yunus Emre’leri, Hacı Bektaş Veli’leri, Mevlana’ları etkilemiş, 900’lü yıllarda yaşamış bir İslam alimi olan Hallac-ı Mansur’un dediği gibi: “Cehennem acı çektiğimiz yer değil, acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir.”

Yurdumuz, acı çektiğimizi kimsenin duymadığı bir yer haline dönüştürüldü.

Vebali büyük.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner13

banner14

banner15

banner31

banner11

banner12

banner16

banner24

banner30