DOLAR
3,5423 % 0,5878
  • Abit Dursun

    Abit Dursun

Zehirle mücadeleye devam

H

Horace Mann,’’ Zararlı alışkanlık bir halata benzer. Her gün bir lif örer ve sonunda, onu koparılamayacak kadar güçlü yaparız’’der. Uyuşturucu türevi maddeler, son yıllar da birçok ülkenin- tabi ki Türkiye’nin de – başını oldukça ağrıtmaktadır. Gün geçmiyor ki bir dramatik olay, gazete sayfalarına manşet olmasın, beyaz camda ki yürek burucu görüntülerle evlerimize konuk olmasın. Uyuşturucu; bir yandan insan müsveddesi zehir tacirlerine trilyonluk servetler kazandırırken, diğer yandan da, adını bile bilmediğimiz nice insanın ocağını söndürmektedir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu; 1987 Yılında, uyuşturucusuz temiz bir toplum hedefine ulaşma ve uluslararası alanda eylem ve işbirliğini güçlendirmek amacıyla her yıl 26 Haziran gününü ‘’uluslar arası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü’’ olarak ilan etmiştir. BM geçen yıl (2014) 26 Haziranda da her yıl olduğu gibi’’ Dünya Uyuşturucu Raporunu’’yayınladı. Rapor’da çarpıcı başlıklar dikkat çekiyor: --- 2014 Yılın.. Devamını Oku

Hangi demokrasi?

D

Demokrasi kelimesinin aslı, Yunanca Dimokratia ( yani dimos, halk zümresi, ahali+Kpatoç yani kratia iktidar) sözcüğünden türemiştir. Türkçeye, Fransızca democratie sözcüğünden geçmiştir. Demokrasi halkın yönetimi, halkın kendi kendini yönetmesi anlamına gelen siyasi yönetim biçimi. Genel olarak, temsil, çoğunluğun yönetimi, partiler arası karşıtlık ve yarışma, alternatif hükümet şansı, kontrol, azınlık haklarına saygı gibi temel kavram düşüncelerle belirlenen politik sistem. Genel ifadesini, yurttaşlar arasında ekonomik bakımdan büyük farklılıkların olmaması gerektiği görüşünde bulan, bireylerin doğuştan getiren, sonradan sağlanan, ırk ya da mezhebe dayalı ayrıcalıkları olmaması gerektiğini savunan, kısacası bir eşitlik fikri, yani toplumdaki iktidar sisteminin, insanlar arasındaki farklılıklara göre değil de, benzerliklere göre dayanması tezi üzerine yükselen yönetim tarzı. Yani demokrasi; eşitlik ilkesine dayalı bir yaşam biçimi.... Yukarıdaki ansiklopedik bilginin özünü aslında a.. Devamını Oku

Kanunların bittiği yerde zulüm başlar

K

Kötülük de kayıt altındadır, tıpkı iyilik gibi. Aksi halde yüzlerce hatta binlerce yıl öncesi yaşanmış bir yığın fenalıktan bugün için haberimiz olmazdı Papaz  Cril tarafından göz koyduğu matematikçi kadını, yalanla kurgulanmış sayısız iftirayla ‘’büyücü’’ ilan edip galeyana getirdiği halka ‘’çanak-çömlek’’ile parçalattırarak feci bir şekilde öldürtmesinden nasıl bilgi sahibi olabilirdik yoksa? Matematikçi Hypatia, onu öldürten papaz Cyril,( İskenderiye-İÖ 415) unutulmadı elbette. Tıpkı 1600 yılında Roma’da, önceden hükmü vermiş ve sadece adı mahkeme olan Engizisyon’un kararı gereği Campo Di Fiori Meydanı’nda yakılarak öldürülen Giarduno Bruno’nun da unutulmadığı gibi… Hiçbir şey unutulmaz, aradan isterse asırlar geçsin. Tarih baba bir bir kaydediyor, iyiliği de zulmü de! O anlık ki kudretin sarhoşluğuna kapılıp acımasızlığın doruğuna erişen nice tiran, günü geldiğinde halkı tarafından ayağından asılmıştır darağacına. Hitler, Musonili, Salazar, Franko, Pinoşe…80 yıllık Dü.. Devamını Oku

Kanunların bittiği yerde zulüm başlar

K

Kötülük de kayıt altındadır, tıpkı iyilik gibi. Aksi halde yüzlerce hatta binlerce yıl öncesi yaşanmış bir yığın fenalıktan bugün için haberimiz olmazdı. Papaz Cril tarafından göz koyduğu matematikçi kadını, yalanla kurgulanmış sayısız iftirayla "büyücü" ilan edip galeyana getirdiği halka "çanak-çömlek" ile parçalattırarak feci bir şekilde öldürtmesinden nasıl bilgi sahibi olabilirdik yoksa? Matematikçi Hypatia, onu öldürten papaz Cyril,( İskenderiye-İÖ 415) unutulmadı elbette. Tıpkı 1600 yılında Roma’da, önceden hükmü vermiş ve sadece adı mahkeme olan engizisyonun kararı gereği Campo Di Fiori Meydanı’nda yakılarak öldürülen Giarduno Bruno’nun da unutulmadığı gibi… Hiçbir şey unutulmaz, aradan isterse asırlar geçsin. Tarih baba bir bir kaydediyor, iyiliği de zulmü de! O anlık ki kudretin sarhoşluğuna kapılıp acımasızlığın doruğuna erişen nice tiran, günü geldiğinde halkı tarafından ayağından asılmıştır darağacına. Hitler, Musonili, Salazar, Franko, Pinoşe…8.. Devamını Oku

Ömer Hayyam ya da 'Çadırcının oğlu'

&

'Tanrı gibi gökyüzüne uzanabilsydim, canına okurdum şu feleğin,canına. Bir dünya kurardım,gönlümce,yepyeni, ey insan,derdim,ey insan, dile benden ne dilersen.' Kimileri onu, 'Zevk ve safa şairi' olarak tanımlar. Kimileri içinse o,'10.yüzyıl hümanistidir.' Çadır imalatçısı bir baba; Kur'an, Hadis, Felsefe, Matematik ve Astronomi bilimleriyle yoğrulmuş bir çocukluk ve gençlik dönemi. Yaşadığı çağın geleneğine uygun olarak 'Hayyam' yani 'Çadırcı' takma adını alır. Ömer Hayyam'ın doğduğu tarih tam bilinmemekle birlikte,1025-1050 yılları arasında doğduğu sanılıyor. Yine eldeki bilgilere göre ölüm tarihi 1121'dir.Yaşamı sürekli sorgulamayla geçer. Kuşkusuz Yunan felsefesiyle olan dostluğunun bunda payı büyüktür. 'Cehenneme hani kim gitmiş?' 'Hani, cennetten dönen kim?' Bu dizelerde Hayyam'daki 'sınırsız kuşkuculuğun' izlerini görmek mümkün. Kuşkuculuğu onu, özgürleşmenin temeli olan .. Devamını Oku

Mutsuzlar ülkesi

H

Helen Keller,’’ Kimse mutluğu üretmeden, tüketme hakkına sahip değildir.’’der. Yeni bir yıla girerken hep aynı dilekte bulunduk sevdiklerimize… Sağlık, başarı, mutluluk… Yazılı ya da sözlü iletişimle milyonlarca insan 31 Aralık gecesinde birbirleri için diledi, istedi mutluluğu… Oysa o dilediğimiz mutluluğu daha filizken elbirliğiyle kuruttuğumuzu unutarak… Yalanın… Sahtekârlığın… İkiyüzlülüğün… Vicdansızlığın… ….ve hırsızlığın en geçerli akçe olduğu bir coğrafyada mutlu olabilmek mümkün müdür? Birilerine mutluluk dilerken o birilerini sürekli mutsuz kılıyor olabiliriz mi? Ömrü hayatı yağcılık ve yalakalıkla geçirip,  sonra bu işlerde bezi olmayanların mutlu olmasını oturup beklemek…olası mıdır?  ‘’Asıl’’ yurttaş Mehmet’in asgari ücretli maaşı, yeni yıldan itibaren günlük 2 lira arttı! Yani bir simit parası! Yani bir binişlik otobüs ücreti! Oysa,‘’ Vekil’’ yurttaş Mustafa’nın platinum kredi kartlı maaşında ki günlük artış ise onla.. Devamını Oku

Aklın özgürleşmesi

A

Aydınlanma çağının yaşanması ile Hristiyanlık dininde kilisenin toplumsal yaşamdaki ağırlığı azalmış, özgürleşen akıl bilimde, sanatta önemli atılımlar yaptırmıştır Avrupa insanına. Ancak, Hristiyanlığın en kara dönemi olan ''Engizisyon dönemini'' unutmamak gerekir. Sadece Giarduno Buruno'ya yapılanlar bile o dönemin ne kadar insanlık dışı ve vahşice olduğunu anlatmaya yeter de artar bile. Bir de yeni palazlandığı yüzyıllar var ki, o dönemdeki papazların vahşilikte ve canavarlıkta engizisyonda yer alanlardan hiç de aşağı kalır olmadıkları görülmektedir. ''...415 yılının Mart ayında, Honorios'un onuncu, 2.Theododius'un altıncı konsullüğü zamanında, Lent sırasında Peter'in başını çektiği kalabalık eylemi gerçekleştirdi. Hypatia, şehirdeki günlük gezisinden eve dönerken, adını bilmediğimiz bir caddeden geçiyordu. Arabasından indirilerek, imparator tapınışın eski tapınaklardan biri olan Cesarion Kilisesine götürüldü. Burada elbisesini çıkardılar v.. Devamını Oku

Neden aydınlanma?

1

17. yüzyılın sonlarından başlayıp, 18. yüzyılın sonlarına değin süren Aydınlanma Çağı, diğer tanımıyla Aydınlanma Dönemi, doğmayla tam bir hesaplaşma dönemidir. Kendi felsefesini yaratır. Aydınlanma felsefesi, insan düşüncesinin, insan yaşamının ve biçiminin aydınlanmasını amaçlıyordu. İnsan düşünürken ve değerlendirme yaparken, dinin buyruklarına ve geleneklerine bağlı kalmamalı, kendi aklı ve deneyimleriyle yaşamı aydınlatmaya çalışmalıydı. Bütün dinlerin ortak özelliği buyurucu ve değişmez kurallar koymaktı. Gerçekten de, Ortaçağ Avrupa'sında hristiyanlık, yaşamın her alanını belirliyor, buyurucu kurallar koyuyordu. Kilise, din konusunda yetkili bir kurum olarak, insanların özel yaşamlarına bile karışıyor, insanın bir gerçeği aklın süzgeçinden geçirerek anlaması yerine, din ne buyuruyorsa inanmasını öngörüyordu. Dinin, kilisenin buyruklarına karşı çıkanlar en ağır cezalara çarptırılıyor, hatta ateşe atılarak yakılıyordu... 30 Temmuz 1592... İlk işkence. Ve artık sür-git .. Devamını Oku

Dejavu

A

Aslında yazımın konusu başkaydı... Geceli gündüzlü yağan yağmurlar ve sonrasındaki o bilindik... Bilmek ne kelime artık kanıksadığımız, adeta kaderimiz(!) olan görüntülerle karşılaşmamış olsaydık eğer... Kentlerin caddeleri, sokakları yine geçilmez... Yine alt katlara gömülmüş yaşamın isyanı... Yine cehaletin sarmalında kimsesizlerin "kimsesizliği" ve suya yazılmış hüzün... Bir ömür boyu göz nuru dökülerek işlenen çeyizler... Daha taksiti bitmemiş koltuk takımları, halılar... Göle dönüşmüş odalarda yüzerken... O iç parçalayan çaresizliğin haykırışını yazayım istedim birden. Karabasandan fırlamış bir "dejavu"nun ortasındayım sanki... Kime ne söyleyeyim, kime kızayım? Her yağmurda bu görüntüleri bize izleten yerel "reis"lere mi? Kendi rezilliğinin müsebbipi ahaliye mi? Hiç merak eden var mı... Belediyeler bütçelerinin yüzde kaçını altyapıya harcarlar? Yağan yağmurlar sonrası çöken altyapının yüklenicisini mahke.. Devamını Oku

Cemevi bahane, rant şahane

E

Eskiden pek çoktu… Tabelaları cafcaflı, her biçimden rengârenkti… Sayıları günden güne azaldı ama yine de icrai-faaliyetteler. Devlet onları fark edene kadar epey de yol almışlardı hani… Dışarıda’’ Kuş Sevenleri Cemiyeti’’ yazısı… İçeride ise kimi ‘’kaz’’lara, kanatlılar kontenjanından izzet-i ikbal! Hayvanlardan haz etmeyenler… Başka şeyler iliştirdiler levhalarına. Göç ettiği köyünün, kasabasının ya da şehrinin adını verenin haddi hesabı yoktu… Devlet erkânı sevine dursun ahali çağ atlıyor diye… Karaman misali, koyunu da oyunu da sonra çıktı, her mekân baskınından sonra… Meğer hepsi birer ‘’kumar cenneti’’olmuş da kimsenin haberi yokmuş! Polis çoktan uyandı da… Ne işse yerel idare de uyku derin halâ… Biri hariç… Onun Başkanını da recm edecekler güçleri yetse… Uyumadığı için, Kamu malına sahip çıktığı için, Çarpık yapılaşmaya izin vermediği için, Emanete hıyanet etmediği için… Olayımız, Yamanlar Cemevi’ne bağlı düğün salonunu.. Devamını Oku

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Köşe Yazıları

Arşivde Ara

Dikey